Dr. Reşat Sinanoğlu - Yönetim Danışmanı http://www.resatsinanoglu.com Yönetim Danışmanı Dr. Reşat Sinanoğlu'nun gazete makaleleri, elektronik formatta hazırlanmış kitapları ve blog platformu. tr YEREL PARA BİRİMLERİ Yerel para birimleri; ülkelerin Merkez Bankalarının çoğaltma (para basma) yetkisi olduğu resmi para birimleridir. Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankasının çoğaltma (para basma) yetkisi olduğu Türk Lirası gibi. Rezerv para birimleri; Merkez Bankalarının küresel ticareti sürdürmek için bulundurmak (rezerv etmek) zorunda oldukları paralardır. http://www.resatsinanoglu.com/222/yerel-para-birimleri.html http://www.resatsinanoglu.com/222/yerel-para-birimleri.html Wed, 21 Oct 2020 13:14:49 +0300 KURUMSAL AKADEMİ Kurumsal Akademi; şirketlerin daha iyi yönetilme ihtiyacını karşılamak için çoklu disiplin yaklaşımıyla tasarlanan kaynak seti yatırımıdır ve birçok örnekte olduğu gibi kurum içi eğitimlerin paketlenmesi ile sınırlı değildir. Aksine, kurumun yerleşik doğrularının tamamının sorgulanmasını sağlayacak nicelik ve nitelikte güncellenen bir kaynak seti ile ortak akla servis veren ve yine ortak akıl ile iyileştirilen platformlardır. http://www.resatsinanoglu.com/221/kurumsal-akademi.html http://www.resatsinanoglu.com/221/kurumsal-akademi.html Sat, 05 Sep 2020 14:37:08 +0300 EKONOMİK BÜYÜME VE EKONOMİK KALKINMA Ekonomik büyüme ile ekonomik kalkınma aynı anlama gelmez. Başka bir deyişle, her ekonomik büyüme beraberinde ekonomik kalkınmayı getirmez. Her ikisini de tanımlayarak aralarındaki farkın görülmesini sağlayalım. Ve ekonomik kalkınma için yapılması gerekenleri anlamaya çalışalım. http://www.resatsinanoglu.com/220/ekonomik-buyume-ve-ekonomik-kalkinma.html http://www.resatsinanoglu.com/220/ekonomik-buyume-ve-ekonomik-kalkinma.html Wed, 06 May 2020 16:36:49 +0300 COVID-19’UN EKONOMİYE ETKİSİ COVID-19’ un ekonomiye etkisini analiz etmek,  çıkarımları açısından yanılma payı yüksek ve değişken bir varsayımın peşinde olmak demektir. Yönetim bilimci olarak, çözüm üretmeden önce sorunun tanımlanması gerektiğini anlatırız ki sorunun nedenleri ile kendisi karışmasın. http://www.resatsinanoglu.com/219/covid-19un-ekonomiye-etkisi.html http://www.resatsinanoglu.com/219/covid-19un-ekonomiye-etkisi.html Sat, 28 Mar 2020 15:11:39 +0200 KÜRESELLEŞME Küreselleşme, daha iyi bir dünya yaratamadı. Aksine, dünyanın sorunlarını ve gelir dağılımı adaletsizliğini büyüttü. Küreselleşmeden yararlanabilecek beşeri sermayeye sahip olanlarla, yararlanamayanlar arasındaki sınıfsal fark derinleşti ve küreselleşmenin, herkesin yararına olacağı iddiası geride kaldı. Ne var ki, küreselleşme ben almayayım denilebilecek bir olgu değildi. Kapsayıcı ve baskın karakteri ülkeler üzerinde sürü etkisi yarattı. http://www.resatsinanoglu.com/218/kuresellesme.html http://www.resatsinanoglu.com/218/kuresellesme.html Sat, 15 Feb 2020 18:46:55 +0200 BEŞERİ SERMAYE Beşeri sermaye kavramından, Gary Becker 1950’lerde teorisini geliştirene ve aynı isimde çok satan bir kitap yazana kadar kimsenin haberi yoktu(1). Becker, insanların okul ve mesleki eğitimlerine yapılan yatırımların nasıl geri döndüğünü ele almaya karar verdi. Beşeri sermaye “bir insanın yaşamına katkı sağlayan bildiği her şeyin toplamı” olarak Literatüre girdi. http://www.resatsinanoglu.com/217/beseri-sermaye.html http://www.resatsinanoglu.com/217/beseri-sermaye.html Sun, 05 Jan 2020 13:09:25 +0200 SİYASET VE EKONOMİ Siyaset ve Ekonomi, büyük resmin oluşumunda birbirini etkileyen ve biri diğerine bağımlı parçalardır. Ayrı uzmanlık alanlarının yaşamsal işbirliğini, ekonomi penceresinden ele almaya çalışacağım. http://www.resatsinanoglu.com/216/siyaset-ve-ekonomi.html http://www.resatsinanoglu.com/216/siyaset-ve-ekonomi.html Mon, 23 Dec 2019 18:27:12 +0200 ÇİN, ABD TİCARET SAVAŞLARI ÇİN, ABD ticaret savaşlarının körüklediği Resesyona, küresel ekonominin tahammülü zayıftır. Resesyona yönelik parasal gevşeme (Quantitative Easing) ile yanlış zeminin ve yapısal sorunların büyüme olasılığı da yüksektir. http://www.resatsinanoglu.com/215/cin-abd-ticaret-savaslari.html http://www.resatsinanoglu.com/215/cin-abd-ticaret-savaslari.html Thu, 21 Nov 2019 21:21:39 +0200 PİYASALAR Piyasalar yanıltmaz, her durumda gerçeği yansıtır. Sadece, piyasaların yansıttığı gerçeği her kesim aynı sürede hissetmez. Açık toplum ve açık ekonomi ortamlarının doğası gereği var olan düzensiz ve karmaşık ilişkiler piyasaların oto kontrolündedir. http://www.resatsinanoglu.com/214/piyasalar.html http://www.resatsinanoglu.com/214/piyasalar.html Sat, 02 Nov 2019 20:27:11 +0200 ÖNGÖRÜ Öngörü; kısaca ileriyi görebilme yeteneği olarak tanımlanabilir. Tutarlı bir öngörü için konuya ait yeterli bilgiye sahip olmak, büyük resme olan etkisini ölçmek ve ileriye yönelik gelişimini etken çevre değişkenleriyle birlikte tahmin edebilmek gerekir. Günümüz teknoloji ortamında tahminleri sürekli güncellemek ve iyileştirmek mümkün olsa da, küresel etkileşim düzleminde öngörü yapmak ve belirsizlikleri minimize etmek kolay değildir. http://www.resatsinanoglu.com/213/ongoru.html http://www.resatsinanoglu.com/213/ongoru.html Fri, 27 Sep 2019 14:48:29 +0300 PARASAL GENİŞLEME Küresel ekonomide durgunluk (Resesyon) beklentisinin arttığı bir döneme girerken, Merkez Bankalarının kendi evlerinin içini düzenleme kaygıları da arttı. Piyasaları canlandırmak amacıyla alınan makro ihtiyati kararların mikro alanda yaratacağı beklentileri analiz etme gereksinimi de beraberinde geldi. Parasal genişlemenin ne olup, ne olmadığını anlatarak başlayan bir yazıyla, katkıda bulunma ihtiyacı duydum. http://www.resatsinanoglu.com/212/parasal-genisleme.html http://www.resatsinanoglu.com/212/parasal-genisleme.html Sun, 01 Sep 2019 13:43:58 +0300 MALİYET Maliyet, doğru tanımlanması en zorlu kavramlardan biridir. İşletme disiplininde, Yönetim Muhasebesi (*) başlıca bu nedenle geliştirilmiştir. Maliyetlerin her biri en az ikiyüzlüdür. Görünen yüzleri, temsil ettikleri giderlerdir. Görünmeyen yüzleri ise var ettikleri hizmetlerdir. http://www.resatsinanoglu.com/211/maliyet.html http://www.resatsinanoglu.com/211/maliyet.html Thu, 06 Jun 2019 12:27:25 +0300 YÖNETİM Yönetim, sosyal, siyasal ve ekonomik alanlarda elde edilen olumlu ya da olumsuz sonuçların tek nedenidir. Başka bir deyişle, elde edilen başarılı ya da başarısız sonuçların “yönetim” dışında aranması gereken bir başka nedeni yoktur. Mikro Ekonomiden bir örnek verelim. İhraç edilen bir ürün, standartlara uygun olmayan madde içerdiği için iade edilirse nedeni; üretim ve dağıtım süreçlerinin iyi yönetilmemesidir. http://www.resatsinanoglu.com/210/yonetim.html http://www.resatsinanoglu.com/210/yonetim.html Mon, 25 Mar 2019 20:46:27 +0200 LİYAKAT Liyakat; sözlük anlamı “uygunluk, yeterlilik ve yetenek” açısından öngörülen pozisyona layık olmak demektir. İyi bir eğitimi, deneyimi, yetkinliği ve ahlâklı olmayı bir arada yansıtır. Liyakat, kurumsal bir yapılanmada yer alan her rol için vazgeçilmez Kriterdir. Söz konusu Kriteri bilerek ya da bilmeyerek göz ardı eden her kurumsal yapı zedelenir ve bütüne olan etkisi oranında olumsuz sonuçlar kaçınılmaz olur. http://www.resatsinanoglu.com/209/liyakat.html http://www.resatsinanoglu.com/209/liyakat.html Thu, 07 Feb 2019 17:30:14 +0200 İNOVASYON İnovasyonun, insanlık tarihinin en eski kavramlarından biri olduğunu söylemek mümkündür. İnsanoğlu, tarihsel süreç içerisinde sürekli değişen ve gelişen ihtiyaçlarını önce keşfetmeyi sonra karşılamayı başarmıştır. http://www.resatsinanoglu.com/208/inovasyon.html http://www.resatsinanoglu.com/208/inovasyon.html Sun, 06 Jan 2019 16:02:44 +0200 DİJİTAL DÖNÜŞÜM 90’ların ortasında hayatımıza giren internet ve sonrasında yaygınlaşan mobil teknolojilerin iletişim ortamını ve alışkanlıklarını değiştirmesi ve giderek merkezine oturması, dijital dönüşümün başlıca nedenidir. http://www.resatsinanoglu.com/207/dijital-donusum.html http://www.resatsinanoglu.com/207/dijital-donusum.html Sat, 22 Dec 2018 12:52:10 +0200 İŞLETMELER AMAÇ DEĞİL ARAÇTIR İşletmeler amaç değil araçtır. Çeşitli çıkar grupları aynı araç üzerinden farklı amaçlara ulaşırlar. Hissedarlar, çalışanlar, iş ortakları, devlet ve sosyal çevre, başlıca çıkar ortaklarıdır. Tüm tarafları mutlu etmeyen kurum amacı, sürdürülemez olandır. http://www.resatsinanoglu.com/206/isletmeler-amac-degil-aractir.html http://www.resatsinanoglu.com/206/isletmeler-amac-degil-aractir.html Tue, 30 Oct 2018 10:49:17 +0200 SÜREÇ YÖNETİMİ Süreç yönetimi, sonuca giden yolda önceden tanımlanmış faaliyetler dizisinin yönetimidir. Sonuç ise gerçekleşmiş ve elde edilmiş olandır. İşletme yönetiminde henüz gerçekleşmemiş sonucun adı hedeftir. Süreçlerin önceden tanımlanma gereği de öngörülen hedefe nasıl ulaşılacağının tasarlanmış olmasından ileri gelir. http://www.resatsinanoglu.com/205/surec-yonetimi.html http://www.resatsinanoglu.com/205/surec-yonetimi.html Sun, 23 Sep 2018 12:17:23 +0300 EKONOMİDE GÜVEN Ekonomide güven, yatırımcıların ve tüketicilerin ekonomi yönetimine zihinlerinde açtıkları kredinin karşılığıdır. Sağlam bir öyküye dayanır ve yanıltılmadıkları sürece devam eder. Günümüze kadar sahaya inebilmiş ve Literatürde karşılık bulmuş başlıca iki tür ekonomik sistem vardır. Birincisi; üretim ve hizmetlerin devletin güdümünde belirlendiği Planlı Ekonomidir. Diğeri, üretim ve hizmetlerin piyasanın tercihlerine göre belirlendiği Pazar Ekonomisidir. http://www.resatsinanoglu.com/204/ekonomide-guven.html http://www.resatsinanoglu.com/204/ekonomide-guven.html Sun, 26 Aug 2018 23:49:33 +0300 ENFLASYON VE BÜYÜME Enflasyon mu, büyüme mi sorusu şu sıralarda yine çok konuşulur oldu. Ne zaman enflasyon yükselse, biri diğerine seçenek ya da mazeretmiş gibi ileri sürülen denklem doğruyu yansıtmıyor. Enflasyon ve Faiz isimli yazımda (18 Aralık 2014) üzerinde durduğum kavramsal tanımlara tekrar girmeden bu kez meslek dışı vatandaşın da anlayacağı örneklerle konuyu açıklamaya çalışacağım. Basit anlamda, fiyatlar genel seviyesindeki artış olarak tanımlanan enflasyon vatandaş için ne ifade eder. http://www.resatsinanoglu.com/203/enflasyon-ve-buyume-.html http://www.resatsinanoglu.com/203/enflasyon-ve-buyume-.html Thu, 12 Jul 2018 19:47:45 +0300 HALKA AÇILMAK Halka açılmak (halka arz) nedir, nasıl gerçekleşir sorusunun cevabı internet ortamında kolayca bulunabilir. Üzerinde durulması gereken, halka açılmak isteyen şirketlerin hisse senetlerini “yatırımcılar neden alsın” sorusuna cevap bulmaktır. http://www.resatsinanoglu.com/202/halka-acilmak.html http://www.resatsinanoglu.com/202/halka-acilmak.html Thu, 17 May 2018 15:36:40 +0300 SORUN TANIMLAMADAN ÇÖZÜM ÜRETMEK Sorun tanımlamadan çözüm üretmek, doğru çözümü aramanın önündeki temel engeldir. Kurumsal ve bireysel konulara ait yönetime muhtaç hemen her vakanın analizinde, sorun tanımlamaya gereken özenin gösterilmemesi, verimsiz süreçlerin ve istenmeyen sonuçların başlıca nedenidir. http://www.resatsinanoglu.com/201/sorun-tanimlamadan-cozum-uretmek.html http://www.resatsinanoglu.com/201/sorun-tanimlamadan-cozum-uretmek.html Wed, 14 Mar 2018 22:57:38 +0200 PAZARLAMA YÖNETİMİ SAHADA RAYINDAN ÇIKIYOR Pazarlama yönetimi sahada rayından çıkıyor. Dramatik sonuca elbette yavaş, yavaş gelindi. Sorumluları, pazarda cirit atan sözde pazarlama uzmanları değil, sözde pazarlama uzmanlarına fırsat veren işverenler ve lisans sonrası programlarında neredeyse önüne gelene sözde ders verme olanağını veren üniversitelerdir. http://www.resatsinanoglu.com/200/pazarlama-yonetimi-sahada-rayindan-cikiyor.html http://www.resatsinanoglu.com/200/pazarlama-yonetimi-sahada-rayindan-cikiyor.html Mon, 18 Dec 2017 23:22:42 +0200 ENTELEKTÜEL SERMAYE YETERSİZLİĞİ Entelektüel Sermaye kavramının karşılığını ve işletmeler için ne anlama geldiğini internet ortamında araştırabilir, açıklamalara ait ortak noktaları ve farkları değerlendirip kendi kanaatinizi kolayca oluşturabilirsiniz. Diğer yandan, daha yoğun bir felsefi geçmişe uzanıp günümüze kadar gelen ve süreceği bilinen değişimler üzerindeki etkisini ve önemini tespit etmeye çalışarak, kanaatinizi derinleştirebilirsiniz. Ve birçok varsayıma bağlı farklılaşabilecek bir çalışma sonrasında aşağıdaki gibi basit anlatımlı bir sonuca ulaşmayı da öngörebilirsiniz. http://www.resatsinanoglu.com/199/entelektuel-sermaye-yetersizligi.html http://www.resatsinanoglu.com/199/entelektuel-sermaye-yetersizligi.html Tue, 07 Nov 2017 22:20:06 +0200 PERAKENDE DENETİMİ Perakende denetimi, dağıtım hizmet seviyesinin nihai tüketiciye erişim noktasındaki istikrarını izlemek için yapılır. FMCG (hızlı tüketim ürünleri) olarak adlandırılan ve kolayda mal (kolay erişim ve yaygın dağıtım) olarak da anılan ürün ve hizmetlerin, üreticilerden tüketicilere çok sayıda bağımsız toptancı ve perakendecilerle ulaştırılması, dikey bütünleşmiş dağıtım kanalları yönetiminde uzmanlaşma ihtiyacını da beraberinde getirir. http://www.resatsinanoglu.com/198/perakende-denetimi.html http://www.resatsinanoglu.com/198/perakende-denetimi.html Thu, 27 Jul 2017 21:03:04 +0300 CİRO TUZAK, VERİMLİLİK ESASTIR Ciro tuzak, verimlilik esastır cümlesi açıklanması gereken bir denklemi ifade eder. Basit anlamda,  cironun yaratacağı katma değeri kast eder. Teknik olarak da sabit giderle yaratılan toplam ciro büyüklüğünden çok, toplam katkı payının önemine başka bir deyişle, cironun "araç" yaratacağı katkı payının "amaç" olduğuna dikkat çeker. Kısaca, daha yüksek katkı payı yaratamayan daha yüksek ciro yapmanın, verimli bir sermaye yaratma sürecine servis vermeyeceğini diğer bir ifadeyle, katma değer yaratamayan bir büyümenin hamallık olduğunu vurgular(*). http://www.resatsinanoglu.com/197/ciro-tuzak-verimlilik-esastir.html http://www.resatsinanoglu.com/197/ciro-tuzak-verimlilik-esastir.html Mon, 05 Jun 2017 15:37:00 +0300 KURUMSAL PERFORMANS SİSTEMİ Kurumsal Performans Sistemi ile ilgili sahadaki manzaraya bakarak, içerik Polemiğine girmeden üzerinde durulması gereken bazı hususlara dikkat çekmek istedim. İşletme yönetiminin, işletme bilimi yanında birçok farklı öğrenim dallarını kapsayan (multidisciplinary) bir faaliyet alanı oluşturduğu ve alaylı usta çırak ilişkilerine de kapı araladığı bilinen bir gerçekliktir. Başka bir deyişle, işletme yönetimi herhangi bir bilim dalının tekelinde değildir ama bir oyun sahası da değildir. http://www.resatsinanoglu.com/196/kurumsal-performans-sistemi.html http://www.resatsinanoglu.com/196/kurumsal-performans-sistemi.html Thu, 13 Apr 2017 15:32:14 +0300 GELİR DAĞILIMINDA ADALET Gelir dağılımında adaletin sağlanamaması, toplumsal barışın bozulmasının ve sosyal dokunun kırılmasının başlıca nedenidir. Gelir dağılımında adil paylaşımın parametreleri; fırsat eşitliği ve serbest rekabettir. Ancak, kaynak aktarılmadan da sorun giderilmez. Sermaye ve kazanç yaratmakla ilgili haksız rekabeti önlemek ve fırsat eşitliğini sağlamak; kaynak aktarımıyla ilgili fırsat eşitliğinden faydalanamayanları (hastalık, sakatlık, yaşlılık ve işsizlik gibi) gözeten sosyal politikalarla dağılımı düzenlemek, başlıca Devletlerin görevidir. http://www.resatsinanoglu.com/195/gelir-dagiliminda-adalet.html http://www.resatsinanoglu.com/195/gelir-dagiliminda-adalet.html Sat, 21 Jan 2017 23:29:41 +0200 DÜNYANIN GÜÇ HARİTASI Dünyanın güç haritası görebilenler için şeffaf, göremeyenler için gizemli olabilir. Dünyanın sahip olduğu kıt kaynakların kimler tarafından kontrol edildiğini gösteren ve sınırları güç ilişkisine göre değişebilen bir haritadır. Coğrafi haritalar, ülkelerin sınırlarında bayraklarının dalgalandığı toprak coğrafyasını gösterir ve yazılı çizili her ortamda kolayca bulunabilir. Ulusal yapılanmaların yer aldığı bu haritada sınırlar gönüllü ya da gönülsüz kolay değişmez. http://www.resatsinanoglu.com/194/dunyanin-guc-haritasi.html http://www.resatsinanoglu.com/194/dunyanin-guc-haritasi.html Sat, 10 Dec 2016 14:14:01 +0200 YÖNETİM ÇEMBERLERİ Yönetim Çemberlerinin çalışma prensipleri ve referansı Kalite Çemberleridir. Kalite Çemberleri neredeyse bir asır önce işletme yönetimi içerisinde kendine yer bulmuştur. Kalite Çemberlerinin temel bilimsel referansı Frederic Winslow Taylor (Bilimsel Yönetimin Esasları) tarafından 20. YY başında yazılan kitaptır. http://www.resatsinanoglu.com/193/yonetim-cemberleri.html http://www.resatsinanoglu.com/193/yonetim-cemberleri.html Mon, 10 Oct 2016 13:50:47 +0300 KURUMSAL YÖNETİM Kurumsal Yönetim, çalışanların ne üreteceklerinden daha çok nasıl üreteceklerini önemseyen bir ortak akıl sisteminin varlığını işaret eder. Bir işletme örgütlenmesinde, iyi yönetişim anlayışıyla ortak çıkarlar için bir araya gelenler, yenilenebilen bir ortak akıl sistemi içerisinde aynı yöne doğru hareket ettiklerinde, sonuçların pozitif en çoklanması öncesinden sağlanmış olur. http://www.resatsinanoglu.com/192/kurumsal-yonetim.html http://www.resatsinanoglu.com/192/kurumsal-yonetim.html Tue, 19 Apr 2016 14:14:07 +0300 İŞLETME YÖNETİMİNDE KALİTE GÜVENCE Toplam Kalite Yönetimi, verim odaklı süreç iyileştirme kültürünün geliştirilmesi ve sonuçların önceden güvence altına alınması için işletme fonksiyonlarının tamamını kapsayan bir anlayış olarak 20. Yüzyılın başlarından itibaren İşletme Yönetimi içerisinde yerini almıştır. Uzun yıllar son ürünün kalite kontrolü (muayene aşaması) ile yetersiz kalan yaklaşım, modern organizasyon döneminde kalite güvence (quality assurance) sistemi ile bekleneni vermeye başlamıştır. Kalite Güvence Sistemi, son ürün ve/veya hizmet seviyesine ait öngörülen standartların sürekli elde edilebilmesi için sonuçları olumsuz etkileyen önceki davranışlara ait belirsizliği ortadan kaldırarak, denetlenmesini ve iyileştirilmesini sağlamıştır. http://www.resatsinanoglu.com/191/isletme-yonetiminde-kalite-guvence.html http://www.resatsinanoglu.com/191/isletme-yonetiminde-kalite-guvence.html Wed, 30 Dec 2015 10:51:05 +0200 MARKA HAKKINDA Marka hakkında fikirler yürütebilmek için Marka Nedir? Tarafları Kimlerdir? Tarafların Rol Dağılımları Nedir? Sorularının cevaplarının doğru verilmeleri öncelikli ihtiyaçtır. Marka’ların yaratıcıları üreticiler, muhatabı ise tüketicilerdir. Marka geniş anlamda muhatabı olduğu tüketiciler için bir taşıyıcıdır. Dar anlamda ise taşıdığı rekabetçi unsurların zihinlerde yarattığı etki oranında ekonomik sonuçları olan bir değerdir. http://www.resatsinanoglu.com/190/marka-hakkinda.html http://www.resatsinanoglu.com/190/marka-hakkinda.html Tue, 27 Oct 2015 20:29:56 +0200 YÜKSEK KATMA DEĞER YARATMAK İÇİN YÜKSEK TEKNOLOJİ GEREKMEZ Yüksek katma değer ile yüksek teknoloji ilişkisi doğru kurulmadığı için yüksek katma değer yaratamayan gelişen ekonomilerin ileri teknoloji takıntısı bir yanılgıdır. Ürün ve hizmet sektörlerinde yüksek katma değer yaratmak ne demektir? Sorusunun cevabı doğru verilmedikçe, üretim odaklı bakış açısının yarattığı yanılgı devam edecektir. http://www.resatsinanoglu.com/189/yuksek-katma-deger-yaratmak-icin-yuksek-teknoloji-gerekmez.html http://www.resatsinanoglu.com/189/yuksek-katma-deger-yaratmak-icin-yuksek-teknoloji-gerekmez.html Mon, 05 Oct 2015 17:01:53 +0300 KÜRESEL DÜZENSİZLİK ve BELİRSİZLİK Düzensizlik (entropi) ve yarattığı belirsizlik küreselleşiyor. Dünya çok hızlı değişiyor ve yönünü sürekli kaybediyor. Dünya'nın, değişimleri içselleştirme ve iyileştirme ihtiyacını karşılayacak kadar yavaşlaması da giderek hayal oluyor. http://www.resatsinanoglu.com/188/kuresel-duzensizlik-ve-belirsizlik.html http://www.resatsinanoglu.com/188/kuresel-duzensizlik-ve-belirsizlik.html Thu, 13 Aug 2015 22:04:28 +0300 GELİŞMİŞLİK KRİTERLERİ İLE GLOBAL MARKA KRİTERLERİ UYUMLUDUR Gelişmişlik Kriterleri ile Global Marka Kriterleri uyumludur sözünden kast edilen, Gelişmişlik Kriterlerini karşılayamayan ülkelerden ekonomik değeri yüksek Global Markalar çıkmaz demektir.  Çünkü Gelişmişlik Kriterlerini henüz karşılayamayan ülkelerin Markalarına, Globalleşen Tüketicilerin zihinlerinde “Yüksek Fiyatlandırma ve Yeni Ürün Geliştirme” kredileri açılmaz. Bu nedenle, açık ekonomi koşullarında yer alan gelişen pazarlarda Yerel Marka yaratmayı başaramayan kurumların Global Marka sahibi olmaları da söz konusu değildir. Başka bir deyişle, doğrudan Global Marka yaratılmaz ancak, kendi pazarında Global Markalarla rekabet ederek üstünlük sağlamayı başarabilen Yerel Markalar Globalleşebilir. http://www.resatsinanoglu.com/187/gelismislik-kriterleri-ile-global-marka-kriterleri-uyumludur.html http://www.resatsinanoglu.com/187/gelismislik-kriterleri-ile-global-marka-kriterleri-uyumludur.html Tue, 17 Mar 2015 12:08:47 +0200 ENFLASYON VE FAİZ Enflasyon ve Faiz ilişkisi, daha çok Türkiye gibi gelişmekte olan ekonomilerde, yöneticiler ile uzmanlar arasında kavramsal mutabakatı geride bırakılabilmiş konulardan biri değildir. Sosyal bilimlerde ele alınan herhangi bir konuyla ilgili hiçbir ispat, öneri, denklem ya da öngörü tartışmayı sonlandırmaz ama katkı sağlayabilir. Bu düşünceyle, konuyu faklı bir açıdan ele alarak yazmak istedim. İlişkiyi tanımlamadan önce Enflasyon ve Faiz nedir sorusunun cevabının verilmesi gerekir. Enflasyon, basit anlamda fiyat artışı demektir. Fiyatlar genel seviyesinin sürekli ve hissedilir artışını ifade eden bir durumdur. Fiyatların genel seviyesi ise temsil yeteneği olan çeşitli (örneklem) mal ve hizmet kümesinin (sepetinin) parasal karşılığıdır. http://www.resatsinanoglu.com/186/enflasyon-ve-faiz.html http://www.resatsinanoglu.com/186/enflasyon-ve-faiz.html Mon, 08 Dec 2014 19:52:25 +0200 MARKALAŞMA KRİTERLERİ VE SÜREÇLERİ Markalaşma ile ilgili birçok makale yazdım. Global markalara sahip olma hevesi ile yanıp, tutuşanların yanlış başlangıçlara paralarını ve zamanlarını harcamamaları için konunun ciddiyetini anlatmaya çalıştım. Görünen o ki başaramadım ve bir kez de aşağıdaki Tablo ile sade ve basit bir dille anlatmaya çalışarak, Global Türkiye Markalarına sahip olmak için kendilerine görev çıkaran Ekonomi Yöneticilerine ve Partilerin Ekonomi Programı Yapımcılarına halkın parasını, Girişimcilerin de kendi sermayelerini doğru yere harcamalarına yardımcı olmak istedim. http://www.resatsinanoglu.com/185/markalasma-kriterleri-ve-surecleri.html http://www.resatsinanoglu.com/185/markalasma-kriterleri-ve-surecleri.html Sat, 04 Oct 2014 21:01:18 +0300 MERKEZ BANKALARININ BAĞIMSIZLIĞI Merkez Bankalarının bağımsızlığı, sadece ekonomi yönetiminin alacağı kararlar açısından değil, Merkez Bankacılığı uzmanlaşma sürecinin kalitesi açısından da hayati öneme sahip bir gerekliliktir. Merkez Bankalarının bağımsızlığından kast edilen araç kullanma bağımsızlığıdır. Uzmanlaşma sürecinin kalitesi ise doğru zamanda, doğru neden için doğru araç kullanma yeteneği ile ilgilidir. Yaklaşık iki ay önce İşletme Profesörü değerli bir meslektaşım, ABD’de Doktora Tezi hazırlayan öğrenci yakınının çalışmasına destek olabilmek için tez konusunun ana teması olan “küresel kriz sonrası değişen Merkez Bankacılığı anlayışı” üzerine yoğunlaşan soruları benimle de paylaştı. Ana Tema daha çok gelişen ekonomilerin Merkez Bankalarının, kriz sonrası değiştiği varsayılan politikalarının irdelenmesine yönelikti ve Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası da üzerine mercek tutulanlardan biriydi. http://www.resatsinanoglu.com/184/merkez-bankalarinin-bagimsizligi.html http://www.resatsinanoglu.com/184/merkez-bankalarinin-bagimsizligi.html Fri, 26 Sep 2014 22:32:39 +0300 ÜLKELERİN MARKA KALDIRACI Ülkelerin marka kaldıracının oluşturulması ve etkisinin yükseltilmesi gibi, ekonomide hiçbir sonuç temelsiz değildir. Sağlam bir öyküye dayanmayan hiçbir beklenti de erişilebilir değildir. Dünya ekonomisinde büyüklükleri, kaynakları ya da bölgesel konumlarıyla kendilerine ayrıcalıklı yer bulmaya çalışan, hatta Çin ve Rusya gibi meydan okuyan ülkeler dahil tamamı, ticaretlerini sürdürebilmek için rezerv para biriktirmeye muhtaçtır. Çin, Rusya ve Türkiye gibi ülkeler uluslararası pazarlarda alışveriş yapabilmek için ABD Doları, Euro, İngiliz Sterlini, Japon Yeni, İsviçre Frangı cinsinden döviz rezervlerine sahip olmak zorundadırlar. Bu karışımda aslan payı halen ABD dolarına aittir. IMF tarafından yayınlanan (COFER; Currency of Official Exchange Reserves) raporda 2013/Q3 sonuçlarına göre dünyadaki döviz rezervleri toplamı ABD Doları cinsinden 11 Trilyon 434 milyardır. Söz konusu toplamın %32,7 si gelişmiş ülkelerde, %67,3 ü ise gelişmekte olan ülkelerin kasasındadır. http://www.resatsinanoglu.com/183/ulkelerin-marka-kaldiraci.html http://www.resatsinanoglu.com/183/ulkelerin-marka-kaldiraci.html Mon, 12 May 2014 10:23:01 +0300 MALİ DİSİPLİN, EKONOMİK AKLIN ÜRÜNÜDÜR Mali disiplin, devletin kamu maliyesi kapsamındaki kamu gelir ve giderlerinin denkliği başka bir deyişle, mali yıl içerisinde kamu gelirlerinin, kamu giderlerini karşılayabilmesi olarak ifade edilebilir. Dönemsellik ve devamlılık ilkesi bir arada önemlidir. Ülkeler mali disiplini sağlayarak hem kendi krizlerini yaratmamaya, hem de kendi dışındaki krizlerin Global etkilerinden korunmaya çalışırlar. Örneğin, Türkiye 2001 krizini mali disiplini göz ardı ederek kendi yaratmış, 2008 Global Finans Krizinin olumsuz etkilerini ise mali disiplin sayesinde en aza indirmeyi başarmıştır. http://www.resatsinanoglu.com/182/mali-disiplin-ekonomik-aklin-urunudur.html http://www.resatsinanoglu.com/182/mali-disiplin-ekonomik-aklin-urunudur.html Mon, 28 Apr 2014 00:30:45 +0300 KURUMSALLAŞMA ve İYİ YÖNETİŞİM Türkiye’deki Aile Şirketleri için ne olduğu doğru anlaşılamayan kurumsallaşmanın felsefesini anlatmaya ve iyi yönetişim ile olan ilişkisini de tanımlamaya çalıştım. Anlatım esnasında, herhangi bir arama motoru ile kolaylıkla ulaşılabilecek ve bir işe yaramadığı bilinen klişe tanımlardan uzak durdum, iyi anlaşılabilmesine yardımcı olacağını zannettiğim farklı benzetmelerden yararlandım. Bazen kurumsallaşmanın ne olduğunu, bazen de ne olmadığını göstermeye çalıştım. http://www.resatsinanoglu.com/181/kurumsallasma-ve-iyi-yonetisim.html http://www.resatsinanoglu.com/181/kurumsallasma-ve-iyi-yonetisim.html Mon, 16 Dec 2013 13:47:00 +0200 PİYASA DEMOKRASİSİ VE PAZAR EKONOMİSİ Piyasa Demokrasisi, pazar ekonomilerinin ideolojisidir. Pazar Ekonomilerinde hedeflenen “Kayıtsız Şartsız Tüketici Egemenliği” söz konusu ideolojinin ifadesidir. Pazar Ekonomileri, tüketici ihtiyaçlarını merkezden belirlemeyi kendisine iş edinen Planlı Ekonomilerin yarattığı Üretici Egemen piyasalardan, ideolojik temelde kalın çizgilerle ayrışır. Ne var ki, bütün kalın çizgiler günümüzde sorgulanması gereken davranışlarla incelmekte ve giderek kavramlar sulandırılarak özünden uzaklaşılmaktadır. Pazar Ekonomilerinin özü olan Tüketici Egemenliğini sağlayacak temel adımlar bellidir. Bir arada ve eşanlı var edilmesi gereken adımların arka planında yer alan ana fikir ise, tüketicilerin kendileri için en iyi olanı seçebileceği ve ihtiyaçlarını belirleyebileceği inancıdır. Bu nedenle, sözü edilen Piyasa Demokrasisinin sacayakları olarak kabul edilen temel adımlar, tüketicilerin fırsat eşitliği içerisinde özgürce karar verip, uygulayabilecekleri alış veriş ortamlarının yaratılmasına ve küresel ölçekte genişletilmesine yöneliktir. http://www.resatsinanoglu.com/180/piyasa-demokrasisi-ve-pazar-ekonomisi.html http://www.resatsinanoglu.com/180/piyasa-demokrasisi-ve-pazar-ekonomisi.html Sun, 15 Sep 2013 12:49:08 +0300 ŞİRKETLERİ ÖDÜLLENDİRMEK Başarı izafi bir kavram, hangi pencereden baktığınıza, hangi kritere dayandırdığınıza göre değişir. Ancak, değişir kelimesinin taşıdığı anlamın yelpazesi sınırsız genişlikte olabilir mi? Ne yazık ki, başarıları sorgulananlar Şirketler ise olabiliyor. Özellikle, bazı yazılı medyanın ekonomi sayfalarında ya da görsel medyanın ekonomi programlarında, sıradan bir İşletme kitabında kolayca bulunabilecek genel geçer kriterlerden dahi yoksun analizlerle Şirketler başarılı ilan edilebiliyor. Hatta uzmanlıkları kendinden menkul jüriler tarafından ödüllendirilebiliyor. Körler ve sağırların birbirlerini ağırladıkları ödül törenlerinde neredeyse iş’in özüne meydan okunuyor ve ciddi bir alan sıradanlaştırılabiliyor. Sadece bizim ülkemizde olmuyor, gelişmiş ülkelerde de her zaman yaşanabiliyor. http://www.resatsinanoglu.com/179/sirketleri-odullendirmek.html http://www.resatsinanoglu.com/179/sirketleri-odullendirmek.html Sun, 17 Feb 2013 23:46:42 +0200 21. YÜZYILDA İYİ EKONOMİ NE DEMEK? Kapalı ekonomiden pazar ekonomisine geçen ülkelerde yerleşik doğrular kolay değişmiyor ve pazar ekonomisi kültürüne sahip ekonomistler, iş adamları ve yöneticiler de kolay yetişmiyor. Planlı Ekonomilerde yetişen bürokratların düşünce yapılarının değişmesi de hayli zaman gerektiriyor. Birçok gelişmekte olan ülke gibi Türkiye de seksenli yıllarda astığı pazar ekonomisi tabelasının altını halen dolduramıyor. Kapalı ekonomiden, pazar ekonomisine geçen ülkeler işler yolunda giderken liberalleşiyor, işler sarpa sardığında ise sosyalistleşiyor. Dünyanın tecrübe ettiği hemen her kriz ortamında aynı filmi seyrettik. Liberal ekonomiye kendi yaralarını sarma fırsatı verilmediğinden yeteneklerinin sınırlarını, tabiri caiz ise nelere kadir olabileceğini de anlayamadık. http://www.resatsinanoglu.com/178/21-yuzyilda-iyi-ekonomi-ne-demek.html http://www.resatsinanoglu.com/178/21-yuzyilda-iyi-ekonomi-ne-demek.html Fri, 28 Sep 2012 22:37:42 +0300 21. YÜZYILDA ÜRETİM MERKEZİ OLMAK NE DEMEK? Pazar odaklı değerlendirmeye çalışacağım 3.Sanayi Devrimi, hiç bitmeyecek olan sanayileşme sürecindeki iyileştirmelerin içinde bulunduğumuz zaman dilimine olan bir yansımasıdır. Konuyla ilgili süreç analizlerini yapmayı kendine iş edinmiş enstitü ve/veya akademik kurumların, süreçte yaşanan iyileştirmeleri hangi kriterlere göre radikal bir değişim olarak nitelendireceği ve devrim olarak isimlendireceği ise kendinden menkul bir gelişmedir. Sürecin geldiği noktanın ve pazara olan etkilerinin tartışılması, bana göre değişimin devrim niteliğinde olup olmadığından daha önemlidir. Sanayileşme süreçlerinin kalite ve hizmet odaklı iyileştirilmeleri doğal gelişmelerdir. Söz konusu iyileştirmeler ise düzenli ve düzensiz birçok çalışmanın yarattığı sayısız değişkenin etkisi altındadır. Sanayileşme alt sistemlerden biri olarak, politik, ekonomik, sosyal, teknolojik ve doğal çevrenin etkisi altında yönünü bulur ve süreçlerde yaşanan iyileştirmeler de yine sözünü ettiğimiz çevre etkileri nedeniyle her yerde, aynı zamanda ve aynı seviyede hayata geçmez. http://www.resatsinanoglu.com/177/21-yuzyilda-uretim-merkezi-olmak-ne-demek.html http://www.resatsinanoglu.com/177/21-yuzyilda-uretim-merkezi-olmak-ne-demek.html Fri, 25 May 2012 00:22:18 +0300 PAZARLAMA VE ÜRETİM YÖNETİMİ Pazar odaklı üretim yönetimi anlayışına yüklenen anlam, sahada özellikle yeni ürün geliştirme aşamasında aranan kısa yollar nedeniyle akademik formatından sapıyor. Bu gözlemime dayanarak piyasa ekonomilerinde geçerli olan pazarlama ve üretim yönetimine ait akademik kabulleri bir kez daha kısaca da olsa açıklamakta yarar gördüm. Rekabet ortamlarında şirketler ürettiklerini satmıyorlar, satabileceklerini üretiyorlar. Bu nedenle, çok uzun süredir İşletme Okullarında “Pazarlama ve Üretim Yönetimi” aynı Ana Bilim Dalıdır. Pazarlama üretim öncesi ve sonrasında yer alır ve üretimi doğrudan etkiler. http://www.resatsinanoglu.com/175/pazarlama-ve-uretim-yonetimi.html http://www.resatsinanoglu.com/175/pazarlama-ve-uretim-yonetimi.html Mon, 27 Feb 2012 10:19:49 +0200 MARKA ÜZERİNE BİR SÖYLEŞİ Marka nedir? Marka nasıl yaratılır? Marka, pazarlama disiplinin sahip çıktığı ve farklı bakış açılarıyla, farklı tanımlanan bir kavram. Elle tutulan ve formüle edilebilen matematik bir alt yapısı olduğu söylenemez ama birçoğunun ileri sürdüğü gibi duygusal bir birikimin ifadesi olarak da tanımlanamaz. Bir tanım yapmak yerine taşıdığı unsurlara başka bir deyişle, baktığınız zaman size hissettirdiklerine dikkat çekmek daha yerinde olur. Marka; ürün veya hizmetle ilgili deneyiminizi, sağladığı faydayı, güveni ve sahip olmanın kimliğinize ne katacağını bir arada düşündüren, üründen soyut ama ürün ile var olan bir değerdir. Günümüzde ölçülebilir bir piyasa değerine ulaşmış, yeni ürün üretme potansiyelinin ve özgüveninin arkasındaki en önemli “güç” tür. http://www.resatsinanoglu.com/176/marka-uzerine-bir-soylesi.html http://www.resatsinanoglu.com/176/marka-uzerine-bir-soylesi.html Sun, 01 Jan 2012 14:42:44 +0200 KAPİTALİZM YA DA KAPİTALİZM Dünya daha önce hiç tecrübe etmediği nitelikte ve boyutta global ekonomik krizin üstesinden gelmek için çaba sarf ettiği yaklaşık dört yılı geride bıraktı. Elde edilen ise yıkıcı sonuçların bazılarının görülmeye ve beklenmeye başlandığı daha büyük bir krize aday olmak oldu. Dört yılsonunda öğrenilen, dünya ekonomisinin sürekli kırılacağı ve ne yazık ki kırılanın da sadece ekonomi olmayacağıdır. Beraberinde sosyal dokuların ve siyasal anlayışların da kırılacağı, her ülkenin görece etkileneceği yoksulluk ve yoksulluk kaynaklı göçmen ve ırkçılık sorunlarının büyüyeceği, siyasi işbirliklerine dönüşmüş yatay ekonomik bütünleşmelerin derinlemesine sorgulanacağı ve ekonomik aklı olmayan ilişkilerin daha fazla sürdürülemeyeceğidir. Değerli dostum Ümit Erol ile birlikte yazdığımız ve Beta Yayıncılık tarafından yayımlanan “21. YÜZYIL KAPİTALİZMİ” kitabımızda mevcut ekonomik kuramların 2007 Global Finans Krizini öngörmekte ve tanımlamakta neden yetersiz kaldığını ve neden krizlerin tekrarlanacağını etraflıca anlatmaya çalıştık. Ne yazık ki, ekonomi biliminin elindeki malzemenin ve entelektüel birikimin krizi etkisiz kılmak ya da etkisini azaltmak için yeterli olmadığını aksine, kurtarma amaçlı parasal genişlemenin sorunları büyüterek ertelediğini göstermeye çalıştık. http://www.resatsinanoglu.com/174/kapitalizm-ya-da-kapitalizm.html http://www.resatsinanoglu.com/174/kapitalizm-ya-da-kapitalizm.html Fri, 18 Nov 2011 23:30:08 +0200 DÜNYA EKONOMİSİ SÜREKLİ KIRILACAK Dünyadaki ülkelerin yaklaşık 63 Trilyon dolar olarak hesaplanan gayri safi milli hasıla toplamından neredeyse on kat fazla olan, yaklaşık 600 trilyon dolar finansal sermayenin kendi kurguladığı oyun sahasında, kısa dönemde yüksek getiri arayışı dünya ekonomisinin başına dert açmaya devam ediyor. Çok uzun süredir reel sermayeye dönmeye nazlanan finansal sermayenin açgözlülüğü ve yeniden makul ölçüde kazançlara razı olmaya gösterdiği isteksizlik, 2007’nin ikinci yarısından itibaren yaşanan global ekonomik krizin etkilerini ortadan kaldırmak için doğrusu ve yanlışıyla gösterilen tüm çabaların önündeki en önemli engeldir. Söz konusu isteksizlik, finansal sermayenin oyun sahasını daraltacak regülasyonların hayata geçirilmemesi için siyasi irade ile çatışan bir sistemin arkasındaki itici güçtür. http://www.resatsinanoglu.com/173/dunya-ekonomisi-surekli-kirilacak.html http://www.resatsinanoglu.com/173/dunya-ekonomisi-surekli-kirilacak.html Thu, 11 Aug 2011 18:46:24 +0300 GLOBAL MARKA YARATILMAZ, YEREL MARKALAR GLOBALLEŞİR Önce tüketiciler, sonra markalar globalleşir. Açık ekonomiler tüketici egemen pazarları yaratır ve yerel markalar birçok durumda global markalara yenik düşerek kendi ülkesinde dahi tutunamaz. Birçok durumda da yerel markalar önce kendi ülkesinde, sonra da ülke sınırları dışında rakiplerine üstün gelerek globalleşir. Zihinler coğrafyasında globalleşmeyi başaran markaların yeni ürünleri global pazarlar, başaramayan markaların yeni ürünleri ise yerel pazarlar içindir. Kendi ülkesinde tutunamayan bir markanın globalleşme şansı yoktur. Bu nedenle, global marka yaratma doğrudan bir hedef değil, kendi ülkesinde ulusal ve uluslararası rakiplerine üstün gelen yerel markaların ülke kaldıracına bağlı olarak global pazarlarda elde edebileceği bir sonuçtur. http://www.resatsinanoglu.com/172/global-marka-yaratilmaz-yerel-markalar-globallesir.html http://www.resatsinanoglu.com/172/global-marka-yaratilmaz-yerel-markalar-globallesir.html Tue, 21 Jun 2011 11:38:33 +0300 MARKA KONUMLAMA Pazarlamanın dört bileşeninden biri olan “tutundurma”’ faaliyetlerinin, sapla samanın birbirine en çok karıştırıldığı fonksiyonu marka konumlamadır. Marka konumlama, firmanın ürün konumlama hedefinin devamı olarak ortaya çıkan ve planlanması gereken bir ödevdir. Ancak, aynı zamanda planlı ya da plansız zihinlerde inşa edilen bir sonuçtur. Marka konumlama, bir kenarda planlanacağı zamanı beklemez. Kurumun tüketici tarafından fark edilen ve izlenebilen davranışları ile ürüne ait fayda, tüketicilerin zihinlerinde marka ile çağrıştırılan bir tasvire dönüşür. Planlı marka konumlama faaliyetlerinde de tüketiciye verilen vaatlerin, kurum davranışları ve ürünün yarattığı fayda ile doğrulanması gerekir. Başka bir deyişle, kurum zihinlerde olmak istediği yere uygun davranışları her durumda pazarda eksiksiz sergilemelidir. http://www.resatsinanoglu.com/171/marka-konumlama.html http://www.resatsinanoglu.com/171/marka-konumlama.html Tue, 19 Apr 2011 11:44:12 +0300 İŞLETMELERİN DEĞİŞEN AMAÇLARI Türkiye’nin tenkit etmeye alıştığımız gecikmeli uygulamaları ilk defa işine yaradı ve global türev pazarına entegre olmakta gecikmesi, Global Finans Krizinin etkilerinin minimize edilmesinde önemli rol oynadı. Sermaye Piyasası Kurulunun, dünyanın kaçmak için çare aradığı, yeni düzenlemelerle riskin devredilmesini ve sahipsiz kalmasını önlemeye çalıştığı sahalara hiç girmemesi ya da regülasyonları beklemesinde yarar vardır. Uzun süredir reel sermayeye dönüşmekte nazlanan finansal sermayenin piyasalardan zenginleşme sürecinde elde ettiği kısa vadeli yüksek kazançlar, aksine reel sermayeyi sistemin dışına çekmeye başladı. Başka bir deyişle, reel sektörde oyunun kuralları değişti ve finansal sermayenin de reel sermayeye dönüşümü, işletmelerin değişen amaçları nedeniyle kalıcı olmamaya başladı. http://www.resatsinanoglu.com/170/isletmelerin-degisen-amaclari.html http://www.resatsinanoglu.com/170/isletmelerin-degisen-amaclari.html Sun, 27 Feb 2011 23:35:27 +0200 İNSAN KAYNAKLARI (2) Modern işletme yönetiminde “insan” diğer bilinen işletme kaynaklarını harekete geçiren temel kaynaktır. Organizasyonlar, insanların yönetime olan katkılarını bir sistem içerisinde artırmayı amaçlar. Günümüzde sürekli yenilenen organizasyonlar, çalışanların hem üstlendikleri rollere, hem de bütüne olan katkılarının geliştirilmesine odaklanır. Kısacası, organizasyonlar bir anlamda doğru insanları bir araya getirmek ve katkılarını bir sistem içerisinde maksimize (en çoklama) etmek için yapılır. Modern yaklaşımda insanlar yönetilenler değil, ”iş”lerini yönetenler olarak algılanır. Kendilerini geliştirmeleri de başlıca kendilerinden beklenir. Kurumlar, çalışanların neyi, nasıl yapacaklarını belirlemeyi değil düşündürmeyi sağlar. Hem çalışanın, hem de kurumun çıkarları aynı yöndedir. Modern işletmelerde insan kaynakları çalışmaları bütünseldir ve bir departmanla temsil edilemeyecek çabaları içerir. İnsan Kaynakları Departmanları operasyonları yürütmek için oluşturulur. http://www.resatsinanoglu.com/169/insan-kaynaklari-2.html http://www.resatsinanoglu.com/169/insan-kaynaklari-2.html Wed, 26 Jan 2011 08:19:04 +0200 EKONOMİDE BELİRSİZLİK Henüz tanımlanamamış bir krizin 2011 öngörüleri yapılmaktadır. Ekonomi biliminin matematik alt yapısı doğru öngörü yapmaya yeterli değildir. Tahmin yapma yeteneklerini neye borçlu olduklarını anlayamadığımız birkaç magazin ekonomisti dışında, yapılan en gerçekçi öngörü kocaman bir belirsizliktir. 12 Ocak’ta Avrupa Birliği Komisyonu’nun ekonomiden sorumlu üyesi Olli Rehn, global finans krizinin başlangıcından dört yıl sonra AB’nin kriz karşısında Kurtarma Fonu’nun hacmini büyütmesi gerektiğini söylüyor. ABD ve AB başta olmak üzere her yıl yenisini ek’leyerek trilyonlarca doları bulan kurtarma fonlarıyla neyin kurtarıldığını kimse bilmiyor. Ancak, kriz nedeniyle devlet kasasından harcanan paralarla halkın parasının kaybedildiğini herkes biliyor. Kurtarma fonlarının hacmini genişletmenin başlıca gerekçesi ise 2011’e hakim olan belirsizliği minimize etmek. http://www.resatsinanoglu.com/168/ekonomide-belirsizlik.html http://www.resatsinanoglu.com/168/ekonomide-belirsizlik.html Wed, 19 Jan 2011 08:17:57 +0200 ULUSLARARASI SERMAYE HAREKETLERİ KONTROL EDİLEBİLİR Mİ? Uluslararası sermaye hareketleri, dolaşım hızı ve boyutu açısından her ülkenin yeniden ele alması gereken bir olgu olmuştur. Dolaşan dolaylı sermayenin (global likit veya halk diliyle sıcak para) 600 Trilyon Amerikan Doları civarında olduğu varsayımı ve ışık hızıyla yön değiştirebilmesi, üzerinde düşünülmesinin ne kadar ciddi bir gereksinim olduğunu açıklamaya yeterlidir. Ülkeler ve girişimciler, pazarlarında var olmak ve rekabet edebilmek için, yığın halinde dolaşan dolaylı ve doğrudan uluslararası sermayeden yararlanmak istemektedirler. Giderek tüketicilerin zihinlerindeki sınırlar kalkmakta, global markalar pazarlara egemen olmakta ve ortak global değerler kısmen yerelleşerek, daha çok da kendi standartlarıyla hemen her coğrafyada günlük yaşam ve davranışlarda etkin olmaktadırlar. Kısaca, yaşam standartları ve davranış kalıpları küreselleşmekte ve beraberinde aynı hedeflere ulaşmak için çaba gösteren, hedefe olan mesafelerine bağlı olarak da farklı bedeller ödeyen ülkeler ve toplumlar yaratmaktadır. Türkiye ve Türk toplumu da kendi mesafesine göre bedel ödemekte olanlardan biridir. http://www.resatsinanoglu.com/163/uluslararasi-sermaye-hareketleri-kontrol-edilebilir-mi.html http://www.resatsinanoglu.com/163/uluslararasi-sermaye-hareketleri-kontrol-edilebilir-mi.html Wed, 01 Dec 2010 08:20:18 +0200 ŞİRKET DEĞERLEME Şirketlerin değeri “Maddi ve Maddi olmayan varlıklarının” hesaplanması ile ortaya çıkar. Maddi varlıklar, şirketlerin bilanço değerleridir. Maddi olmayan varlıklar ise bilançoda yer almayan ve şirketin gelecek vaadini destekleyen “entelektüel sermaye”sidir. Entelektüel sermaye; şirketin bilgiye sahip olma, güncelleme ve işleme yeteneğini ifade eder. Şirketlerin, kurumsallaşmaya, kurum ve marka kimliğine, yönetim ve organizasyona, insan kaynaklarına, pazarlamaya, dağıtım kanallarına, IT alt yapısına, teknolojiye, araştırma ve geliştirmeye, know-how ve lisanslara, doğal ve sosyal çevreye yaptıkları yatırımlar göstergeleridir. Şirket değerlemesinde, ekonomik çevrenin ve konjonktürün etkisi yüksektir. Yatırımcıların önlerini göremedikleri durgunluk ortamları, şirket el değiştirmeleri için özellikle satıcı açısından elverişli dönemler değildir. Böyle dönemlerde yatırımcılar risk almaktan kaçındıkları için ya teklif vermezler ya da şirketleri hak ettikleri değerlerin çok altında ele geçirmeye çalışırlar. Yükseliş trendi öngörülen dönemlerde ise yatırımcılar daha kolay risk alacakları için satıcılar şirketlerini daha yüksek fiyatlandırabilirler. Konjonktür, yeniden satmak için satın alma yapan Private Equity (girişim sermayesi) Fonlar için, Stratejik Alıcılara görece daha fazla önem taşır. Genelleme yapmamak kaydıyla, Stratejik Alıcıların, Fon Şirketlerine göre daha yüksek fiyatlarla satın almalar yaptıkları da gözlemlenir. http://www.resatsinanoglu.com/164/sirket-degerleme.html http://www.resatsinanoglu.com/164/sirket-degerleme.html Mon, 01 Nov 2010 01:09:22 +0200 ZİHİNLER COĞRAFYASI (2) Dünya, sınırlarında ulusların bayraklarının dalgalandığı toprak coğrafyasından ibaret değildir. Dünya, son yüzyılda giderek toprak coğrafyasından daha fazla öne çıkan, aralarında sınırlar olmayan ve son yirmi yılda teknolojinin de etkisiyle küresel ölçekte küçülen “Zihinler Coğrafyası”dır. Söz konusu coğrafyanın toprak coğrafyasında olduğu gibi devletleri yoktur. Toprak coğrafyasının sınırlarında dalgalanan bayraklar önemli sembollerdir. Ancak, aynı bayrakların zihinler coğrafyasında dalgalanabilmeleri için “önemli” oldukları kadar “değerli” olmaları gerekir. Çağdaşlığı, refahı, gelişmeyi, üstün olmayı, geleceğe güveni yansıtmayan sembollerin zihinlerde dalgalanması, topraklarda dalgalanması kadar kolay değildir. http://www.resatsinanoglu.com/167/zihinler-cografyasi-2.html http://www.resatsinanoglu.com/167/zihinler-cografyasi-2.html Fri, 01 Oct 2010 13:36:33 +0300 ÇEVRECİLİĞİN PAZARLAMA FAALİYETLERİ İÇERİSİNDEKİ YERİ ÇEVRECİLİĞİN ALGILANMASINDA  DÜNDEN BUGÜNE NELER DEĞİŞTİ, BUGÜN NASIL ALGILANIYOR? Ne yazık ki, çevrecilik uzun süre elit kesimin uğraş alanı olarak benimsendi. Toplumun diğer kesimlerinin günlük sorunları içerisinde lüks kabul edilen bir yere konumlandı. Henüz sanayileşme sürecini tamamlayamamış ülkelerdeki tesis sahipleri, çevreyi gözetmenin maliyetlerini üstlenmek bir yana, gelişmiş ülkelerin kirlettiği dünyayı biraz da biz kirletelim gibi sözde haklı direnişlerde bulundular. Küresel ısınma teması ve olası sonuçları bilim kurgu duyarsızlığında ele alındı. Kyoto Anlaşması da, sanki aynı dünyada, aynı havayı solumuyormuşuz da kısa dönemli ülke çıkarlarına çevre bir süre daha feda edilebilirmiş  gibi aymazlıklar nedeniyle çok uzun süre askıda kaldı. Doğal olarak da hem kurumlarda, hem bireylerde etkili sonuçlar doğuracak bir çevre bilinci oluşturulamadı. Söz konusu süreç 2007 yılına kadar çevrecilik lehine kazanılmış küçük ama yetersiz çabalarla devam etti. Buzulların çözülmesini, yeşil alanların çölleşmesini  sıradan belgesel filmler gibi izleyenler, mevsimlerin değişmesini, iklim değişikliklerini, barajların kurumasını, toprak erozyonunu, selleri, yeni nesil hastalıkları, susuzluğu  günlük yaşamlarında yanıbaşlarında bulunca çevrecilik algısı süratli ve radikal bir değişime uğradı. Bireylerin çevrecilik bilincinde yaşanan olumlu değişim tüketici baskısını da beraberinde getirdi. Kyoto Anlaşması için nazlananlar kalmadı, akıl dışı argümanlar yerini rasyonel taleplere bıraktı. Kurumlar için çevrecilik geri dönüşü sorgulanan bir yatırım maliyeti olmaktan çıktı, olmazsa olmaz piyasa talebi haline dönüştü. 2007’den itibaren hemen her kurumun ben daha çevreciyim demesi arkasındaki zorlayıcı güç tüketicinin oluşturduğu piyasa baskısıdır. Türkiye’de de hemen her firmanın en azından işlemlerini elektronik ortama taşıyarak çevreci olma pastasından pay almaya çalıştığını, önde gelen bir çok kuruluşun ise sosyal etkinlik bütçelerinin tamamını ya da aslan payını çevre faaliyetlerine ayırdığını kolaylıkla tespit edebilirsiniz. Görünen gelişme çevreciliğin elit kesimden toplumun tüm kesimlerine geçmesi ve bireyin çevre bilincinin yükselmesi sonucu elde edilmiştir. Bugün “çevrecilik”  ülke ayırmaksının  bireylerin zihinlerinde, üzerine düşenleri çok iyi bilmemekle beraber,  geleceği için kaygılandığı, titizlendiği ortak bir algı düzeyine ulaşmıştır. http://www.resatsinanoglu.com/165/cevreciligin-pazarlama-faaliyetleri-icerisindeki-yeri-.html http://www.resatsinanoglu.com/165/cevreciligin-pazarlama-faaliyetleri-icerisindeki-yeri-.html Tue, 01 Apr 2008 09:56:51 +0300 ŞİRKET YÖNETMEK Şirketlerde yönetim paylaşılır. Organizasyonlar, rol dağılımlarını ve yetki alanlarını belirleyen esnek yapılanmalardır. Hedefler, organizasyonlar, yöntemler birbirlerine bağlı olarak sürekli değişirler. En önemli değişim ise zihinlerde yaşanır. Kurum içi eğitimler, bilgilerin güncellenmesine, yeni yaklaşımların öğrenilmesine, çalışanların kendilerini geliştirmesine kısaca, şirket olarak adlandırdığımız canlı organizmanın yenilenmesine yardımcı olur. Şirket yönetiminde “yenilenmek” anahtardır. Yenilenmenin başarı ölçüsü ise daha “verimli” olmaktır. Şirketlerin sürekli daha verimli olma yönünde yenilenme yetenekleri, hangi rekabet ortamlarında oldukları ile doğrudan ilişkilidir. Rekabet, daha verimli olma gereğini doğurur. Mevcut yapıları, zihinleri,  yetenek sınırlarını ve hedefleri zorlar. Hedefler, şirketlerin motorlarıdır. Yüksek hedefler, daha kaliteli yapılanmaları ve daha verimli sonuçları beraberinde getirir. http://www.resatsinanoglu.com/166/sirket-yonetmek.html http://www.resatsinanoglu.com/166/sirket-yonetmek.html Wed, 01 Dec 2004 13:42:48 +0200 AVRUPALI GİBİ OLMAKTAN AVRUPALI OLMAYA GEÇİŞ 17 Aralık 2004 ülkemiz için tarihi bir dönemeç olmuştur. Avrupa Birliği, 06 Ekim 2004 İlerleme Raporu uyarınca, 03 Ekim 2005’i Türkiye’ye müzakere tarihi olarak vermiştir. Türkiye, ucu açık ama tam üyelik hedefli müzakere sürecine 2005 yılının ikinci yarısında başlayacaktır. Türkiye Cumhuriyeti’nin, 100 km olarak varsayacağamız batıyla bütünleşme projesinin 80 km’sini, ilk 10 yılda Ulu Önder Atatürk tamamlamıştır. Ne yazık ki, diğer liderler zaman zaman durarak, hatta geriye giderek, Ulu Önder’den aldıkları bayrakla kalan 20 km’yi 70 yıldır koşmaya devam etmektedirler. Söylendiği gibi, başta TBMM’sinin, muhalefetin, devlet kurumlarının, STK’ların ve en önemlisi Türk İnsanının katkılarıyla AKP hükümeti, önemli bir mesafeyi son iki yılda koşmuştur. http://www.resatsinanoglu.com/121/avrupali-gibi-olmaktan-avrupali-olmaya-gecis.html http://www.resatsinanoglu.com/121/avrupali-gibi-olmaktan-avrupali-olmaya-gecis.html Wed, 01 Dec 2004 21:50:34 +0200 YARATICILIK ve İLETİŞİM Üniversitelerde, yurt içinde ya da dışında bulunduğum konferanslarda ortak bir gözlemim oldu. İletişim öğrencilerinin hemen tamamı yaratıcı olmanın peşindeler. Ancak, Türkiye’deki öğrencilerin hemen tamamı ise yaratıcı olmanın ekonomik değerinin farkında değiller. Anglo-sakson  eğitim veren (ABD, İngiltere gibi) ülkelerde tanınmış Business School’larda; seminer, work-shop ve prezantasyonlarla dersler desteklenmektedir. Öğrenciler; uluslaraşırı (transnational) sektör liderlerinin marka ve kurum kimliklerinin arkasındaki felsefelerini, davranış kalıplarını, yeni ürün geliştirme, rekabet üstünlüğü ve fiyatlandırma politikalarını, iletişim stratejilerini ve bütünleşik pazarlama modellerini kaynağından dinleyebilmekle ve doğrudan bilgilenmektedirler. Bu sayede yaratıcılığın ne olması gerektiğini ve ekonomik değere dönüşme zorunluluğunu daha iyi kavrayabilmektedirler. http://www.resatsinanoglu.com/148/yaraticilik-ve-iletisim.html http://www.resatsinanoglu.com/148/yaraticilik-ve-iletisim.html Fri, 01 Oct 2004 10:01:13 +0300 AĞAM GEL İMAJINI PARLATALIM Bir logo yapalım namın yürüsün. Çek bir marka moderen olsun. İtina ile üç günde marka yaratılır. Yanlış okumadınız, yakında marka tezgahlarda satılacak. Bulduğunu zannedenler de alacaklar. Hele bir de guru cinsinden çığırtkan buldunuz mu: Bir marka alana bir adet de bedava. Türkiye’de bir şeyin eksikliği görülmesin. Herkes uzmanı kesilir. Bu işte para da varsa yandınız! Uzmanları atlı polisle kovalasanız ardı arkası kesilmez. Şimdiler de ülkemizde en çok marka uzmanı var. Markası olmayan ülkenin marka uzmanları. Meğer kelin melhemi varmış da başkalarına sürmek için saklarmış. Böyle bir ortamın guruları da olmazsa olmaz. Yurt dışından gelen guruların haddi hesabı yok. Çoğunu ülkelerinde tanıyan yok. Buradaki adları: Guru. Pazarlama Gurusu, Halkla İlişkiler Gurusu, Yönetim Gurusu, Marka Gurusu, Guruların Gurusu, En Guru, Az Guru, Çok Guru,  gırla. Çocuklara büyüyünce ne olacaksın diye sorduğunuzda cevap: Guru. Dünyanın tek Guru yetiştiren okulunu da biz kurduk (!) http://www.resatsinanoglu.com/117/agam-gel-imajini-parlatalim.html http://www.resatsinanoglu.com/117/agam-gel-imajini-parlatalim.html Wed, 01 Sep 2004 00:41:25 +0300 TÜKETİMİ KISITLAMAK (!) Türkiye, üretim odaklı piyasa geçmişi olan ve ne üretirse onu satmaya alışmış bir özel sektöre sahiptir. 1980 yılından sonra sınırları ticarete açılan ülkemizde, yukarıda sözünü ettiğim alışkanlıklarını devam ettirmek isteyenler engellediği için piyasa ekonomisi ve kültürü gelişememiştir. Dönüşümün gerektirdiği yeniden yapılanmaya, aynı kültüre sahip ve gücünü devlet oligarşisinden alan siyasiler de, bürokratlar da çok gönüllü olmamışlardır. Piyasa ekonomisi; üreticilerin egemenliklerini tüketicilere devrettikleri ve devletin üretici egemenliğinin oluşmasında ve korunmasında paydaş olma olanağının bulunmadığı bir düzendir. Bu düzende egemenlik tüketicinindir. Tüketici en iyi ürün ve hizmeti talep etme hakkına sahiptir. Günümüzde tüketicilerin dünya ölçeğinde sahip oldukları seçme haklarını şu veya bu şekilde kısıtlamak, düşük rekabet düzeyinde yaşam standartlarını da düşürmek demektir. Bu nedenle, günümüzün sihirli sözü sadece “üretmek” değil, “dünya ölçeğinde tüketilebilecek olanı üretmek”tir. Yabancı ürün ve hizmetlerin, ÖTV’lerle, yüksek KDV’lerle, fonlarla tüketiminin caydırıldığı değil, aksine kısıtlanmadığı bir pazarda rekabet üstünlüğü sağlayacak ürün ve hizmetleri üretmek demektir. http://www.resatsinanoglu.com/145/tuketimi-kisitlamak-.html http://www.resatsinanoglu.com/145/tuketimi-kisitlamak-.html Wed, 01 Sep 2004 18:16:11 +0300 HUKUK ve EKONOMİ Hukuk şemsiyesi altına alınamayan ekonomik yaşamın riskleri üstlenilemez. Bu nedenle, yatırımcılar ve tüketiciler hukuk zemini oluşturulmamış ekonomik ortamlarda aktör olmak istemezler. Hukuk zemini ise birbirinden ayrılmaz iki aşamadan meydana gelir; yasalar ve uygulanması. İki aşamadan birinin yokluğu, yasal dayanağı olmayan bir uygulama, ya da uygulama yeteneği olmayan yasalar demektir. Her ikisi de hukuk zemininin olmadığı anlamına gelir.Denklem basittir; yasalar önce uygulanabilir olmalı, sonra uygulanmalıdır. Denklemi tersine okursak; uygulanabilir olmayan yasalar yok demektir. Hatta, hem otoriteyi, hem de yaşamsal gerçekleri zorladığı için yok olmasından daha kötüdür. Hukuk, yasalar hazırlanırken üstün değildir. Örneğin; ekonomik yaşama ait yasalar hazırlanırken, üstün olan ekonomidir. Ekonomik yaşamın gerçekleri ve araç olarak tercih edilen sistemin özellikleri dikkate alınarak yasalar hazırlanır. Amaç; toplumun ortak çıkarları ve refahıdır. Yasaları yenileyen gücün kaynağı ekonominin gerçekleridir. Bu güç göz ardı edilirse, uygulanamayan yasalar ortaya çıkar ve hem ekonomi, hem hukuk zarar görür. http://www.resatsinanoglu.com/116/hukuk-ve-ekonomi.html http://www.resatsinanoglu.com/116/hukuk-ve-ekonomi.html Sun, 01 Aug 2004 18:16:11 +0300 EKONOMİDEKİ BAŞARININ SİGORTASI IMF’DİR Türkiye’de, AKP tek parti iktidarının sağladığı istikrar ortamının dış kaynaklı iki ayağı vardır. Birincisi; AB üyeliği için takip edilen yol haritasıdır. İkincisi de; ekonomide IMF ile yapılan stand-by anlaşmasıdır. Her ikisi de istikrar ortamının sigortasıdır. Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik açmazlardan çıkabilmesi, güven ortamının sarsılmamasına ve istikrarın devamına bağlıdır. Prensipte her ekonomi kırılgandır. Ancak, Türkiye ekonomisinin kırılma eşiği düşüktür. Kamu harcaması yapamayan ve sürekli çevirmek zorunda olduğu (2003 borç çevirme oranı yaklaşık %98.5 ) borç ortamında kaynak yaratmaya çalışan Türkiye’nin dengeleri çok hassastır. http://www.resatsinanoglu.com/143/ekonomideki-basarinin-sigortasi-imfdir.html http://www.resatsinanoglu.com/143/ekonomideki-basarinin-sigortasi-imfdir.html Sun, 01 Aug 2004 18:16:11 +0300 CARİ AÇIK NEDİR, NE DEĞİLDİR? Cari ticaret açığı, ithalat gideri ile ihracat geliri arasındaki farktır. Turizm ve diğer hizmet gelirleri ile giderleri arasındaki farkın da cari ticaret açığına eklenmesiyle “cari açık” rakamı oluşur. Bu rakamların cari ticaret fazlası ve cari fazla olarak ortaya çıkması da bir diğeri kadar doğaldır. Türkiye gibi sınırları ticarete açılmış gelişmekte olan ülkelerde “cari açık” son derece doğal ve beklenen bir sonuçtur. Tüketicisi globalleşmiş ama üreticisi yerel kalmış bir ülkenin ekonomisinin ithalata dayalı büyüyeceği açıktır. Cari açık ülkenin borcu değildir. Cari açık, mikro da öngörülmüş, finansmanı sağlanmış ya da planlanmış dış ticaretin bir parçasıdır. Mal ve hizmet ticaretinde döviz çıktısı, döviz girdisinden fazla olduğunda, döviz ihtiyacı farklı kaynaklardan temin edilir. Doğrudan ve dolaylı yabancı sermaye girişleri, sendikasyonlar bu kaynaklardan bazılarıdır. MB’nın döviz rezervleri ise daha çok fiyat istikrarını korumak için başvurulacak güç kaynaklarıdır. http://www.resatsinanoglu.com/144/cari-acik-nedir-ne-degildir.html http://www.resatsinanoglu.com/144/cari-acik-nedir-ne-degildir.html Sun, 01 Aug 2004 18:28:20 +0300 TEKELLERİN KAR’LARI ZARARDIR Tekeller, piyasa ekonomilerinin bertaraf edilmesi gereken hastalıklarıdır. Tekellerin özelleştirilmesiyle piyasalarının serbestleştirilmesi amaçlanır. Tekellerin özelleştirilmesi için uygun ortamların oluşmadığı kanaatine varılırsa, istenmeyen durumun devam ettiği süreçte Regülasyon Kurulları rakip rolünü üstlenirler. Eşanlı olarak da özelleştirmenin gerçekleşmesi için gereken çabalar devam eder. İstenmeyen ortamlar, devlet tekellerinden kurtulmak istenirken, özel sektör tekelleri yaratmamak için iyileştirilirler. Tekeller neden sistemin hastalıklarıdır ? Tekeller genel olarak haksız kazanç yaratan kurumlardır. Tekel olmanın verdiği avantajla, Regülasyon Kurullarının görevsiz kaldığı ortamlarda normallerin üzerinde fiyatlandırma yapabilir ve kazanç sağlayabilirler. Devlet tekellerinde dünya fiyatlarının üstünde yapılan fiyatlandırmalar, başka alternatifleri olmadığı için tüketicilere dayatılan üstü kapalı vergilerdir. Hiçbir ürün ya da hizmet hak etmediği fiyatlarla rekabet ortamında satın alınmazlar. Diğer yandan yine devlet tekelleri, kazançları ayarlanabilen istihdam depolarıdır. Devlet tekellerinin hiçbiri rekabet ortamlarında mevcut istihdam hacimleriyle rekabeti sürdüremezler. http://www.resatsinanoglu.com/142/tekellerin-karlari-zarardir.html http://www.resatsinanoglu.com/142/tekellerin-karlari-zarardir.html Thu, 01 Jul 2004 10:02:40 +0300 YARGI ve YÜRÜTME NEDEN ÇATIŞIR? Rejimi demokrasi olan ülkelerde, aralarında bazı özgün farklar olmasına karşın sistemin kuvvet merkezleri “yasama, yürütme ve yargı” olarak ayrışır. Bütünün parçaları olarak birbirlerini tamamlayan ancak, yargının üstünlüğünü kabul eden bir ayrışmadır. Çünkü, yargı;  yasama organının kararlarını sahiplenen ve yürütmenin uygulama görevini güvence altına alan mekanizmadır. Başka bir deyişle, yasama ve yürütme organları kendi yaşamsal etkinlikleri için yargıyı üstün kılmak ve kabul etmek zorundadırlar. Bu nedenle, demokrasilerde hukukun üstünlüğü vazgeçilmezdir. Hukukun üstün olması, her durumda yararlı ve çağdaş yaşama hizmet eden yasaların  yargıya rehberlik ettiği anlamına gelmez. Bu nedenle, yasalar değişirler ve değişmelidirler. Ancak, yargı her zaman mevcut yasalara göre karar verir. Yasaları uyguladığında da yürütmeyi engellemekle suçlanmamalıdır. Bu yöndeki eleştiriler özünde haklı dahi olsa sadece yargıyı yıpratır ve kuvvetler ayrımının yargıya yüklediği misyona zarar verir. http://www.resatsinanoglu.com/111/yargi-ve-yurutme-neden-catisir.html http://www.resatsinanoglu.com/111/yargi-ve-yurutme-neden-catisir.html Tue, 01 Jun 2004 22:39:19 +0300 SÖMÜRGECİLİK BİTMEZ, HARİTASI DEĞİŞİR Sömürgecilik, dünya var oldukça varlığını sürdürecektir. Güçlülerin zayıfları sömürme isteği, kaynakların kıt olmasının sonucudur. Kıt kaynakları kendi lehine kullanma arzusu ve yeteneği güç kullanmayı da beraberinde getirir. Bu nedenle, dünyanın coğrafi haritası yanında her zaman bir “güç ve sömürge” haritası vardır. Her iki harita da gönüllü ya da gönülsüz sürekli değişir. Güç ve sömürge haritasına bakıldığında, liderliklerin ve güç kullanma yöntemlerinin de değiştiği kolayca gözlemlenir. Her dönemde güçlü ülkelerin güçsüzleri bir sistem içerisinde sömürdükleri realitedir. Sömürgecilik düzeni olarak da adlandıracağımız sistem, dünyadaki teknolojik gelişmelere bağlı olarak sürekli farklılaşmaktadır. 2000’li yılların sömürgecilik düzeni de küreselleşmenin etkisinde farklılaşmıştır. Küreselleşme, teknolojinin dünyayı küçültmesi sonucunda, güçlü ülkelerin davranış kalıplarının evrenselleşmesini sağlamıştır. Küreselleşmenin, zihinleri etki altına alırken ulusal sınırları gözetmediği doğrudur. Ancak, uluslararası ortak değerler yaratmak için ulusal çıkarların göz ardı edildiği ve ulus devlet anlayışının yok olduğu kocaman bir yanılgıdır. http://www.resatsinanoglu.com/113/somurgecilik-bitmez-haritasi-degisir.html http://www.resatsinanoglu.com/113/somurgecilik-bitmez-haritasi-degisir.html Tue, 01 Jun 2004 18:16:11 +0300 ZİHİNLER COĞRAFYASI Bir önceki yazımda, Dünyanın; sınırlarında ulusların bayraklarının dalgalandığı toprak coğrafyası olduğu kadar, aralarında sınırlar bulunmayan zihinler coğrafyası olduğunu yazmıştım. 24 Nisan 2004‘de Kıbrıs’ta yapılan referandumda yaklaşık %65 oranla Annan Planına “evet” diyen KKTC vatandaşları bunu bir defa daha ispatlamışlardır. Kıbrıs Rum Kesimi aynı plana “hayır” dediği için birleşme gerçekleşmemiş ve Annan Planı ortadan kalkmıştır. Bu durumda, Kıbrıs Rum Kesimi 01 Mayıs 2004 tarihinde tüm Kıbrıs’ı sözde temsilen AB üyesi olacak ancak, gerçekte ada iki ayrı devleti barındırmaya devam edecektir. Referandumda çözüm yanlısı irade belirten KKTC’nin hem ekonomik, hem siyasal açıdan giderek güçleneceği de açıktır. Böyle bakıldığında, KKTC’nin referandumdan devletini koruyarak çıktığı anlamı çıkarılabilir. Biraz dikkatli bakıldığında ise, koruyabildiğinin toprakları olduğu, vatandaşlarının zihinlerini ise çoktan kaybettiği kolayca anlaşılır. http://www.resatsinanoglu.com/112/zihinler-cografyasi.html http://www.resatsinanoglu.com/112/zihinler-cografyasi.html Sat, 01 May 2004 18:16:11 +0300 GENÇ GİRİŞİMCİLER 06 Mayıs Perşembe günü, günlük işlerimden uzak bir gün geçirdim. Ankara’ya sabah gidip akşam dönmek korktuğum gibi beni yormadı, hatta dönüşte dinlendiğimi hissettim. Güzel bir gün geçirmiş olmamın da bunda etkisi vardı. ODTÜ Genç Girişimciler Topluluğunun düzenlediği “Çin Fırsat mı? Tehdit mi?” panelinin, ODTÜ Girişimcilik Merkezi Koordinatörü Sn. Nilüfer Arıak’ın yönettiği birinci oturumuna Sn. Nevzat Saygılıoğlu (Gümrük Müsteşarı), Sn. Ahmet Yakıcı ( Dış Ticaret Müsteşarlığı İthalat Genel Müdürü) ve Sn. Bülent Pirler (TİSK Genel Sekreteri) ile birlikte konuşmacı olarak davet edilmiştim. Ağırlıklı olarak ODTÜ İİBF öğrencileri ile öğretim elemanlarının doldurduğu salonda, yimişer dakikalık konuşma ve yine toplam yirmi dakikalık soru-cevap bölümünde Çin ekonomisinin fotoğrafı, Dünya Ticareti içerisindeki yeri ve Türkiye ile olan ilişkisi analiz edilmeye çalışıldı. Oturumdan; Çin’in diğer ülkeleri tedirgin eden gayri ticari rekabet unsurlarına uzun süre sığınamayacağı ve DTÖ kuralları çerçevesinde yaptırımların uygulanması yanında Çin ile ticaretin geliştirilmesi için mutabakat çıktı demek yanlış olmayacaktır. http://www.resatsinanoglu.com/140/genc-girisimciler.html http://www.resatsinanoglu.com/140/genc-girisimciler.html Sat, 01 May 2004 18:16:11 +0300 TARIMDA YAKALANAN İKİNCİ FIRSATI KAÇIRMAYALIM Türkiye, sanayileşme sürecinde bir çok az gelişmiş ülkeyle birlikte tarımdaki nüfus oranı tuzağına düşen ve yanlış politikalarla kaynaklarını israf ederek tarım sektörüne rekabetçi alt yapı kazandıramayan ülkelerden birisi olmuştur. Mevcut ve potansiyel tarımsal zenginliklerini kullanamayarak, tarım sektörünü ülkenin sırtına yük, çalışanlarını da verimsiz ögeler durumuna getirmiştir. Planlı ekonomi döneminde diğer korunan sektörler gibi Tarım Sektörü de korunmaktan nasibini almış ve  siyasetçinin elinde ekonomik gerçekliği göz ardı edilen salt  istihdam alanı haline getirilmiştir. Siyasetçi bu oluşumu Tarım Satış Birlikleri ve Kooperatifleri  eliyle kurgulamış ve yönetmiştir. Kuruluş amacı, üreticileri eğitmek, doğru üretime yönlendirmek, kredilendirmek ve üretilenleri pazarlamak olan Birlikler, siyasetçilerin elinde zamanla misyonunu yitirmiş ve pazarlama kaygısı olmayan Alım Kooperatifleri haline dönüşmüştür. Kısacası, Birlik ve Kooperatifler sektörün bilinçsiz ve verimsiz subvansiyon araçları haline gelmişlerdir. http://www.resatsinanoglu.com/141/tarimda-yakalanan-ikinci-firsati-kacirmayalim.html http://www.resatsinanoglu.com/141/tarimda-yakalanan-ikinci-firsati-kacirmayalim.html Sat, 01 May 2004 18:16:11 +0300 ÇİN EKONOMİSİ NEDEN TEHDİT DEĞİLDİR? Uzun yıllar, dünyayı üzerinde çeşitli bayrakların dalgalandığı toprak parçası zannettik. Coğrafi sınırları olan uluslar tarafından paylaşıldığı yanılgısına düştük. Oysa, dünya; coğrafi sınırları olan topraklar kadar, aralarında sınırlar olmayan zihinlerden meydana gelen bir oluşumdu. Dünyayı bu şekilde algılayanlar zihinlerin peşinde, diğerleri ise toprakların peşinde koştular. Dünyayı toprak coğrafyası zannedenler, sınırlarını ticarete ve bilgiye kapadılar. Kurguladıkları kapalı toplum modelleriyle, farklı değerlerin rekabetine izin vermediler. Giderek evrensel değerlere yabancılaşan, kendinden menkul ulusal değerlerle zihinleri tutsak etmeye çalıştılar. Dünyayı zihinler coğrafyası olarak algılayanlar ise sınırlarını ticarete ve bilgiye açtılar. Tercih ettikleri açık toplum modelleriyle, farklı değerlerin rekabetine izin verdiler. Sürekli daha üstün evrensel değerler yaratmaya ve zihinleri fethetmeye yöneldiler. Küreselleşmenin dünya ile birlikte varolduğunun bilincindeydiler. Misyonerlik bu bilincin ilk organize iletişim örgütüydü. Ulaşım ve iletişim alanlarındaki teknolojik gelişmeler dünyayı küçülttü. Dünyanın zihinler coğrafyası olduğu kanıtlandı. http://www.resatsinanoglu.com/139/cin-ekonomisi-neden-tehdit-degildir.html http://www.resatsinanoglu.com/139/cin-ekonomisi-neden-tehdit-degildir.html Thu, 01 Apr 2004 02:11:15 +0300 TANITIM PROJELERİYLE MARKA YARATILMAZ Türkiye’nin tanıtımıyla ilgili projeler havalarda uçarken en çok dikkat çeken, tanıtım ile marka yaratma konularının birbirlerine karıştırılmış olduğudur. Türkiye’nin ihtiyacı ya da sorunu tanıtım ise, tanıtılacak bir markası var demektir. Türkiye’nin ihtiyacı ya da sorunu markasının olmaması ise, tanıtım aşamasına henüz gelinmemiş demektir. Soru; hangisi ? Bana göre, Türkiye’nin markası yoktur. Başka bir deyişle, tanıtmak isteyeceğimiz, gönlümüzde yatan Türkiye Markasına ülkemiz sahip değildir. Mevcut Türkiye Markası tanıtmak istediğimiz marka değilse, tanıtım projeleri ne için üretiliyor. Cevap; bilgisizlikten. Marka yaratma ve tutundurma (reklam, tanıtım, satış geliştirme ve diğer ) faaliyetleri, birbirlerine ihtiyacı olan, birbirlerini tamamlayan ancak, farklı planlanan süreçlerdir. En belirgin ayırım, marka yaratmanın “içe dönük”, diğerlerinin ise “dışa dönük” prosesler olmalarıdır. http://www.resatsinanoglu.com/135/tanitim-projeleriyle-marka-yaratilmaz.html http://www.resatsinanoglu.com/135/tanitim-projeleriyle-marka-yaratilmaz.html Mon, 01 Mar 2004 18:47:05 +0200 REKABET VE REKABET KURUMU Daha önceleri de köşemde Rekabet Kurumunun fonksiyonuna ve önemine değinen yazılar yazdım. 04/05 Mart’ta Kurumun İstanbul’da düzenlediği “Avrupa Birliğine Tam Üyelik Sürecinde Yatırım Ortamının İyileştirilmesi ve Rekabet Politikası” isimli sempozyumun ilk gün açılış oturumuna katılabildim. Rekabet Kurumunun, kuruluşundan bugüne kadar kendisine tanınan yetkiler sınırında görevini bihakkın yerine getirmek için yoğun çaba gösterdiğine bir kez daha emin oldum. Ancak, devlet tasarruflarına karşı görevsiz olmasının ya da kalmasının da üstlendiği misyona ne denli zarar verdiğini de bir kez daha gözlemledim. http://www.resatsinanoglu.com/136/rekabet-ve-rekabet-kurumu.html http://www.resatsinanoglu.com/136/rekabet-ve-rekabet-kurumu.html Mon, 01 Mar 2004 18:16:11 +0200 MARKALARIN TESCİL EDİLECEKLERİ YERLER MARKA ve PATENT ENSTİTÜLERİ DEĞİL, TÜKETİCİLERİN BEYİNLERİDİR Marka yaratmak, Türkiye’nin gündemine geç girdi. Türkiye, gelişmiş ülkelerin yaklaşık elli yıl önce terk ettiği bir kültüre yatırım yapmaya devam etti. Uluslararası rekabetten kaçınan, komşusuna karşın kalkınma hevesi güden, devlet kapısında aş ve iş arayan kapalı toplum kültürü ülkeye gereğinden fazla süre hakim oldu. “Sokaktaki insan için en iyisini devlet bilir” anlayışı hemen her ülkede belirli bir döneme damgasını vurdu. Ancak, 1950’lerden itibaren özgür dünyanın üyeleri “kendisi için en iyi olanı sokaktaki insan bilir” anlayışına geçiş yaparken, Türkiye iç dinamiklerini bu yönde yönetemedi ve geç kaldı. Bugün, dış dinamiklerin zorladığı bir ortamda neredeyse kemikleşmiş köhne yapısını değiştirmekte ve yenilemekte olağanüstü zorlanmaktadır. Bu nedenle, hemen her kesimde ve sahada çatışma yaşanmaktadır. http://www.resatsinanoglu.com/137/markalarin-tescil-edilecekleri-yerler-marka-ve-patent-enstituleri-degil-tuketicilerin-beyinleridir.html http://www.resatsinanoglu.com/137/markalarin-tescil-edilecekleri-yerler-marka-ve-patent-enstituleri-degil-tuketicilerin-beyinleridir.html Mon, 01 Mar 2004 00:12:22 +0200 EKONOMİ YÖNETMEK NE KOLAY! Hemen her ülkede ekonomiyi yönetmek sokağa düşer. Ülkenin ekonomisini kurtarmak için “bir fikrim yok ya da benim işim değil” diyenine rastlayamazsınız. Bunun başlıca nedeni, ekonominin günlük yaşamla doğrudan ilişkili olmasıdır. Her zaman daha iyiyi arayan insanoğlunun ekonomiden hoşnut olanını da bulmak zordur. Nasılsın dediğimizde, sıkça duyduğumuz “çok şükür iyiyim” cevabı, elindekinden de olmak istemeyenlerin tanrıya sığınmasından başka bir şey değildir. Herkesin fikir yürüttüğü ekonomi gerçekten de herkesin irdeleyebileceği kadar sıradan bir olgu mudur? Değildir... Bırakın herkesi, ekonomiyi kavrayabilmiş ekonomist bulmak zordur. Çoğu makro ile mikronun ayırımını yapamaz. Bizim gibi az gelişmiş ülkelerde yaşayan ekonomistlerin çoğu mikroya özürlüdürler. Piyasalarla ilgili bilgileri genellikle zayıftır. Yüksek enflasyon altında, rekabet düzeyi düşük süreçlerde yetişmiş ekonomistler, bütün çözümleri makro yönetim zannettikleri idari kararlarda ararlar. Onlar için ekonomi, idari kararlarla yönetilebilen bir olgudur. Fiyat, faiz ve döviz kurları piyasaların belirlediği sonuçlar değil, söz konusu yönetimin araçlarıdır. http://www.resatsinanoglu.com/138/ekonomi-yonetmek-ne-kolay.html http://www.resatsinanoglu.com/138/ekonomi-yonetmek-ne-kolay.html Mon, 01 Mar 2004 22:39:40 +0200 ÇİN EKONOMİSİ Çin, dışa açılma sonrasında, ekonomisinin büyüklüğü ve yarattığı etki alanının genişliği nedeniyle, ekonomi platformlarının vazgeçilmez konuları arasına girmiştir. Uzun yıllar kapalı rejimi nedeniyle küresel ekonomide önemli bir varlık sergileyemeyen Çin, hemen her dışa yeni açılan ülkenin izlediği yolda strateji geliştirerek dünya pazarlarından pay almaya çalışmaktadır. Bilinen yanlışları tekrarlayan Çin, bana göre bir çok yazarın ileri sürdüğünün aksine, var olan pay dağılımını, marka sahipleri aleyhine tehdit edebilecek bir ülke değildir. Başlıca nedeni, kapalı rejim sürecinde treni kaçırmış ve yarışa yanlış başlamış olmasıdır. Ekonomide sık yapılan hata; geçmişte başarı sağlamış davranışların yeniden işe yarayacağı yanılgısıdır. Oysa, her davranış kendi döneminde değer ifade eder ve iktisat tarihinde seçkin yerini alır. Aynı davranışlar, bir başka dönemde ve konjonktürde aynı sonuçları doğurmazlar. Güney Kore ve Singapur gibi bir dönemin gelişmiş ülkelere odaklı ucuz teknoloji üreticileri ya da Japonya’nın dışa açılırken uyguladığı ihracatçı sermaye şirketleri bugün hiçbir ülke için başarı şansı olan modeller değillerdir. Adı anılan ülkeler de, geçmişte elde ettikleri başarıları, davranışlarını güncelleyemedikleri için sürdürememişlerdir. http://www.resatsinanoglu.com/134/cin-ekonomisi.html http://www.resatsinanoglu.com/134/cin-ekonomisi.html Sun, 01 Feb 2004 18:16:11 +0200 ÇAĞIN SÖMÜRGECİLİĞİ; FASON Fason; markası olmayanların, marka sahipleri için yaptıkları üretimin adıdır. Kısaca; “değer” üretemeyenlerin “ürün” üretmesidir. Marka sahipleri, talep coğrafyalarını genişlettiklerinde başlıca iki olguyu fark etmişlerdir. Birincisi; üründen soyut “değer” ürettiklerini, ikincisi; söz konusu “değer”lere olan talebin sınır tanımadığıdır. Her iki olguyu gözeten marka sahipleri, pazarlama stratejilerini; “değer” üretmeyi geliştirerek sürdürmek, “ürün” üretmeyi ise değer üretemeyen ülkelere transfer etmek üzerine kurgulamışlardır. Bu şekilde,  değer üretmeye daha fazla kaynak aktararak arayı açmışlar, son fiyatlandırma avantajıyla elde ettikleri katma değeri yükseltmişler ve ürün üretmenin yüklediği fiziksel yatırım sorunlarından da kurtulmuşlardır. Özellikle, kendini koruduğunu zannettiği süreçte marka sahibi olamayan ve sınırlarını ticarete geç açan Türkiye gibi ülkeler, fasoncu rolünü üstlenerek ellerini taşın altına koymuşlardır. Dünyayı bu anlamda ikiye ayırmak gerekirse, marka sahibi ülkeler beyaz yakalı işverenler, fason üretim yapanlar ise mavi yakalı işçilerdir. http://www.resatsinanoglu.com/132/cagin-somurgeciligi-fason.html http://www.resatsinanoglu.com/132/cagin-somurgeciligi-fason.html Thu, 01 Jan 2004 18:16:11 +0200 ÖZELLEŞTİRME Ülkeler neden özelleştirme yaparlar ? Özelleştirme sürecini devam ettiren Türkiye’nin, bu sorunun cevabını verirken kafasının berrak olmadığı ortadadır. Dünyada tam rekabet (perfect competation) koşullarının uygulandığı bir ülke yoktur. Teknik açıdan uygulanma olasılığı da yoktur. Serbest pazar ekonomisi uygulayan ülkelerin tamamı birbirlerinden az yada çok farklı anlayışlara sahip olan oligopol (imperfect) pazarlardır. Bazı pazarların diğerlerinden daha rekabetçi olmasının nedeni, ülkelerin ekonomik politikalarının ve serbestlik anlayışlarının farklı olmasıdır. Türkiye, 2003 yılı verilerine göre yaklaşık 120 pazar ekonomisi uygulayan ülke sıralamasında, serbestlik kriterleri açısından 62. sıradadır. Bir ülke ekonomisinin serbestleşmesinin temel taşları; sınırlarının ticarete açılması(gümrük ve benzeri vergi bariyerlerinin kalkması), devletin piyasalarda üretici olarak yer almaktan vazgeçmesi(özelleştirme) ve haksız rekabetin önlenmesi (rekabet kurulu) ile tüketici egemenliği sınırlarının genişletilmesidir. Özelleştirme, buradan da anlaşılacağı gibi serbestleşmenin ideolojik hedeflerinden biridir. http://www.resatsinanoglu.com/133/ozellestirme.html http://www.resatsinanoglu.com/133/ozellestirme.html Thu, 01 Jan 2004 18:16:11 +0200 TÜRKİYE MARKASI ve AB İLİŞKİSİ Marka olmanın kazandıracağı ayrıcalık; farklı ve üstün algılanmaktır. Marka olmaktan pozitif  katkı anlaşılır.  Markanın yansıttığı kimlik, taşıdığı ürün veya hizmete artı değer katmalıdır. Kötü şöhreti olan, başka bir deyişle, negatif etki yaratan bir markanın, marka olup olmadığı tartışılır. Böyle bir markaya ya yatırım yapılmaz, ya da zihinlerde bıraktığı imajın düzeltilmesi için olağanüstü çaba harcanır. Bazı durumlarda, imajı zedelenen markalardan vazgeçme olanağı yoktur. Made in Türkiye de bunlardan biridir. Türkiye markasını zedelediğiniz zaman, ülkenin marka kaldıracını (brand leverage) yok edersiniz. Marka kaldıracı olmayan bir ülkeden marka çıkmaz. Türkiye’nin tanıtımı için 500 Milyon dolarlık fon peşine düşen çalışma grubunun, Türkiye’ nin zihinlerde sahip olduğu konuma bu gözle bakması gerekir. Türkiye’ nin marka olmadığını düşünüyorsak, prensip olarak zihinlerdeki ülke imajımızın da iyi olmadığını kabul etmeliyiz. Bizler için başka bir Türkiye olmadığına göre, yapmamız gereken mevcuttan başka bir Türkiye yaratmaktır. Soru: Zihinlerdeki Türkiye imajı nasıl değişecek ? Cevabı başka bir soruda aramalıyız: Mevcut Türkiye nasıl değişecek ? http://www.resatsinanoglu.com/109/turkiye-markasi-ve-ab-iliskisi.html http://www.resatsinanoglu.com/109/turkiye-markasi-ve-ab-iliskisi.html Sat, 01 Nov 2003 18:16:11 +0200 EKONOMİYE NOBEL ÖDÜLÜ VERİLMEMELİ 30 yıl önce liseyi bitirip İşletme eğitimi görmeye karar verdiğimde Matematik Hocam bana çok kızmıştı. Bırak böyle yeni yetme şeyleri doğru dürüst bir mühendislik eğitimi al, makine mühendisi filan ol demişti. Sınıfta matematiği iyi olan öğrencilerinden birinin sosyal bilimler okumak istemesine epey içerlemişti.  Rahmetli hocam sağ olsaydı, sosyal bilimlerde matematiğin ne kadar gerekli ve yararlı olduğunu anlatmak isterdim. Yine aynı hocamız iyi matematik bilgisi insanın ahlakını bozar diye espri yapardı. Rahmetli hocam sağ olsaydı, ne kadar doğru söylediğini kendi gözlemlerdi. Matematik benim ahlakımı bugüne kadar bozmadı ama İsveç Nobel Akademisi, matematiğin ekonomi dalında düştüğü çaresizliği sürekli ödüllendirerek, matematiği ayağa düşürdü. http://www.resatsinanoglu.com/130/ekonomiye-nobel-odulu-verilmemeli.html http://www.resatsinanoglu.com/130/ekonomiye-nobel-odulu-verilmemeli.html Sat, 01 Nov 2003 18:16:11 +0200 TÜRKİYE STRATEJİ ÜRETEMİYOR, ÇÜNKÜ STRATEJİ ÜRETEBİLİR ALGILANMIYOR? Türkiye’nin dünyaya, bölgesine ve komşularına yönelik uygulamaya çalıştığı siyasi ve ekonomik stratejileri nelerdir ? Sabaha kadar düşünün bulamazsınız, çünkü yok. Buradaki temel soru neden yok değil, neden olamazdır? Stratejiler önce üretilebilmeli, sonra da uygulanabilmelidirler. Türkiye için her ikisi de olanaksızdır. Bir ülkenin strateji üretebilmesi için önce kendi kimliğinde tutarlı, uygulayabilmesi için de bu kimliği bütün davranışlarıyla yansıtabilir olması gerekir. Davranışlardan algılanan ile var olduğu iddia edilen kimlikler arasında fark olursa, üretildiği zannedilen stratejiler sahipsiz ve güçsüz kalırlar, uygulama alanlarında da destek bulamazlar. Bir ülkenin stratejileri olduğunu söylemesi, onların gerçekten var edilmesine yetmez. Başka bir deyişle, uygulanma yeteneği olmayan stratejilerin varlığından söz edilemez. http://www.resatsinanoglu.com/108/turkiye-strateji-uretemiyor-cunku-strateji-uretebilir-algilanmiyor.html http://www.resatsinanoglu.com/108/turkiye-strateji-uretemiyor-cunku-strateji-uretebilir-algilanmiyor.html Wed, 01 Oct 2003 00:35:57 +0300 PARA KAZANAMAYACAĞIN İHRACATI YAPMA Türkiye İhracatçılar meclisi Başkanı Sayın Oğuz Satıcı’ nın geçtiğimiz hafta basına verdiği bir beyanatta “bundan sonraki temel kavramlarımızın başında kar gelecek. Keşke biz 40 Milyar dolar ihracat yapıp hiç kazanmayacağımıza, 30 Milyar dolar ihracat yapıp 10 Milyar dolar kazansak, bu borçlarımızı ödememize daha çok yarar sağlar” demiş. Ben yıllardır bunu söylüyorum. TİM Başkanının da bu rasyoneli dile getirmesi gecikmiş ama önemli ve bir o kadar da gerçekçi bir hedeftir. Umarım, ihracatçıların tamamı bu hedefi benimser ve gereğini yerine getirir. Ben gereklerinden biraz bahsetmek isterim; Her şeyden önce ihracat bir ticarettir, savaş değildir. İhracatı milletler arası savaş gibi topluma algılatmaya çalışmak doğru değildir. Bu nedenle, Alicik ya da Ahmetçik Irak’ ta elde çanta cansiperane iş yapıyor ve/veya tam sayfa ilanlarla yapılan ihracat rakamlarını milli mücadele sonuçları gibi göstermekten vazgeçilmelidir. Çünkü bu doğru bir yol değildir. Doğru olan, sonucunda kazanılacak parayla ölçülmesi gereken bir ticaret riskinin üstlenilmesi ya da üstlenilmemesidir. Kısacası, ihracatın sınırlarımızı aşan bir ticaret olduğunu ve ticaretin tüm kurallarını içerdiğini unutmayalım. Toplumu, sonucu kar olmayan başarısız bir ihracatın maliyetlerine ortak etmeyi ve bu amaçla devleti aracı kılmayı bırakalım. http://www.resatsinanoglu.com/129/para-kazanamayacagin-ihracati-yapma.html http://www.resatsinanoglu.com/129/para-kazanamayacagin-ihracati-yapma.html Wed, 01 Oct 2003 18:16:11 +0300 ULUSLARARASI PAZARLARDA REKABET Açık ekonomiyi benimseyen, sınırlarını ticarete açmış ülkelerde, uluslararası pazarlarda rekabet etme deneyimi kendi pazarlarında kazanılır. Sınırlarını ticarete koşullu açan ülkelerde ise bu deneyim kısıtlı kazanılır. Kapalı ekonomilerde ise kazanılmaz. Türkiye, söz konusu deneyimi Avrupa Gümrük Birliğine dahil olduktan sonra kazanmaya başlamıştır. Uzun yıllar kapalı ekonominin davranış kalıplarıyla kültürü oluşan özel sektör, yeni rekabet düzenine adapte olmakta zorlanmış ve direniş göstermiştir. Devletçi anlayışın hakim olduğu bürokrat kesim de dönüşüme hazırlıksız yakalanmıştır. Dünyanın gidişatını kavramaktan uzak siyasiler de zaman, zaman sorumsuz beyanlarla yanlış beklentiler yaratmışlardır. Sonuç olarak, hem iç, hem dış pazarlarda rekabet etmekte zorlanan üreticiler, o gün, bu gündür, devletin kapısından ayrılmamışlardır. Türkiye’ nin, yetersiz de olsa iç ve dış pazarlarda rekabet düzeyi ve tüketiciye sunduğu hizmet seviyesi açısından önemli mesafeler aldığı da bir gerçektir. Geldiği aşamayı dahil olduğu gümrük birliğine borçludur. Gelemediği aşama ise uygulamaktan kaçındığı uluslararası standartlara  direnişinin sonucudur. http://www.resatsinanoglu.com/128/uluslararasi-pazarlarda-rekabet.html http://www.resatsinanoglu.com/128/uluslararasi-pazarlarda-rekabet.html Mon, 01 Sep 2003 18:16:11 +0300 MARKA, YENİ ÜRÜN GELİŞTİRME ÖZGÜVENİNİ SAĞLAR Tüketici, yeni ürünü marka sahibinden bekler. Markası olmayanlar yeni ürün geliştirmek isterlerse, tüketicinin beklemediği bir ürünü pazara sundukları için satamazlar. Kısacası, yeni ürün geliştirmek, yeni moda yaratmak, tüketiciler tarafından marka sahiplerine verilmiş haklardır. Marka sahibi ile tüketici arasındaki bu kontrat, tüketicinin en sağlam yeri olan beyninde ve kalbinde saklıdır. Benzetmek gerekirse, sadece marka sahipleri tüketicilerin beyinleri ve kalplerinde satın aldıkları arazilere inşaat yapabilirler. Taşeronlar ise marka sahiplerinin izni olmadan yapamazlar. Bu nedenle, Türkiye’de üreticiler ya marka sahiplerine fason üretim yaparlar, ya da marka sahiplerinin pazara sunduğu yeni ürünlerin patentlerini alarak (!) benzerlerini üretirler. http://www.resatsinanoglu.com/127/marka-yeni-urun-gelistirme-ozguvenini-saglar.html http://www.resatsinanoglu.com/127/marka-yeni-urun-gelistirme-ozguvenini-saglar.html Fri, 01 Aug 2003 18:16:11 +0300 MARKAYI SADECE SAHİBİ YARATIR Marka yaratmak; basit anlamda, tüketicilerin beyinlerinde öngörülen imgeye sahip olabilmek için planlı çalışma yapmak demektir. Çalışmasan da tesadüflere terk edilmiş bir imge oluşur. Amaç,  imgenin hedeflendiği gibi algılanmasını sağlamaktır. Süreç; marka yaratmak isteyen kurumun kültürüne, felsefesine ve kimliğine yatırım yaptığı ve pazarına yansıttığı “stratejik dizayn” çalışmalarını içerir ve kurum varoldukça devam eder. Türkiye’ de gözlemlediğim temel hata, söz konusu çalışmanın dışa değil içe dönük bir çalışma olduğunun ısrarla ıskalanmasıdır. Markayı sadece sahibi yaratır ve marka yaratma çalışması içe dönük bir prosestir. Hiç kimse ya da kurum asla sahip olmadığı değeri yansıtamaz ! http://www.resatsinanoglu.com/126/markayi-sadece-sahibi-yaratir.html http://www.resatsinanoglu.com/126/markayi-sadece-sahibi-yaratir.html Tue, 01 Jul 2003 18:16:11 +0300 MERKEZ BANKASI Yıllarca Merkez Bankası’ nın bağımsızlığının önemi üzerinde durdum ve serbest piyasa ekonomisinden söz edebilmek için Merkez Bankası’ nın bağımsızlığının temel kriterlerden biri  olduğunu yazdım. Geçtiğimiz hafta faiz indirimi konusunda yaşananlar benim gibi düşünenlerin ne kadar haklı olduğunu göstermiştir. Para yönetimi, bırakın dışarıdan ahkam kesmeyi, ekonomi alanında da ayrıca uzmanlık isteyen bir disiplindir. Merkez Bankalarının siyasi tasarruflardan arınmış olarak ödevlerini yapmaları ve uzmanlık alanlarına hakim olmaları gerekir. Kısacası, bağımsız ve işini bilen bir Merkez Bankası piyasalar için en önemli güvencedir. Hükümetin, piyasaları rahatlatmak için, Merkez Bankası’ nın bağımsızlığı üzerindeki tartışmalara son verecek geri dönülmez anlayışını, en yetkili ağızdan yeniden ortaya koyması gerekir. http://www.resatsinanoglu.com/124/merkez-bankasi.html http://www.resatsinanoglu.com/124/merkez-bankasi.html Sun, 01 Jun 2003 18:16:11 +0300 IMF Hükümet, 2004 yılından sonra IMF’e ihtiyaçları olmayacağını ifade etti. IMF’e neden ihtiyacımız olduğu düşünüldüğünde, öngörülen tarihin gerçekçi olmaktan uzak bir hedef olduğu kolayca anlaşılır. Hükümet, IMF’e olan ihtiyacımız devam etmesine karşın 2004’ den sonra kendileriyle yeniden anlaşma yapmayacağız demek istiyorsa, bunu farklı söylemesi gerekir. Türkiye’nin ekonomik alanda gerçekleştirmeye çalıştığı reformların tamamı IMF’in sayesinde (dayatmasıyla) yapılmaktadır. Başka bir deyişle, IMF programı uygulamaya alınmadan söz konusu reformlar yapılmamış, yapılmadığı için de IMF’in desteğine muhtaç bir ortam ortaya çıkmıştır. Reformlar, ekonomiye katkısı uygulama sürecinde görülebilecek, henüz kültürü oluşmamış değişimlerdir. Sözkonusu değişimlerin hangileri yasalaşmış, hangileri uygulanmış, hangilerinden beklenen sonuçlar elde edilmiş de Türkiye’nin 2004’ den sonra IMF’e olan ihtiyacı ortadan kalkmış ? http://www.resatsinanoglu.com/125/imf.html http://www.resatsinanoglu.com/125/imf.html Sun, 01 Jun 2003 18:16:11 +0300 TÜRKİYE’Yİ YÖNETMEK ÇOK UCUZ Bir ülkeyi yönetmek ne kadar ucuz olursa, o ülkede yaşamak da o kadar pahalı olur. Türkiye, yönetimi ucuz, yaşamı pahalı bir ülkedir. Türkiye’de demokrasi, halkın ihtiyaçlarını belirleyip talep edebileceği bir platform haline getirilememiştir. Merkezi otorite doğruyu belirleme hakkını sokaktaki vatandaşına devretmemiş, halkın kendini yönettiği ilkesi teoride kalmıştır. Halkın doğruları ile devletin doğruları arasındaki makas giderek açılmıştır. Halk, birçok alanda yasalarla kavgalı duruma gelmiş, devletin bir kurumunun yaptığını da diğeri bozar olmuştur. Bu olgunun hangi boyutlarda olduğunu, devletin zorunlu kalarak hemen her on yılda bir barış adı altında uzattığı elin ne kadar çoğunlukla ve hararetle sıkıldığından anlayabiliriz. http://www.resatsinanoglu.com/106/turkiyeyi-yonetmek-cok-ucuz.html http://www.resatsinanoglu.com/106/turkiyeyi-yonetmek-cok-ucuz.html Thu, 01 May 2003 18:16:11 +0300 PİYASALARLA KAVGA ETMEK Devletçi ekonomistler geçmişte yaşananlardan ders almışa benzemiyorlar. Ekonomide yaşanan olumsuzlukları, kurallarını bir türlü öğrenemedikleri serbest pazar ekonomisine fatura etmeye  devam ediyorlar. Her zamanki şiirsel üsluplarıyla yayınladıkları, kapalı toplum yaşamını özleyen ve öneren tebliğlerinde, serbest pazar ekonomisini savunanları da topluma duyarsız olarak göstermekten kaçınmıyorlar. İyi niyetlerinden şüphe etmediğim bu arkadaşlara, fırsat bulduğum her platformda dile getirmeye çalıştığım gerçekleri tekrar yazmam da yarar görüyorum. Çağdaş yaşamın yolunu açacak ekonomik modeller devlet eliyle kurulamadı. Ekonomi, yönetilebilen bir bilim dalı olsaydı, tüm ülkeler mucize olamayacak yöntemleri birer, birer keşfederek kendi toplumlarını zengin edebilirlerdi. Ne yazık ki, ekonomi pozitif bir bilim dalı olmadığından, matematik modellerin sınandığı oyun teorileri de işe yaramadı. http://www.resatsinanoglu.com/122/piyasalarla-kavga-etmek.html http://www.resatsinanoglu.com/122/piyasalarla-kavga-etmek.html Tue, 01 Apr 2003 18:16:11 +0300 MADE IN TURKIYE ve TİM Türkiye’nin gelemediği yerlerde zaman kaybetmesi yerine, geldiği yeri doğru tespit ederek farklılaştırmak istemesi akılcı bir hedeftir. Türkiye uluslararası pazarlarda fason üreticidir. Aynı kulvarda hizmet veren 3.dünya ülkeleri ile fiyat bazında rekabet etmesi zordur. Ancak, uzun yıllar dünya markalarına hizmet veren Türkiye’nin, fiyat kırmaktan başka seçeneği olmayan 3.dünya ülkelerinden ayrılmasını sağlayacak değerli birikimleri vardır. Örneğin; bu birikim Çin’ de olmadığı için ismini vermek istemediğim bir beyaz eşya üreticisi bu ülkedeki tesisini şu sıralarda kapatmaktadır. Türkiye fason liderliğine aday olabilir. Fason üretim yaptırmak isteyen marka sahiplerinin ilk tercihi olabilir. Kısaca, Türkiye üretimini markalaştırabilir. “Made in Türkiye” nin hak ettiği fiyat farkını da üretimine yansıtabilir. Türkiye’nin üretimini markalaştırmak istemesi gerçekçi bir hedeftir. Ürünlerin markalaşması ise ülkenin markalaşmasından sonra elde edilebilecek bir sonuç olarak kabul edilmelidir. http://www.resatsinanoglu.com/104/made-in-turkiye-ve-tim.html http://www.resatsinanoglu.com/104/made-in-turkiye-ve-tim.html Sat, 01 Mar 2003 18:16:11 +0200 2003 BÜTÇESİ TBMM’ ye sunulan 2003 yılı bütçe tasarısı incelendiğinde AKP’ nin yıllardır süregelen bütçe anlayışına herhangi bir yenilik getirmediği açıkça görülmektedir. Söz konusu bütçede gelir öngörüleri açısından bilinenler tekrarlanmış ve büyüklük ekonomisi yaratabilecek bir araç geliştirilememiştir. Cumhuriyet hükümetleri, piyasalara özürlü bütçeleri, yönetim aracı olmaktan çok bürokratik gereksinim olarak her yıl meclise götürmüşler ve sadece kendi partilerinin milletvekillerine onaylatarak uygulamaya almışlardır. 58. Hükümetin hazırladığı IMF gölgesindeki bütçe de bir benzeridir. Bu bütçenin öngörülerinin gerçekleşmesi ve Türkiye ekonomisine olumlu katkı sağlaması olanaksızdır. Bana göre yakın bir gelecekte revize edilmesi de zorunludur. Türkiye’ de neden bütçeler verimli sonuçlara araç olamamaktadırlar ? Cevabı basittir ama kamu yönetiminin bu cevaba oryantasyonu bir türlü sağlanamamaktadır. Hükümetlerin gelir yaratma konusundaki temel varsayımları hatalıdır. Söylemleri pazar ekonomisinden yana olmalarına karşın piyasalara sosyalist ekonomi mantığı ile bakmaktadırlar. Dolayısıyla, üretmek için dünyada yaşanan dönüşümü görememektedirler. Önce üretim sözü saçma bir slogandan ibarettir. Tüketim vaadi olmadan üretimi sağlamak olanaksızdır. Hiç kimse satılamayacak bir malı ya da hizmeti üretmez. Dolayısıyla, doğru slogan; önce tüketimdir. http://www.resatsinanoglu.com/105/2003-butcesi.html http://www.resatsinanoglu.com/105/2003-butcesi.html Sat, 01 Mar 2003 18:16:11 +0200 KAYNAK NEDİR, NE DEĞİLDİR? Bir bütçe çalışması yapıldığında tüm kaynaklar öngörülen harcamalara kağıt üzerinde karşılık olarak tahsis edilir. Açık çıktığında başka bir deyişle, öngörülen gelirler, giderleri karşılamadığında kaynak yaratmak için hem gelirlerin arttırılması, hem de harcamaların azaltılması açısından bütçe kalemleri yeniden gözden geçirilir. Eşanlı olarak da gelirlerin tahsilat yetenekleri ile giderlerin ödeme vadeleri dikkate alınarak nakit akış tabloları hazırlanır. Kısaca, bütçe açıklarının kapatılmasında hem kaynak yaratılması, hem de tahsilatlar aynı oranda önemlidir. Tahsilatını gerçekleştirmek amacıyla bütçede öngörülen bir gelirin işlenmiş gecikme faizlerinden vazgeçildiğinde, yapılan işlem kaynak yaratmak değil aksine gelir kaybetmektir. Bu işlemle kağıt üzerinde sürünen alacakları tahsil etmeye çalışmak doğrudur ancak, toplamda bütçe gelirlerinin azaldığı da bilinmelidir. Bu nedenle vergi barışı ya da affı yasası ile yapılmaya çalışılan kaynak yaratmak değil aksine gelir kaybetmek pahasına tahsilat yapmaktır. Terminolojiyi  doğru belirlersek, sapla samanı karıştırmamış oluruz. http://www.resatsinanoglu.com/103/kaynak-nedir-ne-degildir.html http://www.resatsinanoglu.com/103/kaynak-nedir-ne-degildir.html Sat, 01 Feb 2003 02:10:30 +0200 BİZİM YAŞLILARIMIZ Sayın Denktaş, Kıbrıs’ ta çözüm ve barış isteyen gençleri tarihte yaşananları bilmemekle tenkit etmekte ve sunulan her önerinin altında şeytani bir komplo olasılığının varlığı konusunda uyarmaktadır.  Sözlerine de hemen her defasında Erenköy katliamı ile başlamaktadır. Bu davranışlar 1974 öncesini yaşamış olan Sayın Denktaş için doğaldır. Doğal olmayan halen karar vericiler arasında Sayın Denktaş’ ın bulunuyor olmasıdır. Savaşı genellikle dedeler ve babalar yaşar, barışı ise o günleri yaşamamış çocuklar yapar. Örneğin, bugün Avrupa Birliğinin geleceği için sağlam bir ittifak sergileyen ve bu birlikteliği ortak  para birimine kadar götürebilen Fransa ve Almanya ikinci dünya savaşında iki düşman ülkeydiler. Her iki ülkenin savaş sırasında birbirlerine yaptıkları, o  günleri yaşayanların belleklerinden asla silinmeyecektir. Schroeder ve Chirrac’ ın, o günleri yaşamış büyüklerinin söylediklerini duyar gibiyim; Fransızlara ya da Almanlara güvenmeyin, sizler ikinci dünya savaşında bizlere neler yaptıklarını bilemezsiniz, bugün gösterdikleri dostluğun arkasında başka planları vardır, sakın aldanmayın. Bu ifadeler en az Sayın Denktaş’ ın Rumlar için söyledikleri kadar doğaldır. Ancak, Schroeder ve Chirrac’ ın büyükleri emekli ve evde oturuyorlar. Bu nedenle, Fransa ve Almanya onlara rağmen dost olabiliyorlar. Bizim büyüklerimiz ise halen yönetimdeler ve bu yüzden biz eski düşmanlarımızla dostluklar kuramıyoruz. http://www.resatsinanoglu.com/37/bizim-yaslilarimiz.html http://www.resatsinanoglu.com/37/bizim-yaslilarimiz.html Wed, 01 Jan 2003 00:35:33 +0200 SİVAS’IN SORUNLARI ÜLKENİN SORUNLARI 18 Ocak cumartesi günü Sivas’ ta gazetenizin 61’inci, 2003 yılının da ilk iş geliştirme toplantısını gerçekleştirdik. Babamın ve ailesinin Sivaslı olması bu toplantıyı benim için farklı kılmıştı. İstanbul’ da doğup büyümeme ve 18 Ocak 2003’ e kadar hiç gitmemiş olmama karşın, bugüne kadar nerelisin dendiğinde hep Sivaslıyım dedim. Hemşehrilerimle tanıştıktan ve konukseverliklerine şahit olduktan sonra neden kendimi hep Sivaslı hissettiğimi daha iyi anladım. Toplantı öncesi bana verilen rol piyasalar hakkında Sivaslıları bilgilendirmekti. Sabah oturumunda Sivas Sanayii ve Ticaret Odası Başkan Vekilini, Meclis Başkanını, Belediye Başkan Vekilini, KOSGEB Başkan Vekilini, Cumhuriyet Üniversitesi Rektörünü, Sivas AKP Millet Vekilini,  Sivas Valisini ve nihayet öğleden sonra bizden önce söz alan Sivas Sanayii ve Ticaret Odası Başkanını dinledikten sonra fikrimi değiştirdim. Toplantıda yapmayı tasarladığım piyasalara yönelik konuşmadan vazgeçerek, Sayın Erdoğan Alkin’ in köşesinde belirttiği gibi belki biraz sert bir üslupla ama Sivaslı olmanın sorumluluğu ile dile getirilen sorunların temellerine inmeye çalıştım. http://www.resatsinanoglu.com/38/sivasin-sorunlari-ulkenin-sorunlari.html http://www.resatsinanoglu.com/38/sivasin-sorunlari-ulkenin-sorunlari.html Wed, 01 Jan 2003 00:35:33 +0200 NEDEN? ABD, uluslararası meşruiyeti sorgulanan bir savaşı başlatarak yaklaşık elli yıllık mirasını, Amerikan rüyasını harcamayı göze alıyor. Neden ? ABD, demokrasiye gönül vermiş açık toplumların sahip olmak istediği değerlerin mimarıdır. ABD,  önce ülkesinde bir kimlik yaratmış, daha sonra, yarattığı kimliği yansıtan değerleri sistemli olarak ihraç etmiştir. Amerikan değerlerine talep yaratılan ülkeler, ABD’nin yatırım alanları olmuştur. http://www.resatsinanoglu.com/40/neden.html http://www.resatsinanoglu.com/40/neden.html Wed, 01 Jan 2003 02:10:42 +0200 2003 NASIL OLACAK? Önemli iç ve dış opsiyonlar 2003 yılını farklı kılmaktadır. AB, siyasi kriterlerin yerine getirilmesi halinde 2004 Aralık’ ta geciktirilmeden müzakere tarihi vereceğini güvence altına alarak kayıtlara geçmiştir. Bu olgu yeni meclisin önümüzdeki siyasi ve toplumsal hedeflerini belirginleştirmiştir. Hükümetin ve muhalefetin söz konusu süreçte göstereceği dayanışma AB karşıtlarının direnişlerini kıracak eşanlı olarak da iç ve dış ekonomik dinamikleri olumlu yönde harekete geçirecektir. 12.12.2002 Kopenhag zirvesinden çıkan sonuçları, rasyonel düşünme alışkanlığı olan dış piyasalar daha çabuk satın almışlardır. İç piyasalar da hükümetin sonuçları nasıl kabul ettiğine ve yansıttığına bağlı olarak olumlu algılamaya hazırdır. http://www.resatsinanoglu.com/7/2003-nasil-olacak.html http://www.resatsinanoglu.com/7/2003-nasil-olacak.html Sun, 01 Dec 2002 00:43:11 +0200 BEŞ YIL SONRA DEĞİŞEN BİR ŞEY YOK* Dünya, ülkelerin doğrudan üyesi oldukları ve/veya dolaylı olarak etkilendikleri bütünleşmelerin yer aldığı en geniş işbirliği sistemi olarak algılanabilir. Söz konusu bütünleşmelerden herbiri, kıt kaynakları lehine kullanarak, eksik rekabet yaratmak arzusuyla üyelerine ayrıcalıklar sağlamaya ve üyesi olmayan ülkeler üzerinde de etkili olmaya çalışan güç birlikleridir. NATO ve benzeri savunma paktları, AB, NAFTA, Pasifik Anlaşması ve benzeri ekonomik ve siyasal antlaşmalar, konsorsiyumlar ile bunların karşıtları ve burada sayamayacağımız sayıda diğerleri aynı inançla oluşturulmuş işbirliği sistemleri ya da bütünleşmelerdir. Bu yönüyle incelendiğinde dünyanın bilinen coğrafi haritası yanında, son derece dinamik ve çıkarlar doğrultusunda değişen bir güç haritasına da sahip olduğu gözlemlenebilir. Ülkeler için birinci kriter, hangi bütünleşme içerisinde yer alıp almamanın yaratacağı çıkar farkı, ikinci kriter ise yer alacağı bütünleşmeden elde edeceği maksimum faydadır. Burada dikkat edilmesi gereken, göreceli olarak ülke lehine yükselen bir trendi yakalayabilmektir. http://www.resatsinanoglu.com/35/bes-yil-sonra-degisen-bir-sey-yok.html http://www.resatsinanoglu.com/35/bes-yil-sonra-degisen-bir-sey-yok.html Mon, 25 Nov 2002 16:02:45 +0200 YABANCI SERMAYENİN GELMESİ İSTENMEDİ Dolaşan doğrudan yabancı sermayeden aldığı pay yüzbinde bir dahi olmayan Türkiye'nin, bu payı artırmak için gerekli piyasa kültürüne sahip olmadığını düşünmek doğru olmaz. Doğru olan, Türkiye'nin yabancı sermayeyi ülkesinde istemediğidir. Yabancı sermaye, rasyonel piyasa ortamlarına ülke ayrımı yapmaksızın gelir. Yapılması gereken, piyasa demokrasisini bilinen kurallarıyla tesis etmek ve korumaktır. Başka bir deyişle, piyasalar üstü davranışları engellemek, ekonomiyi siyasetten arındırmaktır. Türkiye'de, cumhuriyet hükümetleri sözkonusu rasyonel piyasa ortamını isteyerek kurmamışlardır. Nedenleri; siyasetlerini finanse ettirebilecekleri kendi zenginlerini yaratma olanağını bulmaktır. Bu arayış, rakiplerini yarışarak değil, engelleyerek büyüme hevesi taşıyan özel sektör tarafından da kolayca destek bulmuştur. http://www.resatsinanoglu.com/101/yabanci-sermayenin-gelmesi-istenmedi.html http://www.resatsinanoglu.com/101/yabanci-sermayenin-gelmesi-istenmedi.html Mon, 14 Oct 2002 18:16:11 +0300 LİBERAL SOL Bu yapay tanım nereden çıktı? Karl Marx'ın "kapitalizm bir krizden diğerine koşmaktır" sözünü tarih doğruladı ama kapitalizm ortadan kalkmadı. Keynes'in "uzun vadede herkes ölür" sözü devlete ekonomiyi yönetme ödevini yükledi ama sürdürülmesine yetmedi. Ekonomi yönetilemedi, çünkü ekonominin bilimsel yapısı yönetilmesine engeldi. Ancak, ekonomiyi yönetme hevesi, isteği ve belki de gereği hiç yok olmadı. Uzun yıllar solcular planlı ekonomi adı altında kaynakları ve bölüşümü yönettiklerini zannettiler. Sosyal adaleti piyasalar üstü kararlarla sağlamaya çalıştılar. Kazanamayan kesimlere kaynak aktararak verimsizliği ödüllendirdiler. Alışveriş süreçleri oluşmayan sahalara kağıt üzerinde projeler ürettiler. Teşviklerle yatırımcılar aradılar. Sözde koruma tedbirleriyle yerli üretimi güçlendirmeye yöneldiler. Ve başaramadılar. http://www.resatsinanoglu.com/30/liberal-sol.html http://www.resatsinanoglu.com/30/liberal-sol.html Mon, 19 Aug 2002 09:51:21 +0300 BİR ÜLKE HEM TAKLİT, HEM MARKA ÜRETEMEZ Türkiye'de özellikle kapalı ekonomi döneminde ithal ikamesi politikasıyla sanayi ürünlerinin hemen tamamı taklit edilerek üretildi. Ne yazık ki, bu davranış birçok sektörün karakter yapısına işledi ve terk edilmesi zor bir alışkanlık haline geldi. Know-how, telif hakkı, patent ve benzeri royalty ödemelerinden kaçınmak prim gören bir kurnazlık oldu. Yurtdışına fason çalışmanın yanında, yurtiçine de taklit ettiği ithal ürünleri satmaya çalışan bir Türkiye yaratıldı. Uzun yıllar yeni ürün geliştirme kaygısı yaşanmadan AR-GE'siz fabrikalarla üretimler yapıldı. Açık ekonomiye geçtiğimiz 80'li yıllardan ve özellikle Gümrük Birliği anlaşmasından itibaren de bu alışkanlığın maliyetinin ne kadar yüksek olduğu ortaya çıktı. Bu maliyetin kaynağı, öncelikle yaratıcılığa saygı duyan bir üretim kültürüne, daha sonra da marka ve yeni ürün geliştirebilecek AR-GE'ye sahip olamamaktı. http://www.resatsinanoglu.com/100/bir-ulke-hem-taklit-hem-marka-uretemez.html http://www.resatsinanoglu.com/100/bir-ulke-hem-taklit-hem-marka-uretemez.html Mon, 05 Aug 2002 18:16:11 +0300 MEVDUATA DEVLET GARANTİSİ İYİ NİYETİN ÜRÜNÜ DEĞİL TMSF'ye hangi banka alınırsa alınsın tartışılacak soru işaretleri olacaktır. Bir bankanın ekonomik yaşamını sürdüremeyeceğine piyasalar üstünde bir kurumun karar verdiği her ortamda bu kaçınılmazdır. Olması gereken, mevduat garantisinin kaldırılması ve başarısız olan bankaların iflas ederek piyasalardan çekilmesidir. Elbette BDDK veya benzeri kurumlar, bankacılık gibi halkın tasarruflarının değerlendirildiği sektörleri denetleyecekler ve düzenleyeceklerdir. Şeffaf raporlarla, sonuçları hem kreditörlerle, hem de müşterilerle paylaşarak, bankaları doğru çalışmaya zorlayacaklardır. Kendini düzeltemeyenler kaynak ve müşteri bulamayarak pazarda yer almaya devam edemeyeceklerdir. Bu durumda, haketmeyenlerin "devlet garantisi" kalkanıyla mevduat toplaması önlenecek ve topluma maliyetleri artmadan oyunu terketmeleri sağlanacaktır. Türkiye, ısrarla sürdürdüğü mevduat garantisi ile hem iyi bankaların pazarını haksız rekabetle küçültmekte, hem de kötü niyetli gereksiz sayıda bankanın sektöre girmesine neden olmaktadır. Sermaye yapısı bozulan bankaların TMSF'ye devrinden sonra ortaya çıkan maliyeti ise sözde korunmaya çalışılan mevduat sahipleri ile söz konusu bankada bir kuruşu olmayan vatandaşlar birlikte ödemektedirler. http://www.resatsinanoglu.com/99/mevduata-devlet-garantisi-iyi-niyetin-urunu-degil.html http://www.resatsinanoglu.com/99/mevduata-devlet-garantisi-iyi-niyetin-urunu-degil.html Mon, 08 Jul 2002 18:16:11 +0300 DEFOLU Bir özdeyişe göre, liderler asla emekli olmazlar, nadiren de ölürlermiş. Bu demektir ki, toplumlar liderlerin doğruyu bulmalarını beklemeye mahkumlardır. Aynı özdeyişi köşe yazarları için de söylemek yanlış olmayacaktır. O halde, toplumlar köşe yazarlarının da doğruyu bulmalarını beklemeye mahkumlardır. Bugün, Türkiye'de ortalıkta dolaşan ne kadar lider varsa, hemen tamamı ben değiştim diyen geçmişin yanlışlarının savunucuları ve uygulayıcılarıdır. Oysa, geçmişten bugüne her dönem sağduyusu ile doğruları savunan birçok aydın bu arenada yoktur. Yine Türkiye'de baş köşeleri tutmuş köşe yazarlarının hemen tamamı toplumu yıllarca yanlış yönlendirmiş, günü kavramaktan uzak demagoglardır. Oysa, geçmişten bugüne her dönem bilgisi ve birikimi ile günceli yakalayabilen, toplumu aydınlatabilecek birçok yazabilirin bu camiada yeri yoktur. http://www.resatsinanoglu.com/28/defolu.html http://www.resatsinanoglu.com/28/defolu.html Mon, 24 Jun 2002 00:35:33 +0300 YABANCI SERMAYE NEDEN GELMİYOR, NEDEN GELECEK? Türkiye'nin dolaşan doğrudan yabancı sermayeden aldığı pay onbinde sekiz (binde bir değil) dir. Bu sermayenin yüzde sekseni gelişmiş ülkeler arasında paylaşılmaktadır. Bu iki gösterge yabancı sermayenin hangi kriterlere bağlı olarak hareket ettiğini açıklamaya yeterlidir. Yatırımcılar, rasyonel ekonomik koşulları olan ülkelere gitmeyi tercih etmektedirler. Ekonomik istikrar ve siyasetçinin değiştiremeyeceği bağımsız piyasa koşulları doğrudan yabancı sermayenin riskini minimize eden olmazsa olmazlardır. Geçen ay ülkemizi ziyaret eden, Avrupa orijinli sermayenin yüzde 80'nini kontrol eden kuruluşların CEO'larının sordukları sorulara ve Kemal Derviş'in hangi güvenceleri vermeye çalıştığına bakınca bunu anlarsınız. Yatırımcıların hiçbiri Çankaya'nın arka bahçesini bana verir misiniz ? dememiştir. Aksine, haksız rekabete neden olacak siyasi davranışların olasılığını, TCMB'nin elde ettiği özerkliğin güvencesini, BDDK'nın bankacılık sektörüne getirdiği denetimin kalıcılığını, kamu bankalarının yeniden siyasi destekli verimsiz yatırımlara kaynak aktarıp aktarmayacağını sorgulamışlardır. http://www.resatsinanoglu.com/98/yabanci-sermaye-neden-gelmiyor-neden-gelecek.html http://www.resatsinanoglu.com/98/yabanci-sermaye-neden-gelmiyor-neden-gelecek.html Mon, 10 Jun 2002 18:16:11 +0300 HOLDING BANKALARI Başlığa bakıldığında eleştirel bir bakışla konuyu ele alacağım anlaşılıyor. Ancak, eleştirel yaklaşmaktan analiz yapmaya çalışacağım anlaşılmalıdır. Holding bankacılığı, hem banka, hem de grup şirketlerine, birbirlerini üçüncü şahıslar olarak kabul etmedikleri takdirde görünmeyen bir maliyet yükler. Her iki tarafın da objektif olarak sürekli değerlendirmesi gereken bu maliyet kolayca gözden kaçabilir. Maliyetin eriştiği büyüklüğün grubu ve bankayı iflasa sürüklediği örnekler dünyada çoktur. Bu maliyet, teşhisi zamanında konulmayan ve tedavisi ertelenen kanserli hücrenin vücudun diğer organlarını sarması gibi grubun iyi şirketlerini de beraberinde götürebilir. Tanımı çok basittir; hak etmeyen şirketlerin başka bir deyişle, titiz bir bankadan kredi alamayacak vasıfta grup şirketlerinin, bankaları tarafından fonlanmasıdır. Bu durumda, söz konusu şirketler kendilerini düzeltme gereği duymadan varlıklarını korumaya ve verimsizliklerini gizlemeye devam ederler. http://www.resatsinanoglu.com/97/holding-bankalari.html http://www.resatsinanoglu.com/97/holding-bankalari.html Mon, 27 May 2002 18:16:11 +0300 VERGİ İNDİRİMİ, VERGİ KAYBI DEĞİL VERGİ KAZANCI GETİRECEK Türkiye’ de vergilendirme anlayışı ve sistemi kökten değişmek zorundadır. Uygulanan vergiler,  zamanla bütün içerisinde birbirleriyle olan uyumlarını dahi yitirmişlerdir. Vergiler kazanca dost olacağına giderek düşman olmuş ve kazancın oluşumunu engelleyen, kağıt üzerinde mevcut ancak, gelire dönüşemeyen unsurlar haline gelmiştir.  Devlet, vergi açığını, dolaylı vergilerle alışveriş süreçlerinde kapatmaya yönelmiştir. Bu davranış da, akaryakıt, enerji ve diğer zorunlu girdilerin maliyetlerini yükseltmiş ve sanayicilerin rekabet olanaklarını zorlamaya başlamıştır. Diğer yandan, yüksek katma değer vergilerinin tüketime ve belgeli alışverişe engel olması nedeniyle bütün dünya bu nevi vergilerde indirime giderken, yeni düzenlenen özel tüketim vergileri ile mevcut handikap sürdürülmüştür. Bu uygulamalar, Türkiye’ deki vergi koyucuların piyasa ekonomisini ve vergilerin piyasalar üzerindeki rollerini doğru algılayamadıklarının göstergeleridir. http://www.resatsinanoglu.com/96/vergi-indirimi-vergi-kaybi-degil-vergi-kazanci-getirecek.html http://www.resatsinanoglu.com/96/vergi-indirimi-vergi-kaybi-degil-vergi-kazanci-getirecek.html Mon, 13 May 2002 18:16:11 +0300 İNTERNET SİTELERİ VE YENİ RTÜK YASASI İnternet günümüzün vazgeçilmez bilgi otoyoludur. Bugünden sonra, ne bireyler, ne de resmi ya da özel kurumlar, internetten yararlanmadan varlıklarını ve rekabet etme şanslarını sürdüremezler. İnternet, sayısız getirileriyle ve elbette taşıdığı risklerle yaşamımızın bir parçası olmuştur. Akılalmaz süratte ve etkinlikte gelişen internetin, bazı istenmeyen sonuçları da beraberinde getirdiği doğrudur. Gelişmiş ülkeler dahil hemen her ülke sorunları yaşadıkça öğrenmekte ve reaktif olarak önlem üretmektedirler. Ancak, temel mutabakat; internet kullanımını özendirmek ve her alanda yaygınlaşmasını sağlamaktır. Eşanlı olarak da getireceği sorunları aynı teknolojik bazda çözmeye çalışmak ve internete özel hukuk altyapısını oluşturmaktır. Türkiye Cumhuriyeti gibi Avrupa Birliği'ne aday olan, çağdaş medeniyet seviyesine ulaşmak için çalışan (!), teknolojiyi üretmese dahi en azından ithal etmeyi başaran, dünyanın geldiği rekabet düzeyinde bilgiye hızlı ulaşmanın önemini bilen bir ülkenin bugün olduğu gibi internetten azami ölçüde yararlanmaya çalışması ne kadar doğal ise, internet yoluyla işlenen suçları önleme çabası da o kadar doğaldır. Önemli olan, bu çabasını, benzer sorunları yaşayan gelişmiş ülkelerde olduğu gibi, internetin tüm sektörlere sağlamaya devam edeceği yararlı gelişmelere engel olmadan yapabilmektir. http://www.resatsinanoglu.com/162/internet-siteleri-ve-yeni-rtuk-yasasi.html http://www.resatsinanoglu.com/162/internet-siteleri-ve-yeni-rtuk-yasasi.html Mon, 29 Apr 2002 14:20:30 +0300 YANLIŞ SORU: ENFLASYON MU, BÜYÜME Mİ? Uzun yıllar birçok ülke, istihdam hedeflerine ulaşırken, "enflasyon mu, büyüme mi?" ikileminde sıkışıp kalmıştır. Ne var ki, özellikle son yıllarda ABD ve İngiltere başta olmak üzere gelişmiş ekonomiler, enflasyona neden olmadan büyümeyi sağladılar ve eşanlı olarak işsizlik oranlarını düşürdüler. Başka bir deyişle, verimsiz bir büyüme modelinden, verimli bir büyüme modeline geçtiler. Yeni modelin yarattığı istihdamla, çalışan kesimin kazançlarıyla elde ettikleri yaşam standartları da yükseltilmiş oldu. Dünya ekonomisi, global durgunluğa neden olacak boyutta krizler olmadıkça her yıl belirli oranlarda büyümektedir. Son yıllarda, ortalama büyümeyi, genellikle gelişmiş ülkelerin enflasyon olmayan ekonomilerinin yarattığı büyüme payları sağlamaktadır. Bu ülkelerde enflasyon olmaması ekonomilerinin büyümelerine engel olmamaktadır. O zaman doğru soru: Enflasyon olmadan büyüme ve istihdam nasıl sağlanır olmalıdır. http://www.resatsinanoglu.com/95/yanlis-soru-enflasyon-mu-buyume-mi.html http://www.resatsinanoglu.com/95/yanlis-soru-enflasyon-mu-buyume-mi.html Mon, 15 Apr 2002 18:16:11 +0300 İHRACATÇI NEDEN DÖVİZ KURUNUN YAKASINDAN DÜŞMEZ? 19 Mart Salı günü TCMB ile gazetemiz DÜNYA'nın düzenlediği ve TCMB Başkanı Süreyya Serdengeçti'nin konuşmacı olarak katıldığı toplantıda, Sayın başkan açıkça ifade etti "İhracatı desteklemek Merkez Bankası'nın işi değil"dir. Kısaca, enflasyon oranında devalüasyon beklediklerini söyleyecek kadar ileri gidenlere, geçmişte olduğu gibi kurla ihracat desteklemek gibi bir yanlışa düşmeyeceklerini belirtti. Gazetemizin, Sayın başkanın ağzından verdiği o günkü manşetinin de bu söylenenler ışığında "kura müdahale edebiliriz" değil "kura müdahale etmeyeceğiz" olması gerekirdi. Çünkü, Sayın başkan, fiyat istikrarı sağlama ödevi çerçevesinde kura müdahale etmelerinin sınırlarını, yanlış anlamaya meydan vermeyecek şekilde açıklamıştı. Umarım, TCMB söylediklerinin arkasında sağlam duracaktır. Değerli ihracatçı ve turizmcilerin döviz getirmek amacıyla yaptıkları yatırımlarını yeniden gözden geçirmeleri ve rekabet üstünlüğünü, ülkenin parasının değerini düşürmekte değil, ürettikleri ürün ve hizmetleri fiyata yansıtabilecekleri niteliklerinde aramaları gerekmektedir. http://www.resatsinanoglu.com/161/ihracatci-neden-doviz-kurunun-yakasindan-dusmez.html http://www.resatsinanoglu.com/161/ihracatci-neden-doviz-kurunun-yakasindan-dusmez.html Mon, 01 Apr 2002 09:57:28 +0300 AVRUPA BİRLİĞİ ve YENİ KUŞAK GİRİŞİMCİLER Türkiye’ nin yeni kuşak girişimcileri, eski kuşaklara göre farklı davranışlar sergilemek, aldıkları kültür mirasını yeniden yapılandırmak ve yeni bir kimlik yaratmak zorundalar. Eski kuşak girişimcilerin icazet dönemi bitmiştir. Devlet kapısında nöbetleşe siyasi ortak aramak, devlet büyüklerine şirin gözükerek ekonomik çıkar sağlamak, kamu bankalarından teminatı kendinden menkul krediler almak, zora düşünce devlet kapısında zarar etmeden batmanın yollarını aramak, batmış şirketleriyle batmamış gibi yaşamak, parasını devletin ödediği teşviklerle fabrikalar kurmak dönemi son çırpınmalarıyla mefta olmak üzeredir. Yeni kuşak girişimciler için rekabet dönemi başlamıştır. Bu dönemin yukarıda açıkladığım dönemden belirgin farkı; daha iyi olanların kazanmak için yarışacak olmasıdır. İcazet dönemi ise aksine, daha iyi olanlara fırsat vermek istemeyenlerin yarıştığı bir dönem olmuştur. Bu nedenle, hem ekonomide, hem siyasette paylaşım ve liderler yıllarca değişmemiştir. Eksik rekabet koşulları yaratanların birbirleriyle üstü kapalı anlaşarak yarıştığı icazet döneminin davranış kalıpları, alışkanlıkları ve kemikleşmiş menfaat güdümlü zihniyet yapısı, yeni kuşak girişimcilerin mücadele etmek zorunda kalacakları başlıca unsurlardır. http://www.resatsinanoglu.com/27/avrupa-birligi-ve-yeni-kusak-girisimciler.html http://www.resatsinanoglu.com/27/avrupa-birligi-ve-yeni-kusak-girisimciler.html Mon, 18 Mar 2002 00:35:33 +0200 IMF VE EKONOMİNİN GÜVENLİĞİ 14 Şubat Perşembe, Silahlı Kuvvetler Akademisi'nde olağan konferansımda bana yöneltilen, biraz da ironi içeren sorulardan biri, güvenliğin ekonomisi için dersler olduğu ancak, ekonominin güvenliği için neler yapılabileceği konusunda kaynak olup olmadığıydı? Ne yazık ki, ekonomiyi güvensiz ellerden ve kararlardan koruyabilecek bir rehber yok. Ekonomi, yönetilebilen ve kendi bağımsız kuralları değiştirilebilen bir bilim dalı değildir. Her bilim dalında olduğu gibi, kendi kuralları ile elde edilen rasyonel, akılcı sonuçlarının ortaya çıkmasına yardımcı olmak, ekonominin güvenliğini sağlamaktır. Bunu yaparken en az'dan hiç'e varan müdahale çizgisinde hiç'e ne kadar yakınsanız ekonominiz o kadar güvenlidir. Aksine, ekonomiyi yönetmek gafletiyle müdahale dozunu artırmak, yatırımlara, tasarruflara, tüketim ve üretime yön vermeye çalışmak ekonominin güvenliğini bozmaktır. Bunu yaparken en az'dan en fazlaya varan müdahale çizgisinde en fazlaya ne kadar yakınsanız ekonominiz o kadar güvensizdir. http://www.resatsinanoglu.com/160/imf-ve-ekonominin-guvenligi.html http://www.resatsinanoglu.com/160/imf-ve-ekonominin-guvenligi.html Mon, 04 Mar 2002 14:16:53 +0200 İHRACATÇI İLE TÜRKİYE NE ZAMAN BİRLİKTE KAZANACAKLAR? Bugünlerde herkes ihracata dayalı büyüme modelini konuşuyor. Özellikle makro iktisatçılar ihracatı standart bir olgu olarak algılıyorlar ve yeni keşfedilmiş bir hedef gibi gösterip, ihracatçıların kur eleştirilerine arka çıkıyorlar. Bütün ülkelerin uluslararası pazarlarda mal ve hizmetlerini pazarlaması ve ihracat gelirleriyle büyümeleri öncelikli hedefleridir. Ancak, gelişmiş ülkelerin ihracatları ile gelişmekte olan ülkelerin ihracatları aynı sonucu doğurmamaktadır. Nihai tüketiciye malını ihraç edenler gelişmiş ülkelerdir. Bu avantajlarını, sahip oldukları markalar sayesinde elde ederler. Pazar fiyatlarını ve kalite standartlarını belirlerler. Gelişmekte olan ülkeler ise bu prosesin fason üreticileri olarak marka sahiplerine ürün üretmek için yarışırlar. http://www.resatsinanoglu.com/159/ihracatci-ile-turkiye-ne-zaman-birlikte-kazanacaklar.html http://www.resatsinanoglu.com/159/ihracatci-ile-turkiye-ne-zaman-birlikte-kazanacaklar.html Mon, 18 Feb 2002 14:15:20 +0200 YÖNETİM MUHASEBESİ Türkiye'de kurumların, işletme fonksiyonlarını doğru algıladıkları ve uyguladıkları söylenemez. Bir çok kurumda, muhasebe de halen kayıt aşamasından bilgi üretme aşamasına geçememiş fonksiyonlardan biridir. Kurumlar, muhasebe dalındaki sahaya duyarlı akademik gelişmeleri takip etmiyorlar. Kurum içi eğitime ayrılan bütçeler göz önüne alındığında, kişisel çabalarıyla kendilerini yenileyebilen az sayıdaki muhasebe yöneticilerini saymazsak, akademik gelişmelerin sahaya yansıtılma olasılığının ne kadar zayıf olduğu anlaşılır. Yönetim muhasebesi, muhasebe verilerinin yönetim aracı olarak kullanılmasına olanak sağlayan bir disiplindir. Kurumların bütçe çalışmaları ya özen gösterilmediği, ya da yönetim muhasebesi formatı dışında kalındığı için genellikle yararsız ve sonuçsuz kalmaktadır. Geleneksel metotlarla "tam maliyet" hesabıyla çıkarılan bir bütçeyle başabaş noktası ve verimlilik analizi yapılamaz. Değişken ve sabit maliyet ayrımları yapılmadığından, ürün ve hizmetlere yönelik katkı payı analizleri yapılamaz. Dolayısıyla, ürün karışımını fırsatlara yönelik sürekli yenilemek zorunda olan pazarlama, çok değerli iç kaynak bilgi desteğinden yoksun kalır. http://www.resatsinanoglu.com/94/yonetim-muhasebesi.html http://www.resatsinanoglu.com/94/yonetim-muhasebesi.html Mon, 04 Feb 2002 18:16:11 +0200 KOMEDİ TÜRKİYE İKİNCİ PERDE VE OLMAYAN BANKACILIK SEKTÖRÜ Komedi Türkiye'nin birinci perdesini 02.03.2001'de yazmıştım. Türkiye ekonomisinin illüzyon olduğunu söylemiştim. İşte ispatı: Türkiye'nin bankacılık sektörü de illüzyon. Adına banka denilen kurumlar, yıllarca reel sektöre özürlü, devletin borçlanma aracı olarak kurgulanmış, kamu kağıtlarının veznesi olarak çalışmışlardır. Devlet, bankalar eliyle toplumun tasarruflarını sömürmüş, bankalarda bu işlemler üzerinden kazandığı komisyonlarla yan gelip yatmışlardır. Bu tatlı kazanca işini bilenler (!) aday olmuşlardır. Kendinden menkul icazet kriterleriyle hükümetler bankaları, bankalar hükümetleri kullanıp, geçinip gider olmuşlardır. Şubat 2001'de saltanat kayığı devrilince de ağamın eğlencesi bitmiştir. Bitmiştir de, sonrası......., evlere şenlik. Türkiye, tarihinin en büyük krizini yaşayarak, borçlanma sınırının sonuna gelince, irrasyonel bankacılık ortamını, kurucuları bile savunamaz olmuştur. Pabuç pahalıdır. İşin şakası yoktur. Sorunların boyutları her şeyi bilen bilirkişileri aşmıştır. Gerçi onlar hiç bıkmadan sabit kur, reel sektöre destek, Keynes yaklaşımı, Arjantin ile İsrail'in ekonomilerini nasıl kurtarıp (!) enflasyonu düşürdüğünü (şimdilerde pek Arjantinci * kalmadı) v.s. önerilerine geçmiş asır bilgileriyle devam ediyorlar ama....... bu defa ihalenin dışında kalmışlardır. Hükümet can havliyle Kemal Derviş'e işi kayıtsız, şartsız vermiştir. http://www.resatsinanoglu.com/93/komedi-turkiye-ikinci-perde-ve-olmayan-bankacilik-sektoru.html http://www.resatsinanoglu.com/93/komedi-turkiye-ikinci-perde-ve-olmayan-bankacilik-sektoru.html Mon, 21 Jan 2002 16:15:09 +0200 DAHA İYİ VAR, MÜKEMMEL YOK Ülkeleri, yaşam koşulları açısından daha iyi, iyi ya da kötüyü yansıtan farklı özellikler altında sınıflayabiliriz. Gelişmiş, gelişmekte olan, gelişmemiş ülkeler. Değer üreten, ürün üreten, üretemeyen ülkeler. Teknoloji üreten, satın alan, alamayan ülkeler. Eğiten, eğitilen, eğitilemeyen ülkeler. Kredi veren, kredi alan, kredi alamayan ülkeler. Demokrat olan, olmaya çalışan, olamayan ülkeler. Bu örnekleri çoğalttığımızda aşağıda açıkladığım gibi daha iyi, iyi ve kötülerin aynı yerler’de toplandığını görürüz. Yukarıdaki tanımlardan yola çıkarsak, gelişmiş ülkelerin demokrat olduklarını, değer ve teknoloji ürettiklerini ve diğerlerini bu yönde eğitip, kredilendirdiklerini, gelişmekte olan ülkelerin  demokrat olmaya çalıştıklarını, ürün üretmek için eğitildiklerini ve kredi alarak teknoloji satın aldıklarını, gelişmemiş ülkelerin ise demokrasi ile tanışmadıklarını, henüz eğitilemedikleri için kredilerinin olmadığını, dolayısıyla üretemediklerini ve teknoloji satın alamadıklarını gözlemleriz. http://www.resatsinanoglu.com/92/daha-iyi-var-mukemmel-yok.html http://www.resatsinanoglu.com/92/daha-iyi-var-mukemmel-yok.html Mon, 07 Jan 2002 18:16:11 +0200 2002 NASIL OLACAK? Aralık ay’ının son haftalarına isabet eden yazılarımda, bir sonraki yılın tahminini yapmayı alışkanlık haline getirdim. 1997 yılı sonundan itibaren her yıl için yaptığım öngörülerin varsayımlarıyla birlikte gerçekleştiğini görmek, ne yazık ki beni mutlu etmedi. Çünkü, Türkiye’ de çoğu kez haklı çıkmak arzulanan durum değildir. Hükümete göre mutluluğumuz 2002 yılı baharına kaldı. Gerçi, 11 Eylül 2001 saldırısı kimsenin beklemediği ve tahminleri temelinden değiştiren bir gelişmeydi. Kısa bir dönem tüm dünyayı olumsuz etkiledi. Ancak, giderek bu gelişmenin kimler için fırsat olabileceği de ortaya çıkmaya başladı. Türkiye, söz konusu saldırı sonrası yeni oluşumda, hem siyasi, hem de ekonomik pastadaki payını arttıracağı imajını yarattı. Batı dünyası, yıllardır aralarına girmeye çalışan ya da çalışır gibi görünen Türkiye’ nin bu çabalarının gerçekleşeceği ümidini 11 Eylül sonrası davranışlarıyla kuvvetlendirdiler. Her türlü olumsuz performansına karşın, hem ekonomik desteği, hem de temel reformların yapılması için gereken baskıyı arttırdılar. Türkiye’ nin görece gelişmemiş standartlarını değiştirmek için, görülmedik bir istekle yeniden kolları sıvadılar. http://www.resatsinanoglu.com/6/2002-nasil-olacak.html http://www.resatsinanoglu.com/6/2002-nasil-olacak.html Mon, 24 Dec 2001 00:44:07 +0200 KEYNESGİL AÇIK 1929 İktisadi buhran sonrası yaşanan sosyal çalkantılar, dönemin iktisatçılarını yeniden düşünmeye zorlamıştır. Bu dönemde, İngiliz iktisatçı J.M. Keynes, özellikle ekonominin sosyal boyutu ile ilgili teorileriyle ünlenmiştir. Keynes’ e göre ekonominin takasla dengeye ulaşma sürecinde oluşabilecek sorunların çözümü devlet aygıtının ödevi olmalıdır. Kısaca, devlet süreci planlayabilmeli ve süratlendirebilmelidir. Her kesim eşanlı olarak verimli ve kazançlı olamaz. Devlet kazanamayan kesimleri rehabilite edebilir. Bu sayede kazanan kesimlerle, diğerleri arasındaki refah açığının büyümesi önlenebilir. Ancak, Keynes her kaybın bir kazanca ihtiyacı olduğu ekonomik gerçeğini hiçbir zaman gözardı etmemiştir. Başka bir deyişle, verimsiz kesimler sürekli kaynak tüketerek, verimli kesimler de sürekli kaynak aktararak yaşayamazlar. Devletin iktisadi yaşamda üstleneceği misyon, refah açıklarını ekonomik olmayan tasarruflarla değil, ekonomik kuralların işlediği doğal süreci süratlendirerek ortadan kaldırmaktır. Kaynak aktarma, başvurulabilecek geçici çözümlerdir. Amaç, verimsiz ortamların sosyal sorunlara neden olmadan terk edilmesi ya da verimli kılınabilmesidir. http://www.resatsinanoglu.com/91/keynesgil-acik.html http://www.resatsinanoglu.com/91/keynesgil-acik.html Mon, 10 Dec 2001 18:16:11 +0200 TÜRK İNSANI YERLİ YA DA YABANCI AYRIMI YAPMADAN EN İYİ HİZMETİ ARAR Nedeni basit; Türk insanı en iyisini tüketmeye layıktır ve Türk insanı en iyisini üretebilir. Son zamanlarda, içe kapanma heveslisi "yerli malı yurdun malı" sloganının arkasına gizlenerek tüketiciyi yıllarca ikinci sınıf ürün ve hizmetlere mahkum etmiş, uluslararası rekabetten korkan ve Türk insanının yaratıcılığına hürmeti olmayanların yeniden sahne aldıklarını görmekteyiz. Türkiye'nin azgelişmiş ülkeler arasında sıkışıp kalmasının nedeni bu zihniyettir. Yaşam standartlarının yükselmesine set olan, eğitim seviyesinin gelişmesini, kurumsallaşmayı, demokratikleşmeyi engelleyen, yavaşlatan kısaca, açık toplum olmayı önleyen bu zihniyettir. Türk insanı THY ile uçar. Bu ifade tam sayfa ilanlarla yazılı basında yer aldı. Hiç düşündünüz mü, diğer ülkeler de sadece kendi havayolları ile uçarsa THY ne yapar? Böyle taleplerde bulunmak yerine, ilanlara verdiğin parayla reklamını yapsan, ayrıcalıklarını anlatsan ve tüm dünya vatandaşlarına hizmet vermeye aday olsan daha doğru değil mi? Aday olmak için avantajlar geliştirsen, rekabet üstünlüğü sağlamak için çalışsan, bana göre var olduğuna inandığım üstün yanlarını korkmadan anlatsan, sığınarak yaşamaya çalışmaktan daha iyi değil mi? Türk insanına üstü kapalı olarak rakiplerini boykot ettirerek, sadece THY ile uçmaya davet ederken, eşanlı yabancı müşteri beklemek de safdillik değil mi? THY'nin özelleştirilmesindeki zorunluluğu gösteren bu zihniyet, daha da küçülmesine neden olmaktan başka bir işe yaramaz. http://www.resatsinanoglu.com/158/turk-insani-yerli-ya-da-yabanci-ayrimi-yapmadan-en-iyi-hizmeti-arar.html http://www.resatsinanoglu.com/158/turk-insani-yerli-ya-da-yabanci-ayrimi-yapmadan-en-iyi-hizmeti-arar.html Fri, 09 Nov 2001 14:11:32 +0200 VERGİLENDİRME MANTIĞI DEĞİŞMELİ Vergilendirilmiş kazanç kutsaldır. Bu cümle, hem vatandaşlık görevini, hem de devletin kazanç ortamı sağlama ödevini içeriyor. Ne yazık ki, bugünlerde vergilendirilecek kutsal kazanç bulunamıyor. Başka bir deyişle, Türkiye'de birey ve kurumların vergi ödeyecekleri kazançları kalmadı. Çünkü, devlet yukarıdaki cümlede gizlenmiş olan ödevini uzun süredir yerine getiremiyor. Oysa devlet, vatandaşlarım vergi ödeyebilecekleri kazancı sağlayamıyorlar diyecek yerde, vergi gelirlerim düşüyor diye serzenişte bulunuyor. Sonuç aynı gözükse de devletin üslubu, konuya bakış açısını ve mantalitesini ortaya koyuyor. Bugün devletin bu köhnemiş, oligarşik mantaliteyi değiştirmesi gerekiyor. Yıllarca vergi veren kesimi artan oranlarda vergilendirerek küçülten devlet giderek kayıtdışını özendirmiş, vatandaşını yaşamak için devleti yanıltmaya zorlar olmuştur. http://www.resatsinanoglu.com/90/vergilendirme-mantigi-degismeli.html http://www.resatsinanoglu.com/90/vergilendirme-mantigi-degismeli.html Fri, 26 Oct 2001 18:16:11 +0300 EKONOMİ BÖYLE DÜZELMEZ Ekonominin makro öngörüleri, mikroda kurum ve bireylerin mutabakatları olmadığı için gerçekleşemiyor. Finans sektörü sermaye açığını kapatamıyor. Müstakbel yabancı sermaye 11 Eylül'den sonra alacağı yeni pozisyona karar veremiyor. Londra yaklaşımı olarak bilinen yöntem sahaya inemiyor. Reel sektör eski alışkanlıklarından kurtulamamış, devlet kapısında yardım aramaya devam ediyor. Piyasalar giderek daralıyor. Tek tasarruf aracı USD. Borsa dip yaptı, alım için tarihinin en elverişli seviyesinde ancak, alıcı yok. ABD'nin vurulmasıyla kaygı küreselleşti, herkes diğerine karamsarlık ihraç ediyor. Bir mucize bekleniyor ama ne olduğunu bilen yok. Mucizenin adı; akıl (o da bizde yok diyenleri duyar gibiyim). Doğru, örneğin bizim özel sektörümüzde yok, bu nedenle devletinkine müracaat ediyor. Devletin aklı ise malum!... Olsa kendisine sürecek. Biz yine de fotoğrafa bir defalık, sanki aklımız varmış gibi bakalım. http://www.resatsinanoglu.com/89/ekonomi-boyle-duzelmez.html http://www.resatsinanoglu.com/89/ekonomi-boyle-duzelmez.html Fri, 12 Oct 2001 18:16:11 +0300 İYİLER VE KÖTÜLER İyi ve kötüler birbirlerinden herkes için aynı kabulde ayrılabilseydiler, iyiler kötüleri yok eder, kötülükler biterdi. Ne var ki, iyi ve kötüler, tıpkı doğru ve yanlışlar gibi ayrı ayrı değiller. Aynı olgu hem kötüyü, hem iyiyi, hem doğruyu, hem yanlışı temsil ediyor. Birilerinin doğruları diğerleri için yanlış, birilerinin iyileri diğerleri için kötüdür. Dünya, zaman içerisinde doğru ve yanlışların, iyi ve kötülerin değiştiği anlayışların, diğerlerine egemen olmaya çalıştığı çıkar ilişkileri yumağıdır. Savaşlar da, kendilerini iyi kabul edenlerin, çıkarlarına engel olduğuna inandığı karşı tarafı bertaraf etmek için başvurduğu son çaredir. İyi ve kötü, doğru ve yanlış kabulleri sürekli değiştiğinden dünyada hiçbir ülke için ebedi dost ve düşman yoktur, sadece ebedi çıkarlar vardır. Nitekim, bugün aralarında çatışma olan ülkelerin birçoğu geçmişte çeşitli ittifaklar içerisinde bulunmuş, dost olanları ise savaşacak kadar birbirlerini düşman ilan etmiş ülkelerdir. Bu nedenle, dünya üzerindeki ülkeleri iyi ve kötüler olarak statik bir ayrıma değil, zaman zaman bir diğeri için iyi ya da kötü kabul edilen davranışlarda bulunanlar diye ayırabiliriz. http://www.resatsinanoglu.com/25/iyiler-ve-kotuler.html http://www.resatsinanoglu.com/25/iyiler-ve-kotuler.html Fri, 28 Sep 2001 00:35:33 +0300 TÜRK LİRASI Bir ülkenin parası nasıl değerlenir sorusunun cevabı, o ülkede üretilen mal ve hizmetlerin diğer ülke vatandaşları tarafından aranıp, aranmadığında gizlidir. Kısacası, paranızın değeri, dünya ile ne kadar ticaret yaptığınıza bağlı olarak değişir. Türkiye ise dünya ile ticareti kısıtlı, nüfusuna oranla ekonomik hacmi küçük bir ülkedir. Ankara Ticaret Odasının önayak olduğu kampanyanın Türk Lirasının değer kazanmasına katkısı olur mu ? Bu kampanya, yatırımları arttırır, ihracatımızı yükseltir, dünya ile ticaret hacmimizi genişletir, kağıt üzerinde konvertible olan TL’ ye bu yönde hayatiyet kazandırırsa,  evet ! Bence bu kampanya yarardan çok zarar getirir. Özellikle, ekonomi bilgisi olmayan geniş kesimde, bir ülkenin parasının değerinin böyle aratabileceği yanlışını güdümler. Kaldı ki, gazetelere verilen ilanlarda yer alan, sanki birilerinin ısrarıyla araya sıkıştırılmış gibi gözüken “Türk malı ürünleri tercih et” sözüyle de ne anlatılmak istendiği belli değildir. Türkiye’ de üretilen yabancı markalar mı alınmasın ? İthalat mı yapılmasın ? http://www.resatsinanoglu.com/88/turk-lirasi.html http://www.resatsinanoglu.com/88/turk-lirasi.html Fri, 14 Sep 2001 18:16:11 +0300 TÜRKİYE EKONOMİSİ ZARAR ÜRETİYOR Sabahları işime gelirken genellikle açık radyo’ nun açık gazete programını, konuşmacıların kendi aralarında ne söylediklerini duymak için sarfettiğim gayretten yorulana kadar dinliyorum. Bunlardan birinde, Çin hükümetinin almak istediği, üretimi yarım bırakılmış uçak gemisinin boğazdan geçişi konu edildi. Gerçekleşirse, yaklaşık 2 milyon Çinli bu geçişi seyretmek için gelecekmiş. Her biri 1000 USD harcasa, 2 Milyar USD’ döviz beklenmeyen turizm geliri olarak, bir haftada Türkiye’ ye girecekmiş. Bilinmeli ki hem ihracat, hem de turizm gelirleri böyle hesaplanıyor. Şu kadar turist geldi, bu kadar döviz girdi. Ya da bu yıl şu kadar ihracat yapıldı, bu kadar döviz elde edildi. Hiç kimse turistin harcadığına sevindiği dövizi ile hangi hizmetleri satın aldığını ve bu hizmetlerin maliyetlerini hesaplamıyor. Hiç kimsenin, ihracatı yapılan mal ve hizmetlerin maliyetlerini hesaplamadığı gibi. http://www.resatsinanoglu.com/87/turkiye-ekonomisi-zarar-uretiyor.html http://www.resatsinanoglu.com/87/turkiye-ekonomisi-zarar-uretiyor.html Fri, 31 Aug 2001 18:16:11 +0300 İFLAS ETME OLGUSU Ülkelerin yaşadıkları krizlerin faturaları vatandaşlara çıkar. Hiç kimse başka bir adres aramasın. Bugün yaşanan krizin de, yaşanacak olanların da faturası halka çıkacaktır. O zaman, vatandaşın krizler sonrası yapılanları ve yapılmayanları, her zamankinden daha titizlikle takip etmesi gerekir. Amaç, krizin etkilerini ortadan kaldırmak yanında yeni krizlere aday olmamaktır. Ekonomik krizler genellikle finans sektöründe başlar ve giderek reel sektöre yayılır. Son kriz de böyle olmuştur. Finans sektörünün sorunları aşılmadan, reel sektöre çözüm üretmek sonuç getirmez. Bu nedenle, finans sektöründe makro denge arayışı, dolaylı olarak reel sektör için de öncelikli ve kaçınılmazdır. Benim daha önce eleştirdiğim, mikro çözümlere öncelik verilmemesi değil, mikro analizlerin eşanlı olarak yapılmamış olmasıdır. Bugün reel sektör için yapılmaya çalışılanlar, endişelerimde ne kadar haklı olduğumu göstermektedir. http://www.resatsinanoglu.com/157/iflas-etme-olgusu.html http://www.resatsinanoglu.com/157/iflas-etme-olgusu.html Fri, 17 Aug 2001 14:09:37 +0300 EKONOMİK GÜVEN Daha önceki iki yazımda ekonomik akıl ve ekonomik çözüm konularını ele almıştım. Ekonomik güven de bu üçgenin diğer önemli değişkenidir. Ekonomik güven, piyasaların ekonomik olmayan koşulları üretme olasılığına göre düşer ya da yükselir. Her ekonomik ortamın bir güvensizlik payı vardır. Güven göreceli oluşan bir öngörüdür. Hangi ortam bu güveni daha fazla veriyorsa, o ortamda risk payı ve buna bağlı olarak faizler düşüktür. Güvenin yüksek olduğu ekonomik ortamlar dünyanın üretim merkezleridir. Dünyada dolaşan paralar, bu ortamlara yatırım yapmak, diğer ortamlara da kumar oynamak için giderler. Orta ve uzun vadeli kazançlar güven ortamlarında, kısa dönemli kazançlar da güvensiz ortamlarda vardır. http://www.resatsinanoglu.com/156/ekonomik-guven.html http://www.resatsinanoglu.com/156/ekonomik-guven.html Fri, 20 Jul 2001 14:07:12 +0300 REEL SEKTÖR İÇİN ÇALIŞAN KURUL YOK Ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı Kemal Derviş, sıranın reel sektöre geldiğini belirtmiş. Reel sektör, sorunları ve fırsatları buzdolabında bekletilebilen bir ekonomik alan değil ki, sırasını bekleyebilsin. Umarım bu beyan, mali sektör üzerinden reel sektörü güdümlemeye alışmış, piyasalara uzak, işletmeci yanı eksik iktisatçıların yapageldikleri bildik hataların tekrarlandığının göstergesi değildir. Reel sektör ithalatın, üretimin, iç ve dışsatımın gerçekleştiği temel sektördür. Ekonominin altyapısıdır. İyi yetişmiş her işletmeci ya da iktisatçı, üstyapı (mali sektör) arızalıyken, altyapının çalışmayacağını bilir. Ancak, altyapı olmadan bir üstyapının olamayacağını da bilir. Bu nedenle, bu sektörlerle sırayla değil, eşanlı ilgilenmek zorundasınızdır. Sonra bir bakarsınız, öncelik verdiğiniz mali sektörün müşterisi kalmamış, piyasa riski olağanüstü artmış. Reel sektörde yaşanacak ve derinleşecek bir krizle henüz tanışmamış bir Türkiye'nin, o zaman neyi sıraya koyacağını merak ederim. http://www.resatsinanoglu.com/86/reel-sektor-icin-calisan-kurul-yok.html http://www.resatsinanoglu.com/86/reel-sektor-icin-calisan-kurul-yok.html Fri, 06 Jul 2001 18:16:11 +0300 EKONOMİK ÇÖZÜM NEDİR? Ekonomi sosyal bilim dalıdır. Pozitif bilim dalları gibi kesin sonuçlar üretemez. Bu nedenle, ekonomide çözümler olasılıklar ve varsayımlar üzerine inşa edilir. Makro beklentiler, mikroda birey ve kurumların alacakları pozisyonlara göre gerçekleşir ya da gerçekleşmezler. Söz konusu davranışlar bir ölçüde manüple edilebilirler. Devletin etkin olduğu kumanda ekonomilerinde bu olgu piyasa ekonomilerine göre daha fazladır. Ancak, ekonomik akıl içermeyen dayatmalar, hangi ortam olursa olsun, er ya da geç ret edilirler. Kısacası, mikro analizi zayıf olan makro planların, ne yaparsan yap gerçekleşme şansı yoktur. http://www.resatsinanoglu.com/85/ekonomik-cozum-nedir.html http://www.resatsinanoglu.com/85/ekonomik-cozum-nedir.html Fri, 22 Jun 2001 18:16:11 +0300 EKONOMİK AKIL Ekonomik akıl, attığı her adımın ekonomik sonuçlarını değerlendirebilme yeteneği ve verimsiz davranışların refaha katkısı olmaz bilincidir. Bu yeteneğe ve bilince sahip ülkelerin ekonomik aklı vardır, olmayanların da yoktur. Örneğin, Türkiye'nin böyle bir yeteneği ve bilinci olmadığına göre ekonomik aklı yoktur. Ekonomik aklı olan ülkelerde yardımlar, mevcut durumu verimli sonuçlara çevirmek için yapılır. Desteklemeler araçtır, verimli sonuçlar amaçtır. Ekonomik aklı olmayan ülkelerde ise yardımlar verimlilik gözetilmeden yapılır. Bu durumda desteklemeler araç değil, amaçtır. Yaşanan örnekler, yardım adı altında verilen ekonomik araçların (teşvikler, sübvansiyonlar, imtiyazlar, vb.) amacından çok istenmeyen sonuçlara hizmet ettiğini göstermiştir. Desteklenerek geliştirilebilmiş bir sektörü, ne yaptığını bilen ve çok iyi denetleyen ülkelerde dahi bulamazsınız. Hemen hepsinde yardımlar, gelişmenin değil gelişmemenin nedenleri olmuşlardır. Ya desteklendikleri için sektörler rekabete hazırlanma gereği duymamışlar ya da yardımlar gerçek ihtiyaç sahiplerine ulaşmamıştır. Yardımlar daha çok haksız kazanç alanları oluşturmaya, rekabet yeteneğini yok etmeye, bağımlı ve manüple edilmesi kolay bir toplum yaratmaya neden olmuştur. Devletlerin ekonomik akıldan yoksun olarak aldıkları kararlar, kazanan kesimlerin gelirlerini tüketen kazanmayan kesimleri büyütmüştür. Türkiye de özellikle son on yılda vergi tabanı sürekli daralan bir kesimden elde ettiği geliri, eşanlı olarak genişleyen diğer kesime harcayarak, ortalama sonuçları ile küçülen bir ülke olmuştur. http://www.resatsinanoglu.com/155/ekonomik-akil.html http://www.resatsinanoglu.com/155/ekonomik-akil.html Fri, 08 Jun 2001 14:04:59 +0300 ŞİMDİ NE OLACAK? Türkiye için en zor günler yeni başladı. Kolay olanı, IMF'nin programı onaylamayıp parayı vermemesiydi. Bu takdirde, Türkiye'yi yönetegelenler dünyaya meydan okuyup "Türk'e Türk'ten başka dost yoktur" söylemleri eşliğinde kendinden menkul yöntemleriyle bildiklerini okumaya devam edeceklerdi. Oysa, IMF programı onayladı ve paranın musluğunu açtı. Şimdi ne olacak? 1946'dan bu yana 54 yıl içerisinde 17 ekonomik istikrar (!) programını başarısızlıkla sonuçlandıran zihniyet hiç değişmeden 18.yi başarabilecek mi? 18. program temelinde zihniyet değişikliği içeren, ekonomik olmaktan çok siyasal bir program. Bu nüans, programı başarılı kılmaya yetecek mi? Evet demekte zorlanıyorum. Çünkü, zihniyeti değişmesi gerekenler ya farkında değiller ya da olmak istemiyorlar. Görünen, başarmaktan çok kamuoyunu kaybetmeden programdan nasıl sıyırırız planlarının yapıldığıdır. Zihniyeti ve davranışları değişmesi gereken kesimleri birlikte inceleyelim, kararımızı birlikte verelim. http://www.resatsinanoglu.com/154/simdi-ne-olacak.html http://www.resatsinanoglu.com/154/simdi-ne-olacak.html Fri, 25 May 2001 14:02:58 +0300 İNSAN KAYNAKLARI Türkiye'nin sahip olduğu işletme kültürü insan kaynakları konusunu ele alış biçimini de etkilemiştir. Ekonominin en önemli aktörü olan insana, işletme içerisinde verilen misyon, tüketici olarak dışarıda verilen misyondan farklı olmamıştır. Ülkemizde, her iki konumda da insan özgür değildir. Serbest pazar ekonomisinin temel kriteri, sokaktaki insana tanınan özgürlüktür. Kısacası, "sokaktaki insan kendisi için iyi olanı bilir" diyenler, dünyanın tüm nimetlerinden sokaktaki insanı haberdar ve elde edebilir kılmaktan çekinmemişlerdir. Buradaki hakim inanç; sokaktaki insan, vereceği rasyonel kararlarla ekonominin en önemli düzenleyicisi olacaktır. Herkesin kendisini sokaktaki insanlara beğendirmek, sokaktaki insanlar da her seferinde daha iyisini elde edebilmek için yarışacaklardır. Bu hedef hem kurumların, hem de insanların yaşam süreçlerine olan katkılarını arttıracak ve oluşan rekabet düzeyine paralel olarak da ülke standartları başka bir deyişle, yaşam kalitesi gelişecektir. http://www.resatsinanoglu.com/153/insan-kaynaklari.html http://www.resatsinanoglu.com/153/insan-kaynaklari.html Fri, 11 May 2001 14:37:34 +0300 EKONOMİK PROGRAMIN MİKRO ANALİZİ YOK Makro planlarda öngörülenin gerçekleşebilmesi, mikroda kurum ve bireylerin nasıl pozisyon alacaklarına bağlıdır. Ekonomi, deterministik bir bilim dalı değildir. Önceden öngörülen değerlerin elde edilebilmesi olasılıktan başka birşey değildir. Makro denge beklentileri, doğru yapılmış mikro analizlere dayanmıyorsa, olasılık yerini hayale bırakır. Bana göre söz konusu program sağlıklı mikro analiz verilerinden yoksundur. Başka bir deyişle piyasalara yabancıdır. Programda mali ve reel sektör ilişkisi doğru dillendirilmiştir. Bankacılık sektörünün, reel sektörün kaynak ihtiyacını düzenli olarak karşılayacak şekilde rehabilitasyonu amaçlanmaktadır. Hem sermaye yapılarının güçlendirilmesi, hem de spekülatif davranışlara neden olan unsurların eşanlı ortadan kaldırılması çabaları olumlu girişimlerdir. Ancak, reel sektörün rehabilitasyonuna ilişkin herhangi bir bahis yoktur. Tekel yasalarının düzenlenmesi, özelleştirme engellerinin kaldırılması ve serbest pazar koşulları içerisinde gelişecek güçlü bir özel sektör ile denetim ve regülasyon görevlerini üstlenecek devlet tanımı yeterli değildir. Verimli büyüyecek bir ekonomi istiyorsak, ülkenin siyaset yapma biçimi yanında, reel sektörün rekabet etme biçimi de değiştirilmelidir. http://www.resatsinanoglu.com/152/ekonomik-programin-mikro-analizi-yok.html http://www.resatsinanoglu.com/152/ekonomik-programin-mikro-analizi-yok.html Fri, 27 Apr 2001 13:59:29 +0300 GECİKMEYE DESTEK Çok lafa gerek yok. Bir ülke kamu gelirlerini, kamu giderlerini karşılayacak düzeye getirmek, açıklarını ise borçlanarak kapamak zorundadır. Ancak, ne gelir, ne de gider amaç değildir. Amaç, bu araçları toplumun menfaatleri doğrultusunda kullanmaktır. Gideri nereye harcadığın, geliri de nasıl yarattığın önemlidir. Kısacası, devlet toplumun parasını, yine toplum için harcayan bir mekanizmadır. Bu fonksiyonu yerine getirirken verimli olmak ön koşuldur. Verimliliğin ölçüsü ise ülkenin yaşam standardının çağdaş medeniyet seviyesine olan mesafesidir. Türkiye az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkeler arasında yer aldığına göre, gelişmiş ülkelere oranla çağdaş medeniyet seviyesine uzak ve yaşamı verimsiz proses eden bir ülkedir. http://www.resatsinanoglu.com/151/gecikmeye-destek.html http://www.resatsinanoglu.com/151/gecikmeye-destek.html Fri, 13 Apr 2001 13:57:27 +0300 ÜLKELER BATAR MI? Ülkeler, şirketler gibi iflas ederek batmaz. Başka bir deyişle yok olup gitmez. Haritada yerini muhafaza eder. Ancak, giderek fakirleşir. Ülkeler fakirleşerek batar. Türkiye de on yıldır yükseltemediği kişi başına 3000 dolar gayri safi milli hasılasını büyük bir gayretle 2500 dolara düşürerek batmıştır. Yunanistan, aynı sürede 3000 dolar kişi başına gayri safi milli hasılasını 10000 dolara çıkarmıştır. Bazı vatandaşlarımız kendi aralarında "ne ülke kardeşim yediler, yediler batıramadılar" diye üstü kapalı batmaz ülke sevincini yaşarlarken yanılgı içerisindedirler. Çünkü, ülkelerin batmasının fakirleşmek olduğunu bilmemektedirler. Türkiye'nin verimli çalışan kesiminden elde ettiği kaynakları, verimsiz kesimlere aktaran ve yetmediği için açıklarını borçlanarak kapatan devlet, sonunda verimli kesimleri de darboğaza sokarak ülkeyi küçültmeyi başarmıştır. Bugün kaynak yaratamayan ve açıklarını kapatacak borcu bulamayan Türkiye, eğer şirket olsaydı iflas masasındaydı. Kısacası, ülke batmıştır. Ülkeyi batıranlar da özellikle son on yılın cumhuriyet hükümetleridir. http://www.resatsinanoglu.com/150/ulkeler-batar-mi.html http://www.resatsinanoglu.com/150/ulkeler-batar-mi.html Fri, 30 Mar 2001 13:55:11 +0300 KOMEDİ TÜRKİYE VE OLMAYAN EKONOMİSİ Türkiye ekonomisi 75 yıldır yanlış kurgulanmış ve tüm kesimlere, özellikle dar gelirli vatandaşlara bedelini ağır ödedikleri bir yaşam üretmiştir. Türkiye ekonomisi günümüzün kriterleri ile değerlendirildiğinde yoktur. Var olduğu söylenilen sektörlerin hemen tamamı illüzyondur. Kamu sektörü aslında yoktur. Tarım sektörü aslında yoktur. Bankacılık sektörü, turizm sektörü, tekstil sektörü, medya sektörü, otomotiv sektörü, eğitim sektörü, sağlık sektörü, inşaat sektörü aslında yoktur. Devlete, dolayısıyla halkın cebindeki paraya muhtaç olmadan ayakta durabilen tek bir sektör yoktur. Örnek mi istersiniz: Turizm sektörü, kendi vatandaşlarını tesislerinde turistin ödeyeceği bedelin en az iki misli fiyatına ağırlar. Kısaca, halk, dövizi zarar ederek getiren tesislerin açıklarını konaklarken doğrudan, sübvansiyonlarla da dolaylı yoldan karşılar. http://www.resatsinanoglu.com/149/komedi-turkiye-ve-olmayan-ekonomisi.html http://www.resatsinanoglu.com/149/komedi-turkiye-ve-olmayan-ekonomisi.html Fri, 02 Mar 2001 13:52:37 +0200 REKABET Sürekli dilimizde dolaşan ve son yıllarda hemen her sahada gelişmenin anahtarı olarak gösterilen sihirli kelime; rekabet. İlk bakışta herkes tarafından kolayca tarif edilebileceği zannedilen ancak, biraz düşünülünce derin anlam yüklendiği ve tanımlanmasının hiç de kolay olmadığı anlaşılan bir kavram, daha çok da bir yöntem. Doğru tanımlamaya yaklaşabilmek için, önce rekabet ortamını yaratan aktörleri irdelemek gerekir. Rekabet ortamında başlıca üç aktör vardır. Hizmet alan: tüketici, hizmet veren: üretici ve alternatif hizmet sunan: rakip. Rekabet, yararı düzeyi ile doğru orantılı olan bir yöntemdir. Rekabetin düzeyi de, hizmet sunulan tüketiciye tanınan rol ile doğrudan ilişkilidir. Tüketici egemen ortamlarda  rekabet düzeyi yükselir, üretici egemen ortamlarda ise düşer. Başka bir deyişle, tüketici ortama ne kadar egemen ise gelişme, hizmet seviyesi ve standartlar o kadar yüksek düzeydedir. http://www.resatsinanoglu.com/83/rekabet.html http://www.resatsinanoglu.com/83/rekabet.html Fri, 16 Feb 2001 18:16:11 +0200 VATANDAŞINA DEĞER VERMEK Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir cümlesi, ülke sınırları içerisinde yaşayan insanlara verilen değeri ve önemi anlatmaktadır. Ulu önder Atatürk’ ün bu özdeyiş de anlatmak istediği, günümüz terminolojisinde bireyin özgürlüğünün değerli, önemli, gerekli ve kısıtlanamaz olduğudur. Ülkeler çeşitli açılardan birbirlerinden farklılaşarak sınıflanabilir. Farklılıklardan biri ve belki de en önemlisi  vatandaşlık anlayışı ve sokaktaki insanına olan yaklaşımıdır. Ülkelerin bu konudaki tavırları, diğer konulara ilişkin davranış kalıplarının da ana temasını oluşturur. Kendi vatandaşlarına değer ve önem veren ülkeler, diğer ülkelerin vatandaşlarına da aynı şekilde önem verirler. Şu veya bu ülke için vatandaşına değer vermiyor tanımlaması yapmak da zordur. Her ülke kendinden menkul değerlerle vatandaşını azami gözettiğini savunabilir. Burada önemli olan evrensel değer ölçüleri altında durumun nasıl olduğudur ? http://www.resatsinanoglu.com/24/vatandasina-deger-vermek.html http://www.resatsinanoglu.com/24/vatandasina-deger-vermek.html Fri, 02 Feb 2001 00:35:33 +0200 REEL SEKTÖR Finans sektörü bir üst yapı, reel sektör ise alt yapıdır. Alt yapısı olmayan bir üst yapının yaşaması söz konusu değildir. Başka bir deyişle, finans sektörünün varlık nedeni reel sektördür. Reel sektörün kaynak ihtiyacını karşılamak finans sektörünün temel amacıdır. Bu hizmeti verirken tasarruflara değer kazandırır, dolaylı yatırımlara aracı olur. Kaynak yaratabilme, plase edebilme, alternatif değerlendirme olanaklarına ve tabii rekabet düzeyine göre de hizmetini fiyatlandırır. Finans kuruluşları her basiretli tüccar gibi en uygun kaynağı tedarik etmeye, eşanlı olarak da en uygun satışları yapmaya çalışır. Stoklarındaki paranın maliyeti hem kendileri, hem de ileride plase edeceği reel sektör için çok yüksektir. Bu nedenle finans sektörü sürekli spekülatif ürün geliştirir ve  plase edemediği ya da etmek istemediği paraya değer kazandırmaya çalışır. Buradaki temel beklenti en azından duran paranın maliyet riskini sigorta etmektir. Devlet tahvilleri de bu beklenti ile başvurulan başlıca enstrümanlardır. http://www.resatsinanoglu.com/82/reel-sektor.html http://www.resatsinanoglu.com/82/reel-sektor.html Fri, 19 Jan 2001 18:16:11 +0200 2001 NASIL OLACAK? Her yıl sonunda, bir sonraki yılın ekonomik yaşamına ait öngörülerimi yazmayı ödev haline getirmiştim. Ancak, bu defa ekonomik analiz yapmak yerine konuya farklı bir açıdan yaklaşmayı tercih ettim. Türkiye 2000 yılı başında ürün olarak, IMF ile yaptığı anlaşmanın desteğindeki para programını piyasalara satmıştı. Bu yılın ürünü de devam edeceğini söylediği bilinen programdır. Ancak, aynı etkiyi göstermesi beklenen bu iki ürün arasında küçük bir fark vardır. Söz konusu programın uzun vadeli başarısı için şart olan ekonomik reformları zamanında yapmadığından, kendi yapay krizini üreten uygulayıcılara duyulan güvensizlik, yeni (eski) ürünün maliyetini arttırmıştır. Kısacası, 2001 yılı için satışa sunulan ürün 2000’e görece daha kalitesiz ve pahalıdır. Alıcı bulur mu? Bilinmez. http://www.resatsinanoglu.com/5/2001-nasil-olacak.html http://www.resatsinanoglu.com/5/2001-nasil-olacak.html Fri, 05 Jan 2001 00:43:43 +0200 BANKALAR DEVLETLEŞTİ Türkiye’nin, ekonomide daha serbest bir rekabet düzeyini tesis edebileceğine inancım giderek azalıyor. Türkiye, enflasyonu düşürmek için uygulamaya çalıştığı programa neden ihtiyaç duymuştu? Saydığınızda sayfalar tutabilir ancak, temel nedeni iç borçlanma limitlerinin bitmiş olmasıydı. Elin adamı da enflasyon oranı %80 olan bir ülkeye yatırım yapmıyordu. Türkiye’nin en süratli seçeneği, IMF gibi bir kurumun denetimini dış dünyaya satarak piyasa yaratmaktı. Niyet mektubu hazırlandı, IMF’in desteği alındı ve sıkı para programı ile reel sektöre yön verildi. Devlet doğrudan kontrol ettiği kurumlarında, programa uygun davranışlar sergileyerek güven yarattı, özel sektör de bunu cevapladı. Açık söylemek gerekirse, geçmiş uygulamalara göre izlenebilir bir işbirliği ve başarı sağlandı. Peki, her şey yolunda gibi gözükürken bu kriz neden yaşandı ve şimdi ne olacak? http://www.resatsinanoglu.com/81/bankalar-devletlesti.html http://www.resatsinanoglu.com/81/bankalar-devletlesti.html Fri, 15 Dec 2000 18:16:11 +0200 BANKALAR Bankalar ekonominin türevleridir. Misyonları, reel sektöre kaynak oluşturmak ve aktarmaktır. Bu görevlerini yerine getirirlerken verimli olmak zorundadırlar. Bu nedenle, bankalar uygun kaynaklar yaratmak, sürekli geri dönüşlü krediler vermek ve plase edilemeyen mevcutlarını da değerli tutmak zorundadırlar. Özellikle, perakendeci bankalar halkın tasarruflarına aracı olan kurumlar olarak sıkı denetlenmesi gereken bir uygulama içerisindedirler. Toptancı davranışlarıyla elde ettikleri dış kaynakların geri ödenmesi de hem ülke kimliği, hem de varsa hazine riski açısından denetlenmesi gereken durumlardır. Kısacası, bankalar toplum adına sürekli denetim altında tutulması gereken kuruluşlardır. http://www.resatsinanoglu.com/80/bankalar.html http://www.resatsinanoglu.com/80/bankalar.html Fri, 01 Dec 2000 18:16:11 +0200 DİKEY BÜTÜNLEŞMİŞ DAĞITIM KANALLARI SİSTEMİNDE KANAL İÇİ REKABET VE SON FİYAT DENETİMİ Tüketici ihtiyaçlarının yaratılmasında ve karşılanmasında yaşanan rekabet, tüketici egemenliğinin arttığı piyasalarda işletmeleri sürekli daha nitelikli hizmet vermeye zorlarken, pazarlama kanallarında da daha düzenli bir işbirliğini gerekli kılmaktadır. Kullanıcıların çoğu kez satın aldıkları ürünlerin, alışveriş noktaları gerisinde yer alan üreticilerini dahi tanımadıkları günümüz ortamında, ürünlerin sunumunda tüketiciler üzerinde yaratılmaya çalışılan imge söz konusu alışveriş noktalarına emanettir. Üreticiler iletişim kanallarıyla hedef kitlelerine vaat ettikleri, önceden tasarlanmış ayırıcı unsurların ( kantite, kalite, fiyat v.b.) alışveriş noktalarında değişikliğe uğratılmadan tüketicisine ya da temsilcisine ulaştırılmasından emin olmak istemektedirler. Alışveriş noktaları ve bu noktalara mal/hizmet aktaranlar da (Toptancı, perakendeci, yetkili satıcı v.s.) sürekli olarak, tüketiciler tarafından aranan bir mal bileşenine sahip olmayı istemektedirler. Söz konusu çıkar birliği birbirlerine ihtiyacı olan ve birlikte hareket etmeleri gereken iki aşama ortaya çıkarmaktadır; üreticiler ve aracılar. http://www.resatsinanoglu.com/79/dikey-butunlesmis-dagitim-kanallari-sisteminde-kanal-ici-rekabet-ve-son-fiyat-denetimi.html http://www.resatsinanoglu.com/79/dikey-butunlesmis-dagitim-kanallari-sisteminde-kanal-ici-rekabet-ve-son-fiyat-denetimi.html Fri, 17 Nov 2000 18:16:11 +0200 EK VERGİLENDİRİLMİŞ KAZANÇ DAHA KUTSALDIR Vergilendirilmiş kazanç kutsaldır. Bu slogan verginin vatandaşlık ödevi olduğunu anlatır. Ancak, aynı zamanda bir kazanca bağlı olduğunu da ifade eder. Vatandaş vergisini ödemeli, devlet de elde ettiği vergilerle, vatandaşın kazanacağı ortamları yaratmalı ve korumalıdır. Devlet, vatandaşlarına adalet ve hizmet götürmek amacıyla kurulmuş bir çok örgütlü mekanizmanın bütünüdür. Yapısal olarak kendisini sürekli yenilemek zorundadır. Aksi takdirde, araç olmaktan çok amaç haline gelir ve verimli hizmet üretme misyonunu kaybeder. Devletin verimli olup olmadığı, gelirleriyle giderlerini karşılayabilmesi ve ürettiği ya da üretilmesini sağladığı hizmetlerin kalitesi ile ölçülür. Türkiye’de devletin doğrudan ve dolaylı verdiği hizmetin kalitesi ortadadır. Diğer yandan, elde ettiği gelirlerle, giderlerini karşılayamadığı, kamu açıklarının finansmanında içinden çıkılmaz bir borç batağında olduğu da bilinmektedir. Devlet bu duruma bir yılda, beş yılda gelmemiştir. Yetmişli yıllardan itibaren yanlışlarında ısrar ederek gelmiştir. http://www.resatsinanoglu.com/77/ek-vergilendirilmis-kazanc-daha-kutsaldir.html http://www.resatsinanoglu.com/77/ek-vergilendirilmis-kazanc-daha-kutsaldir.html Fri, 03 Nov 2000 18:16:11 +0200 DEĞER YA DA ÜRÜN ÜRETMEK Tüketiciler  haberdar olmadıkları ya da görmedikleri ürün ya da hizmeleri talep edemezler. Örneğin; hiç kimse herhangi bir lokantada üzüm pilavı siparişi vermez. Çünkü üretilmemiştir. Ancak, kendisine sunulduğunda almayı düşünür ve beğenirse sürekli talep eder. Yeni ürün yeni ihtiyaç alanı yaratmamışsa, kesinlikle diğer bir ürün yerine alınır. Yeni ürün kararları ne olduğunu bilmeyen tüketiciler üzerinde yapılacak araştırmalarla belirlenemez. Yeni ürün bir tasarımdır. Tasarlanmadan önce, bu yönde karar almaya aday bir konumu gerektirir. Aday konumuna girebilmek için daha önce tüketicilerin beyinlerinde satın alınmış arazileriniz olması gerekir. Gelişmiş ülkelerde kurum ve marka kimliği adına yapılan milyonlarca dolarlık harcamalar satış değil satınalma operasyonlarıdır. Yakın geçmişten çarpıcı bir örnek verelim; Lucent Tecnologies’in yeni kurum kimliği kampanyası için yaptığı harcamaların toplamı 50 milyon dolardır. Bir çok iş adamımız bu parayla fabrika kurarım diye düşünebilir. Lucent Technologies’ in yaptığı da farklı değildir. Ancak, kurduğu fabrika sayısı belki 100, belki 150’ dir. Tüketicilerin beyinlerinde satın aldıkları arazilerini ihaleye çıkaracaktır. Dünyanın herhangi bir yerindeki fabrika artık onun taşeronudur. Bizim iş adamımızın da aynı bedel ile kurmayı düşündüğü fabrikası ise ya boş kalacak ya da şansı varsa Lucent Technologies’ e çalışacaktır. Çünkü, kendisine ait olmayan, satın almadığı bir araziye doğrudan inşaat yapması söz konusu değildir. http://www.resatsinanoglu.com/78/deger-ya-da-urun-uretmek.html http://www.resatsinanoglu.com/78/deger-ya-da-urun-uretmek.html Thu, 26 Oct 2000 18:47:48 +0300 BU NASIL SANAYİ Kİ BABOM BİR TÜRLÜ GELEMİİR? En son 1990 yılında bir vesile ile Adıyaman’a gittiğimde dönüş yolunda katıldığım bir kahve sohbetinde yörenin kalkınma sorunları konuşulmuştu. Yol boyunca dört duvar bırakılmış bir çok fabrikamsı yapı dikkatimi çekmiş, sorduğumda da; teşviği alan geliyor ya dört duvarı örüp vazgeçip ya da açılıştan kısa bir süre sonra kapatıp gidiyor demişlerdi. Yaşlıca olanı da o yöreye has şivesiyle hiç unutamadığım soruyu sormuştu: “Bu nasıl sanayi ki babom bizim buralara bir türlü gelemiir?” Geçen hafta basında Ata Grubu ile Koç Holding’in Şanlıurfa’daki 17 milyon dolara mal olduğu belirtilen Koç Ata Besi Çiftliği ile Koç İlköğretim Okulu’nun açılışlarını okuduğumda bir başka mutlu oldum. Özellikle de Rahmi Koç’un yerel kıyafetli bir Urfalı vatandaşımızla çektirdiği fotoğrafı görünce de yukarıdaki soruyu hatırladım ve içimden dedim ki: Gelir babom geliir! Belki sen göremedin ama hiç değilse çocukların için geliyor. http://www.resatsinanoglu.com/23/bu-nasil-sanayi-ki-babom-bir-turlu-gelemiir.html http://www.resatsinanoglu.com/23/bu-nasil-sanayi-ki-babom-bir-turlu-gelemiir.html Fri, 20 Oct 2000 00:35:33 +0300 YOKSULLARIN SESLERİ ZENGİNLERİ YORUYOR Prag’da yapılan zirve toplantısında IMF ve Dünya Bankası organize olarak protesto ediliyor. Bana göre misyonları bitmek üzere olan bu iki kurum söz konusu toplantı ve protestolar sayesinde yeniden dünyanın gündemine giriyor. Yoksul ülkeler objektif kriterlerden daha çok duygusal efektleri kullanarak seslerini yükseltiyorlar. Temel talepleri, geçmişte yaşanan Almanya ve Polonya örneklerini de göstererek, yoksul üçüncü dünya ülkelerinin borçlarının silinmesidir. Bu taleplerini boyunlarını bükerek değil, zenginlerin dünyasında sömürüldükleri için yoksul kaldıklarını iddia ederek dile getirmektedirler. Kısaca, emperyalizm yeniden sahnededir. Tanrı dünyaya şu ülkeler zengin, şu ülkeler de yoksul olmalıdır diye bir liste göndermemiştir. Her ülke, her insan, tanrının verdiği aklı kullanarak ya da kullanamayarak zengin ya da yoksul olmuştur. Çalışanların yanında yan gelip yatanların da olduğu bir dünyada her insanın aynı sonucu hak ettiği ileri sürülemez. Kaldı ki, zengin ülkelerde yaşayan yoksulların, yoksul ülkelerde yaşayan zenginlerden daha zor durumda oldukları da bir gerçektir. Diğer yandan, zenginlik de herhangi bir ülkenin tekelinde değildir. Tanrı bizlere çok farklı zaman dilimlerinde aynı ülkelerin hem zengin, hem de yoksul olabildiklerini göstermiştir. Bu bir yarıştır, rekabettir ve güç oyunudur. Emperyalizm ile de uzak yakın bir ilgisi yoktur. http://www.resatsinanoglu.com/22/yoksullarin-sesleri-zenginleri-yoruyor.html http://www.resatsinanoglu.com/22/yoksullarin-sesleri-zenginleri-yoruyor.html Fri, 06 Oct 2000 01:10:16 +0300 DOĞRULARI SÖYLEYİP YANLIŞLARI YAPMAK Türkiye’de ne hukukun, ne de demokrasinin Avrupa Birliği standartlarında üstün kılınacağı bir yaşam düzeyi ufukta yok. Yalnızca, sözünü ettiğimiz kavramlarla henüz tanışmamış ya da kıyısında duran gelişmemiş ülkelere görece elde edilmiş olumlu farklılıklar var. Ulu önder Atatürk’ün Cumhuriyeti kurduğu yıllarda temelleri atılmış ve o günden bugüne ilerlediği de şüpheli farklılıklar. Şimdilerde sıkça söylenen Avrupa Birliği Adaylığı sürecinde Kopenhag Kriterlerinin devlet politikası olacağıdır. Sokaktaki adamın hem siyasal, hem ekonomik özgürlük sınırları genişletilecek, evrensel hukuk normları geçerli olacak, insan hakları konusunda kendinden menkul yerel kaygılarımız nedeniyle bize özel çözümler üretilmeyecek. Bu vaadler ve benzerleri tüm siyasilerin söylemlerinde yer alıyor. Medyada her gün demokrasi aşığı politikacılarımızla tanışıyor ve çocuklar gibi şenleniyoruz. Sistemimizin yarattığı ilk demokrat Cumhurbaşkanı- mızla övünüyoruz. Bugünlerde herkesin kaptanlığına aday olduğu demokrasi uçağına ulusça binmiş uçuyoruz. http://www.resatsinanoglu.com/76/dogrulari-soyleyip-yanlislari-yapmak.html http://www.resatsinanoglu.com/76/dogrulari-soyleyip-yanlislari-yapmak.html Fri, 22 Sep 2000 18:16:11 +0300 KORUNAN SEKTÖRLER DİBE VURUYOR Türkiye’de tarım sektörünün geri sayımı korunmaya alındığı zaman başladı. Tarım Satış Kooperatifleri ya da Birlikleri, üretici ile pazar arasında köprü olmak için üreticilerin biraraya getirilmesi ile kuruldular. Devlet, başlangıçta söz konusu birliklerin kurulmasına sadece önayak oldu. Birliklerin temel misyonu, pazar bilgilerini, öngörülerini üreticilere aktarmak, sağlıklı öngörülere yatırım yapacak olan üreticilere de hammadde, malzeme ve kredi temini konularında yardımcı olmaktı. Kısacası, üreticilerin pazara entegre olmalarını sağlamak için kuruldular. Ne yazık ki aradan geçen sürede birlikler, üreticilerin satış kooperatifleri olmaktan çıktı, devletin alım kooperatifleri haline geldi. Neyin satılıp, satılamayacağı ile ilgilenmek ödevi ortada kaldı. Birlikler satamayacağı ürünleri almaya, üreticiler de satılamayacak ürünleri üretmeye devam ettiler. Giderek yapılan iş ticaret olmaktan çıktı. Üreticileri verimsiz bir kesim haline getiren birliklerin tasfiyesi her geçen gün daha güçleşti. Devlet alımlarına bağımlılığı artan üretici kesimin de pazarlık gücü her yıl daha azaldı. Sonuçta ülkenin parasını sokağa atan birlikler sayesinde rekabet gücü zayıflayan bir tarım kesimi yaratıldı. Basit açıklaması, birlikler başarısız birer satış aracı olduklarını anladıklarında misyonlarını gözden geçireceklerine, aksine verimsiz birer kaynak aktarma aracı olmaya devam ettiler. Türkiye’nin siyasi kültürü ve felsefesi bu tercihi güdümledi. Rekabetten uzak, kendine güveni olmayan ve birliklerin vereceği taban fiyatlarına mahkum olan tarım sektörü, korumacı zihniyetin ürünü olarak dibe vurdu. http://www.resatsinanoglu.com/75/korunan-sektorler-dibe-vuruyor.html http://www.resatsinanoglu.com/75/korunan-sektorler-dibe-vuruyor.html Fri, 08 Sep 2000 18:16:11 +0300 EKONOMİDE MOTOR KİM OLACAK? BİREY Mİ, DEVLET Mİ? Kendisi için en iyiyi sokaktaki insan bilir. Sokaktaki insan için en iyiyi devlet bilir. Bu iki farklı anlayış dün ve bugün iki ayrı kesimi sürekli karşı karşıya getirmektedir. Bunlar, makro analizleri yönetim aracı zanneden devletçilerle, mikro davranışların yarattığı piyasa ilişkilerini açıklamaya çalışan ekonomistlerdir. Birinci kesim, sokaktaki insanın gücünün farkında değildir. İkinci kesim ise farkında olduğu bu gücün etkilerini açıklamaya çalışır. Dünya, bu gücü farkederek bireyin katkısını maksimize etmeye çalışan ülkelerle, bu gücü yok sayarak bireyin katkısını minimize etmeye çalışan ülkeler tarafından paylaşılmaktadır. Birincisinde, kendisini sokaktaki insana beğendirmeye çalışan bir rekabet düzeni, ikincisinde ise kendisini devlete beğendirmeye çalışan bir icazet düzeni hakimdir. Başka bir bakış açısıyla, birincisinde ekonominin motoru bireydir, ikincisinde ise devlettir. Türkiye, bana göre 21.yüzyıla ağırlıkla ikinci kategori ülkeler arasında girmiştir. http://www.resatsinanoglu.com/74/ekonomide-motor-kim-olacak-birey-mi-devlet-mi-.html http://www.resatsinanoglu.com/74/ekonomide-motor-kim-olacak-birey-mi-devlet-mi-.html Fri, 25 Aug 2000 18:16:11 +0300 İTHALAT VE DÖVİZ REZERVİ Türkiye davranışlarını gelişmiş ülkeler gibi düzenleyeceğini ilan ediyor ama bu yöndeki davranış kalıplarının özüne inmeyi başaramıyor. Bir ülkenin döviz rezervi ne demektir?, ne işe yarar? gibi konuları da halen kapalı ekonomi dönemi anlayışıyla ele almaya devam ediyor. Türkiye’nin döviz rezervi rakamları paranoya halinde hemen her gün izleniyor ve ülkenin savunma gücü gibi takdim ediliyor. Hesaplanamayanlarla birlikte daha yüksek olduğu da dile getirilen döviz rezervimizin amacı da ekonomik olmaktan çıkıyor. Bir ülke dövizini ne yapar? Harcar kardeşim harcar! Yatırımları için, ihtiyaçları için harcar ve yeniden yaratır. Döviz rezervi azalınca daha fazla kazanmayı düşünmek yerine, ithalatı kısalım dövizimiz gitmesin düşüncesinin arkasında, halen ekonomiyi tek değişkenli statik bir olgu olarak algılayan bir kapasite ya da kapasitesizlik yatmaktadır. Ne yazık ki kapalı ekonomi döneminin alışkanlıkları, özellikle devlet kademelerinde hakimiyetini sürdürmektedir. http://www.resatsinanoglu.com/73/ithalat-ve-doviz-rezervi.html http://www.resatsinanoglu.com/73/ithalat-ve-doviz-rezervi.html Fri, 11 Aug 2000 18:16:11 +0300 KÜRESELLEŞMENİN GETİRDİĞİ ULUSALLAŞMA Küreselleşme sonucunda ulus devlet anlayışının ortadan kalkacağı yorumları yapıladursun, gelinecek nokta eskisinden daha güçlü ancak, farklı bir ulusallaşma olacaktır. Küreselleşmenin getirdiği tüm uluslarüstü anlayışların etik yapısını kendi geleneklerine göre yorumlayan, yabancı uyruklu tüm unsurları kendi ülkesindeymiş gibi huzurlu kılan, ne yabancı ne de yerli sermayeyi bir diğerine kayırmayan başka bir deyişle, dışarıdan gelen bir dolarla, içeride yaratılmış bir doları eşit tutan, tahkim yasasını olduğu gibi değil ancak, uluslararası normlara sadık iç hukuku ile kompanse edebilen, rekabetçi anlayışın ahlaki temellerini kurumsallaştırarak sokaktaki insanı ayrıcalık gözetmeden koruyabilen bir ülke olmak. Ticarette olsun, siyasal yaşamda olsun dünyayı şekillendirmekte söz sahibi uluslar arasında yer alacak, geleneklerini dünyaya açan dünya markası bir ulus olmak. Kısaca, her ulustan insanın yaşamak isteyeceği, vatandaşlarına gıpta edilen ve göklerinde sonsuza kadar Türk bayrağı dalgalanan çağdaş bir ülke olmak. http://www.resatsinanoglu.com/21/kuresellesmenin-getirdigi-ulusallasma.html http://www.resatsinanoglu.com/21/kuresellesmenin-getirdigi-ulusallasma.html Fri, 28 Jul 2000 00:35:33 +0300 POZİTİF DÜŞÜNCE YA DA KOMPLO TEORİSİ ÜRETMEK Pozitif düşünce üretmek için gereken unsurları gözden geçirdiğinizde, çok fazla değişkenin bir araya gelmesi zorunluluğu ortaya çıkar. İlk bakışta üretilemez diye ümitsizliğe kapılırsınız. Daha sonra serinkanlı değerlendirdiğinizde, zor da olsa olabilirliğine inanırsınız. Gerçekten pozitif düşünce üretmek zordur. Temiz bir karakter, felsefi boyutu algılama yeteneği, akıl, bilgi, bilimsel zenginlik, güç, çevre bilinci, adil olabilmek, sorumluluk duygusu, dürüst, saygı ve sevgi dolu olarak yetkin olabilmek. Tüm bu hasletlere sürekli sahip olabilmek ve sadece insanlık için var olduğunuzu düşünmek. İşte pozitif düşünce üretmenin asgari gerekleri. Hiçbir kurum ya da bireyin bu unsurları ya da birkaçını biraraya getirerek sürekli pozitif düşünce ürettiği söylenemez. Başka bir deyişle, hemen hiçbir kurum ya da bireyi sadece pozitif düşünce üretirler diye sınıflayamaz ve ödüllendiremezsiniz. http://www.resatsinanoglu.com/20/pozitif-dusunce-ya-da-komplo-teorisi-uretmek.html http://www.resatsinanoglu.com/20/pozitif-dusunce-ya-da-komplo-teorisi-uretmek.html Fri, 14 Jul 2000 00:35:33 +0300 PAZARLAMANIN FELSEFESİ Onbeş günde bir cuma günleri bu sütunda yazdıklarımı gözden geçirirken, yoğunlukla pazarlama konusunu ele aldığım bir yazımın olmadığını farkettim. Bir pazarlama hocası olarak da mesleğime ihanet ettiğimi düşündüm ve bu yazımı bu nedenle “pazarlama” ya ayırdım. Elbette bir pazarlama kitabında bulabileceklerinizden değil, felsefesinden bahsetmek istedim. Pazarlamanın özellikle rekabet düzeyi düşük Türkiye gibi ülkelerde anlaşılamayan yanı daha çok felsefi boyutu olmuştur. Pazarlama öncelikle bir düşünce tarzıdır. Sonuçları önceden şekillendirme yaklaşımıdır. Pazarlama yaklaşımında (marketing approach) bulunabilen bir yönetici ile diğerinin davranışları ve elde ettikleri sonuçlar arasında önemli farklar vardır. Pazarlama temelde tüm işletme fonksiyonlarını gözeten stratejik bir dizayn çalışmasıdır. Bir kurumun pazarlama stratejisi, söz konusu kuruluşun yaşam amacını, karakterini ve buna bağlı olarak davranış kalıplarını belirler. İlgi alanı sokaktaki insan yani tüketicidir. Pazarlama, tüketici egemenliğini baştan kabul eden bir bilim dalı, aynı zamanda da tüketicilerin düşünce ve kararlarını etkilemeye çalışma sanatıdır. http://www.resatsinanoglu.com/72/pazarlamanin-felsefesi.html http://www.resatsinanoglu.com/72/pazarlamanin-felsefesi.html Fri, 30 Jun 2000 18:16:11 +0300 OFF-SHOREZEDE SUBVANSİYONU Geçtiğimiz hafta hükümet 4 bin 281 off-shore hesap sahibine, kişi başına 20 Milyar TL olmak üzere toplam yaklaşık 140 Milyon dolar ödeme yapılacağını ilan etti. Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunda bu miktarda bir kaynak olmadığı için, Bankalar Kanununa göre bankalar gelecek ödemelerine mahsuben fona avans verecekler. Kısacası, devlet kendisine hiçbir getirisi olmayan, her türlü vergi ve kesintiden muaf kıyı bankalarına yatırılan bu paraları hesap sahiplerine ödeyecektir. Başka bir gözlükle açıklayalım: Mevduat sahiplerine sunulan seçeneklerden off-shore hesaplara para yatırmak dışında kalanların hemen tamamı, devlet güvencesinde ve getirileri off-shore alternatifine göre daha düşük olanlardır. Bazı yatırımcılar daha yüksek getiri elde etmek amacıyla off-shore hesapları tercih etmişlerdir. Bu tercihlerini yaparlarken getirileri yanında üstlendikleri riskleri de anlatan sözleşmeler (sözleşmeler yapılmadıysa bankalar suç işlemiştir) imzalamışlardır. Tabii, Türk insanının bir sözleşme imzalarken olumsuz yanlarını hafifletecek sözlü beyanlarla ne kadar çabuk dolduruşa geldiği hepimizin malumudur. Ne olursa olsun sonuçta, devlet garantisi olmayan bir yatırım yapmışlardır. Bazı yatırımcılar da aksine daha çok gelir yerine daha güvenli yolları tercih ederek off-shore hesaplara para yatırmamışlardır. Böylece, bankaları batsa dahi paralarını kaybetmeyeceklerdir. Diğerleri ise, bankalarının batması halinde paralarını geri alamama riskini göze almışlardır. http://www.resatsinanoglu.com/71/off-shorezede-subvansiyonu.html http://www.resatsinanoglu.com/71/off-shorezede-subvansiyonu.html Fri, 16 Jun 2000 18:16:11 +0300 İÇİM SIZLIYOR Bir İstanbullu olarak, Orlando’da altı aydır yıkanmamış olmasına karşın pırıl pırıl ve sıradan bir yerli araba fiyatına alınabilen 2000 model Chrysler Van’la dolaşırken, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanının 23 Nisanı Disney gibi kutlayacağız demecini okuyan bir Türk vatandaşı olarak, Disney World’ün neresini kıyaslayacağımı bulamadığım etkinliklerine katılırken, olası bir depremde ne olacağı şüpheli, pencerelerinden gökyüzü gözükmeyen, ev sahibimin 150.000USD istediği dairede oturan bir kiracı olarak, Orlanda Sentinel Gazetesinin hafta sonu ekinde aynı fiyata kira öder gibi sahip olunabilen havuzlu ve garajlı villaların ilanlarını okurken, on gün boyunca kızımın ısrarlı arayışıyla 25 santimetrekare tek bir çukur bulabildiği yollarında, yemyeşil parklarında, masmavi gökyüzünü heryerinden alabildiğince görebildiğim caddelerinde gezerken ve en acısı da bütün bunları bir bataklığın üzerinde yaratan insanların bizler gibi iki bacağı, iki kolu, bir kalbi, bir beyni gibi aynı özelliklere sahip olduğunu düşündüğümde içim sızladı içim. http://www.resatsinanoglu.com/19/icim-sizliyor.html http://www.resatsinanoglu.com/19/icim-sizliyor.html Fri, 02 Jun 2000 00:35:33 +0300 YEREL TÜKETİCİ YOKSA YEREL MARKA DA YOKTUR Dış ticaret anlayışı ile birlikte pazar tanımları da değişti. Ülkelerin tamamı eşanlı olarak değişime ayak uyduramasa da etkilendi. Değişimi ve globalleşmeyi gelişmiş ülkeler manüple etti. Ulaşım ve iletişim araçlarındaki teknolojik gelişmeler de buna yardımcı oldu. Tüketiciler ülke ayırımı olmaksızın kontrol dışında globalleştiler. Her kesim sınırları dışındaki hizmet seviyelerinden doğrudan veya dolaylı haberdar oldu. Elde etme isteğini geliştirdi, mevcut engelleri eskisinden daha yoğun ve bilinçli sorgulamaya başladı. Az gelişmiş ülkelerde halk devletin önüne geçti. Hem ekonomik, hem de siyasal alanlarda özgürlük sınırlarını genişletmek isteyen toplumlar ile egemen kesimler arasındaki çatışmaların şiddeti arttı. Bir yanda evrensel değerleri belirlemeye ve hakimiyet alanlarını genişletmeye çalışan global güçler, diğer yanda ise kendinden menkul değerler ile ülkelerine hakim olmaya devam etmek isteyen yerel güçler. Yerel güçlerin destek aldıkları yerel tüketicilerin globalleşmesi çatışmanın galibini ilan etti ancak, direniş bitmedi. http://www.resatsinanoglu.com/70/yerel-tuketici-yoksa-yerel-marka-da-yoktur.html http://www.resatsinanoglu.com/70/yerel-tuketici-yoksa-yerel-marka-da-yoktur.html Fri, 19 May 2000 18:16:11 +0300 YÖNETİMDE ÜÇÜNCÜ JENERASYON Uzun yıllar devlet tarafından uluslararası rekabetten korunarak adeta serada yetişen yerel şirketlerin hemen tamamı aile şirketleridir. Bu şirketlerin çoğu yanlışlarının bedellerini tüketicilere ödettikleri için geçmişten yararlı dersler çıkarabilme fırsatını da bulamamışlardır. Sınırların giderek ticarete açılması, söz konusu şirketlere uluslararası rekabet korkusunu salmıştır. Karizmatik yapıları ile geldikleri bugünlerden, yarınlara aynı yöntemlerle gidemeyecekleri endişesi yaygınlaşmıştır. Bu olgu sonucunda piyasalar kurumsallaşma projelerinden, marka yaratma çabalarından geçilmez olmuştur. Benim yaşadıklarımla duyduklarım üst üste koyulduğunda bir çok benzer vaka ortaya çıkmakta, özellikle bir tanesi kurumsallaşma sürecinin başlıca engeli olarak genel kabul görmeye başlamaktadır. http://www.resatsinanoglu.com/69/yonetimde-ucuncu-jenerasyon.html http://www.resatsinanoglu.com/69/yonetimde-ucuncu-jenerasyon.html Fri, 05 May 2000 18:16:11 +0300 YAŞAMIN KALİTESİ Siyasal ve ekonomik yaşam masaya yatırıldığında insanların özgürlük adına peşinde oldukları her şeyin önlerine konanlar olduğunu anlamak zor olmayacaktır. Bir insanın özgürlük sınırını bir başkası kısıtlıyor başka bir deyişle, insanlar diğer insanların önlerine bir şeyler koyarken, kendi önlerinde bulduklarıyla da yetiniyorlar. Bu alışveriş her boyutta yaşanıyor ve bileşkelerinden ülkelerin yaşam standartları, bir anlamda yaşam kaliteleri ortaya çıkıyor. Yaşam kaliteleri arasındaki farklar da gelişmişlik düzeylerini tanımlıyor. http://www.resatsinanoglu.com/18/yasamin-kalitesi.html http://www.resatsinanoglu.com/18/yasamin-kalitesi.html Fri, 21 Apr 2000 00:35:33 +0300 TÜKETİCİ NASIL KORUNMALI? Tüketiciyi Koruma Derneklerine, tüketicilerin korunmasına ilişkin neler yapılıyor? Sorusu yöneltildiğinde, genellikle pazara sunulan hizmet ve ürünlerin vaad ettikleriyle sınırlı bir görev tanımı yapılmaktadır. Kısaca, bir ürün ya da hizmetin bedeli karşılığında sağlayacağı varsayılan fayda ile elde edilen arasında tüketici aleyhine bir fark varsa, başvuru halinde zarara uğrayan tüketicinin hakkının aranmasına yardımcı olunmaktadır. Son derece değerli olan bu görev bence, ekonominin en güçlü aktörü olan tüketicinin haklarını temsil etmeye aday bir kurum için yeterli olmamalıdır. Tüketiciyi Koruma Dernekleri, tüketici egemenliğini geliştirmesi beklenen Rekabet Kurumu’nun öngördüğü uygulamaların da denetçisi ve takipçisi olmalıdır. Hatta Rekabet Kurumu’nun ilgili kararlarında, karar öncesi etkin roller almalıdır. Elbette, bu yönde etkin olabilmesine olanak tanıyacak akademik ve profesyonel bir organizasyona da sahip olmalıdır. http://www.resatsinanoglu.com/68/tuketici-nasil-korunmali.html http://www.resatsinanoglu.com/68/tuketici-nasil-korunmali.html Fri, 07 Apr 2000 18:16:11 +0300 YÖNETİM DANIŞMANLIĞI (2) 8 Ekim 1999’da yazdığım yazıda, yönetim danışmanlığı ile ilgili gözlemlediğim bazı olguları siz okurlarımla paylaşmıştım. Yönetim danışmanlığı hakkında çeşitli yazarlarca özü aynı olmakla beraber farklı tanımlar yapılmıştır. Geniş anlamda bir tanım yapmaya çalışırsak, yönetim danışmanlığı, kurumların doğru kararlar almalarına ve uygulamalarına yardımcı olacak organizasyonlara sürekli sahip olabilmeleri için yol gösteren bir hizmet dalıdır. Her kurum aynı doğruyu üretmeyebilir ya da doğru kurumlara göre değişebilir. Doğrular evrensel ve konjonktürel olduğuna göre, değişikliğe kurumun mevcut yapısı neden olur. Örneğin, Daimler Benz ile Chrysler’in ve/veya Fiat ile GM’nin birleşmesi ne kadar doğru ise, BMW’nin Rower’ı da elinden çıkarması da o kadar doğru olabilir. Keza bir holding, bazı şirketleri için büyüme ve evlilikler öngörürken, eşanlı olarak bazı iş kollarından da çıkabilir. http://www.resatsinanoglu.com/67/yonetim-danismanligi-2.html http://www.resatsinanoglu.com/67/yonetim-danismanligi-2.html Fri, 24 Mar 2000 18:16:11 +0200 AÇIK EKONOMİDE FASON İHRACAT Kapalı ekonomilerde fason ihracat yapan firmalar sadece ihracatçı değiller ise iç pazara da kendi markaları ile satış yaparlar. Fason çalıştıkları global marka sahipleri tarafından eğitilirler ve elde ettikleri üretim kültürü genellikle iç pazarda da yararlandıkları kazanımlar olur. Tüketici odaklı bakıldığında, kendi pazarlarında doğrudan yerel tüketicilere, uluslar arası pazarlarda ise dolaylı olarak global tüketicilere servis verirler. Açık ekonomilerde ise yerel pazar olmasına karşın, yerel tüketici yoktur. Tüketiciler globaldir. Kapalı ekonomi döneminin fason ihracatçıları, servis verdikleri global marka sahipleriyle ortaklıklar yaparak yerel pazarlarda tutunmaya çalışırlar. Yabancı ortağın öncelikli hedefi yerel pazardan pay almak, yerli ortağın beklentisi ise iç pazar satışları yanında, ihracatını da sürdürmektir. Bunun için ortaklık yaptığı marka sahiplerinin “net-work” ünde yer alan kuruluşlara fason üretim yapması ve/veya merkezden bağımsız olarak dış pazarlara açılması ya da pazarının yetki sınırlarını (territory) ülkesi dışına genişletmesi gerekir. http://www.resatsinanoglu.com/66/acik-ekonomide-fason-ihracat.html http://www.resatsinanoglu.com/66/acik-ekonomide-fason-ihracat.html Fri, 10 Mar 2000 10:48:03 +0200 LİDER “Liderler ne zaman değişir ya da değişmez?” başlıklı geçmiş yazımda yazdıklarımın bir anlamda tekrarı olmakla beraber, bazı saptamaların yeniden hatırlanmasında yarar görmekteyim. Liderlik ve kurumsallık birbirleriyle doğrudan ilişkili iki kavramdır. Kurumsallık liderlerden bağımsız , ancak liderleri de yetiştiren bir yapılanmayı ifade eder. Kurumsallaşmış bir yapıda rol dağılımları ve değişiklikler objektif olarak izlenen ve kendini yenileyen bir sistem içerisinde gerçekleşir. Belirsizlikler ve sürprizler yoktur. Kurallar, kurumsallaşmanın dinamiklerini ortadan kaldıracak hevesleri baştan kırar. Kural değişiklikleri, sistemde vazgeçilmezlik mesajları veren, bağımlılık yaratan unsurların ve belirsizliklerin sürekli keşfini ve ortadan kaldırılmasını amaçlar. Kısacası, sistemin hiçbir aşamasında eksik rekabet koşulları yaratacak oligarşik davranışlara fırsat verilmez. http://www.resatsinanoglu.com/17/lider.html http://www.resatsinanoglu.com/17/lider.html Fri, 25 Feb 2000 00:35:33 +0200 2000 PARA PROGRAMININ İŞLETME YÖNETİMLERİNE YANSIMASI Enflasyon yapışkan ve yaklaşık 30 yıl ekonomik yaşamınızın bir parçası haline gelirse, bu olgudan kurtulmak elbette kolay değildir. Enflasyonla mücadele etmek için izlenecek iki temel yöntem vardır: Biri uzun vadede üretim arzını yükseltmek, diğeri ise kısa vadede talebi kısmak. Her iki yöntemle de ekonomi balanslanır. Ancak, rasyonel olan uzun vadede büyük ölçekte dengeleri sağlamaktır. Kaldı ki, Türkiye’ in kişi başına 3080 USD olan GSMH’nin gelecek on yıl içerisinde 6000 USD’ye ve 2000 milyar USD olan ticaret hacminin de 600 milyar USD’ye çıkarılması öngörülmektedir. Uzun vadede üretim arzını yükseltmek için yapısal ekonomik reformlar, kısa dönemde talebi kontrol altına almak için ise sıkı para politikaları izlemek gerekir. Özellikle, kamu sektörü ağırlıklı ekonomilerde önce 1 ile 3 yıl vadeli sıkı para programları ile ekonomiye yön verilmek istenmekte, aynı süreçte yapısal reformlar da yapılabilirse mutlu sona ulaşılabilmektedir. Aksi takdirde, para programları ile daralan ekonomiler yeniden enflasyonla büyümektedirler. Türkiye’de örnekleri defalarca yaşanmıştır. http://www.resatsinanoglu.com/65/2000-para-programinin-isletme-yonetimlerine-yansimasi.html http://www.resatsinanoglu.com/65/2000-para-programinin-isletme-yonetimlerine-yansimasi.html Fri, 11 Feb 2000 00:44:48 +0200 HANGİ YERLİ SANAYİ? Yerel pazar anlayışı kalmadı, ticari sınırlar kalktı, tüketiciler globalleşti, ulus devlet kavramı sorgulanıyor, biz ise gümrük birliği anlaşmasını nasıl deler de yerli sanayimizi korumak adına belirli sektörlere ne imtiyazlar sağlayabiliriz ? ’in müzakerelerini yapıyoruz. Sevgili otomobil tüketicileri, hükümet ve Türkiye’de otomobil üretimi yapanlar kafa kafaya vermişler, sizlere ve tabi sizlerden biri olarak bana yeni ve haksız ek vergiler getirmenin yollarını aramaktadırlar. Neden yerli üreticiler değil de, Türkiye’de otomobil üretenler demeyi tercih ediyorum? Lütfen, saymaya çalışacağım markalardan hangisinin yerli olduğunu bana söyleyiniz; Renault, Fiat, Opel, Honda, Toyota, Ford, Hyundai (saymayı unuttuklarım beni affetsinler). Şimdi korunmaya çalışılan yerli markayı bana gösterebilir misiniz? Korunmaktan söz edilen Türkiye’de yatırım yapan yabancı ürün sahipleri ve ortaklarıdır. Gelişmiş pazarlarda korumasız satılan bu ürünler için Türkiye’de neden koruma talep edilir? http://www.resatsinanoglu.com/64/hangi-yerli-sanayi.html http://www.resatsinanoglu.com/64/hangi-yerli-sanayi.html Fri, 28 Jan 2000 09:54:14 +0200 TÜRK EKONOMİSİNİN 20. YÜZYILI VE BUGÜNÜ Bu başlık altında anlatılması gerekenleri bir köşe yazısında yazabilmek olanaksız. Ancak, alt başlıklarla hatırlatmalar yapabilirsem, okuyucularımın yazamadıklarımı tamamlayacaklarına eminim. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yılları dünyada imparatorluk döneminin kapandığı ve ulus devlet anlayışının yükseldiği bir döneme denk gelmektedir. Ekonomik tercihlerde millileşme ve içe kapanık davranışlar ön plana çıkmaktadır. Genç Türkiye Cumhuriyeti de tek parti yönetiminde iktisadi kalkınma hareketine devlet eliyle başlamıştır. Aynı dönemde, 1929 iktisadi buhran sonrası ortaya çıkan Keynesci akımlar da devletin ekonomideki rolüne güç kazandırmaktadır. Daha sonraları yaşanan iki başarısız demokrasi girişimi piyasalardaki devlet ağırlığının kırılmasını geciktirmiştir. 1946 hatta 1950 yıllarına kadar karma ekonomi adı altında, özellikle hammadde yatırımlarında devlet tekellerinin oluştuğu ve özel sektörün bu tekellerin müşterisi olarak daha çok vitrin ürünlerinde var olmaya çalıştığı bir ekonomik anlayış Türkiye’ye hakim olmuştur. O dönemde güç dengelerinin sanayi hammaddesi üreten ülkeler lehine olması yukarıdaki rol dağılımını etkilemiştir. Türkiye tüm zamanlarda batılı ülkelerle birlikte hareket etmeye ya da en azından gözükmeye çalışmış ve demokrat bir ülke olma yarışını da bırakmamıştır. Gerçi 2000 yılına “freedom house” raporu dikkate alınırsa, yarı özgür bir ülke olarak batılı dostlarına göre bardağın yarısı boş, doğulu dostlarına göre yarısı dolu girmiştir. Bu sonuç, kurulduğundan bugüne demokratikleşmeye çalışan bir ülke için ne kadar başarılıdır? Takdiri sizlere bırakalım!.. http://www.resatsinanoglu.com/4/turk-ekonomisinin-20-yuzyili-ve-bugunu.html http://www.resatsinanoglu.com/4/turk-ekonomisinin-20-yuzyili-ve-bugunu.html Fri, 14 Jan 2000 00:44:32 +0200 ESER HAKLARI Fikir ve Sanat Eserleri Yasası, Sinema, Video ve Müzik Eserleri Yasası ve söz konusu yasalara göre yapılan düzenlemeler ile Türkiye gelişmiş ülkelerdeki anlayışa paralel bir yola girmiştir. AB üyelik adaylığı bu konudaki gelişmeleri hızlandıracaktır. Özellikle, Fikir ve sanat eserleriyle ilgili yasalar gelişmişlik açısından ülkeleri sınıflandıran kriterlerdir. Türkiye’nin aldığı mesafeyi küçümsememekle beraber, ilgili kesimlerin yeterli düzeyde bilinçlendiğini söylemek zordur. Özel bir nedenle Aralık Ayı Yönetim Kurulu toplantısına davetli olduğum Türkiye Musiki Eseri Sahipleri Meslek Birliği (MESAM)’ın, eser sahipleri adına yaptıkları çalışmalara, aldıkları mesafeye ve ileriye dönük planlarına sevinerek şahit oldum. Eser haklarıyla ilgili toplum bilincinin gelişmesindeki katkılarından dolayı da bir vatandaş olarak kendilerine teşekkür etmemiz gerektiğini anladım. http://www.resatsinanoglu.com/63/eser-haklari.html http://www.resatsinanoglu.com/63/eser-haklari.html Fri, 31 Dec 1999 18:16:11 +0200 SOKAKTAKİ ÖZGÜR İNSAN Günlerdir en çok konuşulan ve kamuoyunu birinci derecede meşgul eden konu şüphesiz deprem. Yıllardır gözardı edilen bu konu bizlere, doğa biliminin yaşamsal önemini ve değerini de öğretmiş oldu. Ne yazık ki, doğa bilimleri mühendislik gibi kesin, deterministik sonuçlara ulaşabilen pozitif bir bilim dalı değil. Fay hatlarının mevcudiyeti, deprem üretebilme nitelikleri, istatistiksel süreci gibi verileri analiz ederek, olasılıklar ileri sürebilen bir bilim dalı. Burada önemli olan, yanılgıyı minimize edecek bilimsel referans noktalarının belirlenmesidir. Görünen o ki, kesin sonuç bekleyenleri doğa bilimcilerin tatmin etmesi zordur. Bu zorluğu sosyal bilimciler de yaşar. Örneğin; ekonomi, var olan piyasa ilişkilerini açıklayan bir sosyal bilim dalıdır. İleriye yönelik kesin analitik sonuçlar öngöremez. Olasılıklar üzerine argüman üretir ve her sapma ekonomistler için yeni birer öğretidir. Uzun yıllar,  pozitif bilim dallarından yararlanmaya çalışarak matematiksel modellerle makro analizler yapan bazı ekonomistler, piyasaların cezalandırdığı bilim adamları olmuşlardır. Sonunda, yanılgılarının kaynağının, modellerinde kontrol altına aldıkları zannettikleri “sokaktaki insan” olduğunu anlamışlardır. http://www.resatsinanoglu.com/16/sokaktaki-ozgur-insan.html http://www.resatsinanoglu.com/16/sokaktaki-ozgur-insan.html Fri, 17 Dec 1999 00:35:33 +0200 DİKEY BÜTÜNLEŞMİŞ DAĞITIM KANALI SİSTEMİ İhtiyaçların yaratılması ve karşılanmasında yaşanan rekabet, tüketici egemenliğinin arttığı piyasalarda işletmeleri sürekli daha nitelikli hizmet vermeye zorlamaktadır. Bu olgu, pazarlama kanallarında da daha düzenli bir işbirliğini gerekli kılmaktadır. Tüketicilerin çoğu kez, satın aldıkları ürünlerin alışveriş noktaları gerisinde kalan üreticilerini dahi tanımadıkları günümüz ortamında, ürünlerin sunumunda tüketiciler üzerinde yaratılmaya çalışılan imge alışveriş noktalarına emanettir. Üreticiler iletişim kanallarıyla hedef kitleye vaad ettikleri, önceden tasarlanmış ayırıcı unsurların (kantite, kalite, fiyat vb.) alışveriş noktalarında değişikliğe uğratılmadan tüketicisine ya da temsilcisine ulaştırılmasından emin olmak istemektedirler. Alışveriş noktaları (perakendeciler) ve bu noktalara mal aktaranlar (toptancılar) da sürekli olarak tüketiciler tarafından aranan bir mal bileşenine sahip olabilmeyi istemektedirler. Söz konusu çıkarbirliği, birbirlerine ihtiyacı olan ve aynı hedefe yönelik hareket etmeleri gereken iki aşama ortaya çıkarmaktadır: Üreticiler ve aracılar http://www.resatsinanoglu.com/62/dikey-butunlesmis-dagitim-kanali-sistemi.html http://www.resatsinanoglu.com/62/dikey-butunlesmis-dagitim-kanali-sistemi.html Fri, 03 Dec 1999 18:16:11 +0200 ÖLÇEK EKONOMİSİ Ekonomide ölçek, uzun süre matematik sonuçları açısından verimlilik ile eş değerli anılan bir kriter olmuştur. Yüksek bir kapasiteye hükmediyorsanız, hem birim başına düşen sabit gider paylarınız küçülecek, hem de alım ve satımda pazarlık gücünüz yüksek olacaktır. Ön koşul kapasitenin kullanılabilir olmasıdır. Başka bir deyişle, ölçeği ne olursa olsun sahip olduğunuz üretim kapasitesinin çıktısı, rekabet üstünlüğüne sahip bir ürün ya da hizmet olmalıdır. Günümüzün çok süratli değişen rekabet koşullarına şirketler esnek organizasyonlarla uyum sağlamaktadırlar. Bu nedenle, marka sahipleri araştırma ve geliştirme gücünü ellerinde tutmaya, üretimi ise olabildiğince dışarıda gerçekleştirmeye çalışmaktadırlar. Bu perspektiften bakılınca, marka sahiplerinin üretim yapmaları gereksiz ve verimsiz, marka sahibi olmayanların da büyük ölçeklerle kendi bünyelerinde üretim yapmaları riskli girişimlerdir. Kısaca, salt büyük bir ölçeğe sahip olmak, şirketler için avantaj sağlayan bir kriter değildir. Bu durumun bir avantaj olabilmesi için, bir çok koşulun aynı anda gerçekleştirilmiş olması gerekir. http://www.resatsinanoglu.com/61/olcek-ekonomisi.html http://www.resatsinanoglu.com/61/olcek-ekonomisi.html Fri, 19 Nov 1999 09:53:30 +0200 DERİN ŞİRKET Şirket içi istenmeyen ve öngörülmeyen yapılanmalara moda deyimle “derin şirket” ismini yakıştırdım. Derin şirket, hemen her kuruluşta varolan ve özellikle yeniden yapılanma süreçlerinde kendilerini hissettiren olgulardır. Şirketler içerisinde zamanla oluşmuş, güçleri karar verici ya da karar vericiyi etkileyen unsurlarla olan ilişkilerine bağlı farklılaşan çekirdek yapılanmalardır. Organizasyon içerisinde öngörülmedikleri için tanımları da yoktur. Genellikle, aynı görevleri beş yıldan fazla yapmış yönetici ve uzman personel bu oluşumun üye adaylarıdır. Prensip olarak beş hatta üç yıldan fazla aynı görevi üstlenen kişilerin görevleriyle ilgili yaratıcılıklarının biteceği ve bir noktadan sonra yaşadıkları engelleri kanıksayarak aşılamaz kabul etmeye başlayacakları varsayılır. Kısaca, düşük kapasiteli ve verimsiz çalışacaklardır. Bu kişilerin aynı görevde kalmaları durumunda, başarılarından çok şirketi kendilerine bağımlı kılma gayretleri ile tutunmaya çalışacakları açıktır. Bu olgu daha çok, eski versiyon bölüm hedefli organizasyonların günümüze yansıyan kalıntılarıdır. http://www.resatsinanoglu.com/60/derin-sirket.html http://www.resatsinanoglu.com/60/derin-sirket.html Fri, 05 Nov 1999 18:16:11 +0200 MARKA YARATTIĞINI ZANNETMEK 1990 yılında büyük bir grubun merkez yöneticilerine, yakın bir gelecekte iç ve dış pazar farkları kalmayacak, bu nedenle pazar ayırımı yaparak ürün konumlamaya çalışmayın dediğimde, ihtiyatla ve  kuşkuyla yüzüme bakmışlardı. Bugün, dünyanın 16. büyük ekonomisine sahip, belirli ölçüde sınırları ticarete açık olan Türkiye’de tüketici globaldir. Türk tüketicisinin davranış kalıpları ile batılı emsallerinin davranış kalıpları aynıdır. Bu sayede global markalar ülkemizde önemli pazar paylarına sahiptirler. Böyle bir ülkede marka yaratmak istediğinizde, rakiplerinizin yerel değil, daha çok global markalar olduğunu düşünmeniz gerekir. Türkiye gibi, global markalara fason çalışan, değer yerine ürün üreten bir ülkede dünya markası yaratılabilir mi? http://www.resatsinanoglu.com/59/marka-yarattigini-zannetmek.html http://www.resatsinanoglu.com/59/marka-yarattigini-zannetmek.html Fri, 22 Oct 1999 18:16:11 +0300 YÖNETİM DANIŞMANLIĞI Yönetim danışmanlığı, rekabet düzeyi yüksek pazarlarda önemi ve değeri bilinen bir uzmanlık dalıdır. Türkiye’de daha çok 90’lı yıllarda önemsendiği gözlenmektedir. Bu sahada kariyer yapmak, iyi bilinen üniversite mezunlarının da idealleri arasına girmeye başlamıştır. Küreselleşmenin etkisiyle kuruluşların organizasyonlarını sorgulama gereğini daha fazla hissetmeleri talebi arttırmış ve yönetim danışmanlığı yaptığını söyleyen yüzlerce yeni firma da yine 90’lı yıllarda pazara girmiştir. İşletme fonksiyonlarının bir ya da birkaçı üzerinde uzmanlaştığını varsayan birçok danışmanlık firması da pazarın cazibesinden olsa gerek, bütüne aday olmaya karar vermişlerdir. Bunu yaparken kimileri eksik olan birimlerini kurmuş, kimileri ise yaptığı işin ismini değiştirmekle yetinmiştir. Kısacası, etkin olan,olmayan, hatta verdiği hizmetle aday olduğu yönetim danışmanlığı arasındaki farkı dahi bilmeyen birçok kişi ve/veya firmanın pay almaya çalıştığı bir pazar ortaya çıkmıştır. Her zaman olduğu gibi, doğruların yanlışları kovacağı bir süreç de başlamıştır. http://www.resatsinanoglu.com/58/yonetim-danismanligi.html http://www.resatsinanoglu.com/58/yonetim-danismanligi.html Fri, 08 Oct 1999 18:16:11 +0300 LİBERAL ANAYASANIN ÖN KOŞULU LİBERAL EKONOMİDİR Şubat 1999’da gazeteniz Dünya’da gerçekleştirilen ve benim de konuşmacı olarak katıldığım bir konferansta, piyasa demokrasisi ile tam demokrasinin bütünün parçaları olduğunu ve biri olmadan diğerinin olamayacağı sonucunu yinelemiştik. Piyasa demokrasisinin bilimsel referansı tam rekabet koşulları, ölçütü de tüketiciye tanınan özgürlüktür. Tam rekabet koşullarının bütünüyle uygulandığı, başka bir deyişle tüketiciye sınırsız ekonomik özgürlüğün tanındığı bir örneğin dünyada olmadığını biliyoruz. Tabiatıyla, tam demokrasi koşullarının da bütünüyle uygulandığı başka bir deyişle, bireyin hem ekonomik, hem de siyasal özgürlüklerinin sınırsız olduğu bir örnek de yoktur. Ülkelerin kendi ulus-devlet anlayışlarıyla paralel kısıtlarda uyguladığı adı demokrasi olan çeşitli örnekler vardır. Bilimsel referanslara olan uzaklıkları dikkate alınarak, bir çok ülkenin görece daha serbest bir ekonomiye ve/veya daha fazla demokrasiye sahip olduğu söylenir. Türkiye de kimine göre özgür ve demokrat, kimine göre değildir. http://www.resatsinanoglu.com/57/liberal-anayasanin-on-kosulu-liberal-ekonomidir.html http://www.resatsinanoglu.com/57/liberal-anayasanin-on-kosulu-liberal-ekonomidir.html Fri, 24 Sep 1999 18:16:11 +0300 AÇIK SİSTEM VE ÖĞRENEN TOPLUMLAR Her konunun dikkate alınması gereken bilimsel gerçekleri vardır. Bilimsel gerçekler, konuya uzak ve eğitimsiz insanlar tarafından, yaşamdan soyut labaratuar sonuçları olarak algılanabilir. Bu sanı uzun yıllar teorik ve pratik ayırımının güdümlenmesine de neden olmuştur. Teorik ve pratik ayırımı, bilimden uzak, okuduğunu anlayamayan ya da okumayan insanların tutunma dalıdır. Genellikle geri kalmış toplumların karakteristik özelliğidir. Böyle toplumlarda insanlar bilimsel açıklamalardan çok, sorumlu kabul ettiği mercilerin açıklamalarına itibar ederler ve sürekli yönetilmeye alışan bir birey ve herşeyin bir bileni kendiliğinden yaratılmış olur. Bugünün Türk toplumu bu özellikleri yansıtmak açısından tipik bir örnektir. Toplum, doğrusunu bilerek kendisine sunulanları sorgulamak yerine, kendisine sunulanları doğru olarak kabul etmektedir. Bunun başlıca nedeni, toplumun pencerelerinin dışarıya kapalı olmasıdır. Kısacası, Türk toplumu kapalı bir toplumdur. http://www.resatsinanoglu.com/15/acik-sistem-ve-ogrenen-toplumlar.html http://www.resatsinanoglu.com/15/acik-sistem-ve-ogrenen-toplumlar.html Fri, 10 Sep 1999 01:10:31 +0300 DEPREM TABİATIN, SONUÇLARI İSE MEDENİYET SEVİYENİZİN ÜRÜNÜDÜR Bu konuda bir yazı yazmak, depremin yarattığı olumsuz sonuçları, sahip olduğumuz gelişmişlik düzeyine bağlamak ya da medeniyetten ne kadar uzak bir ülke olduğumuzu bir de depremin sonuçlarıyla açıklamaya çalışmak, son derece üzücü, ne yazık ki bir o kadar da gerçekçi. Türkiye, benim gibi orta yaş kuşağının daha çok bir önceki jenerasyondan öğrenebildiği ve sanki yaşamışçasına büyük bir coşkuyla sahip çıktığı, ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliğinde, genç bir cumhuriyet olarak bu yüzyıla girdi. Umut ve enerji dolu, kendinden emin, dünyaya kafa tutabilen, zafer kazanmış bir toplumdu. Yüzünü batıya çevirerek, tüm devrimleri birbiri ardına yapmış, dünyanın muhasır medeniyet seviyesinin oluşumunda rol alacağına inanmış ve inandırmış bir toplumdu. İkinci kuşağın misyonu, Ata’nın gençliğe hitabesinde ifade edildiği coşkuda belirlenmiş bir bayrak yarışı idi. Bu muhteşem başlangıç 75 yılda nasıl bu sonuca ulaştı, oluşumuna aday olduğu çağdaş medeniyet seviyesi ne oldu da Türkiye’nin bu kadar uzağında kaldı? Atalarımızın kemiklerini sızlatan 2000 Türkiye’si nasıl yaratıldı? http://www.resatsinanoglu.com/14/deprem-tabiatin-sonuclari-ise-medeniyet-seviyenizin-urunudur.html http://www.resatsinanoglu.com/14/deprem-tabiatin-sonuclari-ise-medeniyet-seviyenizin-urunudur.html Fri, 27 Aug 1999 00:35:33 +0300 POPULİZM İFLAS ETTİ Türk siyaseti populizm kaynağını tüketti. Liderler ülkenin potansiyelini de ipotek altına alarak 2000 yılına geldiler. Şu veya bu nedenle her gelen iktidar devletçilik anlayışını güdümledi. Büyük, hantal ve verimsiz bir devlet elbirliği ile yaratıldı. Bu süreçte yeni liderler yetişemedi, genç kuşaklar ülke yönetiminde yer alamadı ve ülkeyi izlediği populist politikalarla bugünlere getiren politikacılar, küreselleşen dünyanın zoruyla kurtarıcılarımız oldu. Ekonomiyi  liberalleştirmek de eski solculara kaldı ve batıya göre on yıllık bir gecikmeyle liberal sol siyaset tarihimize girmiş oldu. Şimdilerde yeni bir ekonomik paket açtılar. Muhalefette iken itiraz ettikleri, geçmişte karşı çıktıkları ne varsa savunuyorlar. İktidar olup bu duruma düşmeyen parti kalmadığına göre, populizm iflas etti. Yüzde yirmi zam yapılan memurları daha yüksek beklentilerle umutlandıranlar, bugün devletin olanaklarını dile getirmekte, hatta devlet çöker diyebilmektedir. IMF, memuruna yüzde ondan fazla zam yapamazsın, emeklilik yaşını 60’ın altında tutamazsın, üreticine dünya fiyatlarından fazla veremezsin derken, bu dediklerimi yaparak yaşamaya devam et demiyor. Özelleştirmeyle, gümrük yasalarıyla, rekabet kurallarıyla ülkenin üzerinden rantiyecileri kaldır, rasyonel bir ekonomik ortama kavuşarak, vatandaşın geleceğini tüketmeyi bırak diyor. http://www.resatsinanoglu.com/13/populizm-iflas-etti.html http://www.resatsinanoglu.com/13/populizm-iflas-etti.html Fri, 13 Aug 1999 00:35:33 +0300 ŞİRKETLERİN DEĞERLERİ NASIL ÖLÇÜLÜR? Şirketlerin bilanço değerleri geçmişlerini, piyasa değerleri ise geleceklerini yansıtır. Şirketlerin geleceği şekillendirme güçleri hisse senetlerine yansır ve piyasa değerleri varlıklarıyla açıklanamayacak boyutlara ulaşabilir. Microsoft’un piyasa değerinin 507 milyar USD olduğu gibi. Hiçbir şirketin sürekli varolma şansı ya da lüksü yoktur. Şirketler, yarının ihtiyaçlarını yaratmaya aday olabildikleri sürece varolma savaşlarını sürdürürler. Bu savaşın 21. Yüzyıldaki kaynağı bilgidir. Bilanço değerleri şirketlerin maddi birikimlerini, piyasa değerleri de bilgi birikimlerini, başka bir deyişe entel sermayelerinin gücünü yansıtır. Bilanço değerleri, piyasa değerlerinin garantisi değildir ancak, piyasa değerleri gelecek bilanço değerlerinin işaretidir. Yatırımcılar için Microsoft yarını tasarlayanlardan biridir ve Microsoft’a yapılan yatırım, geleceğe yapılmış bir yatırımdır. http://www.resatsinanoglu.com/56/sirketlerin-degerleri-nasil-olculur.html http://www.resatsinanoglu.com/56/sirketlerin-degerleri-nasil-olculur.html Fri, 30 Jul 1999 18:16:11 +0300 VERGİ VE KAZANÇ Vergilendirilmiş kazanç kutsaldır. Bu ifade hemen her ülkenin ortak vergi sloganıdır. Verginin vatandaşlık ödevi olduğu kadar, bir kazanca bağlı olduğu anlamını da yansıtır. Vatandaş vergisini ödemelidir. Devlet de elde ettiği vergilerle, vatandaşın kazanacağı ortamı yaratmalı ve korumalıdır. Kısacası, vergi kazancın, kazanç da verginin dostu olmalıdır, düşmanı değil. Devlet, vatandaşlarına hizmet götürmek amacıyla kurulmuş bir çok mekanizmayı örgütler. Amaç, vatandaşa götürülecek hizmetlerin maksimizasyonudur. Yapısal olarak kendini sürekli yenilemek zorundadır. Aksi takdirde, araç üretmekten çok amaç haline gelir ve verimli olma özelliğini kaybeder. Devletin verimli olup olmadığı, gelirleriyle giderlerini karşılayabilmesi ve ürettiği ya da üretilmesini sağladığı hizmetlerin kalitesi ile ölçülür. Devletin temel geliri de vergidir. http://www.resatsinanoglu.com/55/vergi-ve-kazanc.html http://www.resatsinanoglu.com/55/vergi-ve-kazanc.html Fri, 16 Jul 1999 18:16:11 +0300 İHRACAT SEFERBERLİKLE YAPILMAZ İhracat seferberlik ilan edilerek yapılamaz. Çünkü, ihracat amaç değil, sonuçtur. Amaç, her zaman verimliliktir. Siyasilere verilen brifinglerde, makro analiz tablolarında gösterilen “dış alem gelirleri”, ekonominin rekabet düzeyine göre yükselir ya da eksilir. Rekabet üstünlüğü sağlayamayan bir ürün ya da hizmet satılmaz. Yapay desteklerle satışı sağladığınızda, yaptığınız ihracat sizi sadece fakirleştirir. Türkiye gibi ülkeler bu nedenle ihracat yaparken daha çok batarlar. İhracat dış pazar değil, aksine iç pazar yatırımının sonucudur. Dünyaya mal satabilmenin ön koşulu, iç pazarda dünya ile rekabet etmektir. Yerli sanayii korumak adına kapanan ekonomilerde elde edilen sonuçlar ihracat yapmaya yetmez. Kapalı ekonomiler, tasarım gücü olmayan bir sanayii, sürekli eli milletin cebinde bir devleti, aş ve işle yetinmesi istenen bir toplumu da beraberinde getirir. Ticaretin küreselleştiği bir dünyada iç ve dış pazar ayırımı yaparak, ihracatı iç pazar dinamiklerinden soyut hedefleyen ülkelerin kalkınmaları da söz konusu değildir. Türkiye ne yazık ki, ihracat yaparken fakirleşen az gelişmiş ülkelerden biridir. İhracat yaparken zenginleşen gelişmiş ülkeler ise ne yaptıklarından çok nasıl yaptıklarıyla ilgilenirler. http://www.resatsinanoglu.com/54/ihracat-seferberlikle-yapilmaz.html http://www.resatsinanoglu.com/54/ihracat-seferberlikle-yapilmaz.html Fri, 02 Jul 1999 18:16:11 +0300 KURUM KİMLİĞİ VE STRATEJİK DİZAYN Küreselleşme yerel tüketiciyle birlikte yerel pazar kavramını da ortadan kaldırdı. Tüm pazarlar global tüketicilerin denetiminde aynı markalara, başka bir deyişle aynı değerlere açıldı. Bu olgu yerel şirketleri, pazardaki konumlarını yeniden gözden geçirmeye zorladı. Hemen hepsi koca araziler üzerindeki, milyonlarca dolarlık makinalarıyla  sahip oldukları fabrikalarının, eğer markaları yoksa bir işe yaramadığını anladı. Yurtdışından sonra kendi pazarlarında da fason üretim yapabileceği bir marka araması gerçeğini geç farketti ve güç hazmetti. Algılama ve bilgi sermayelerinin seviyesine paralel olarak da süratle yeniden yapılanma sürecine girdi. http://www.resatsinanoglu.com/53/kurum-kimligi-ve-stratejik-dizayn.html http://www.resatsinanoglu.com/53/kurum-kimligi-ve-stratejik-dizayn.html Fri, 18 Jun 1999 18:16:11 +0300 İNTERNET İnternet, etkili bir araç olarak, her sahada, her geçen gün, kendini daha fazla hissettirmektedir. Bugün, daha çok bir bilgi kanalı olarak kullanılan internetten, özellikle uluslaraşırı şirketlerin beklentisi, gelecekte etkin bir dağıtım kanalı olmasıdır. Ancak, bu isteğin hangi ürün ve hizmetler için ne ölçüde gerçekleşebileceği konusunda hiçbirinin yeterli öngörüsü yoktur. Bu yöndeki çabaların bazı lokal temsilcilikleri, alışılmış fiziksel dağıtım kanalı üyelerini huzursuz ettiği de bir gerçektir. Kişisel pazarlık yöntemine inanan bir çok üye, bu anlamda internetin kendilerine alternatif olamayacağını düşünmekte, hatta internet yolu ile yapılan alışverişlerde ortaya çıkan sorunlar, varlıklarını koruyacak nedenler olarak birçoğunu sevindirmektedir. http://www.resatsinanoglu.com/52/internet.html http://www.resatsinanoglu.com/52/internet.html Fri, 04 Jun 1999 18:16:11 +0300 ULUSAL KİMLİK VE TANITIM Türkiye’nin imajı, hemen her kesim için süregelen bir sorun olmuştur. Buna karşın, daha çok turizm sektöründe daralma yaşandığında ve/veya uluslararası platformlarda beklenenler gerçekleşmediğinde ele alınan ve bir süreç içerisinde yaklaşılmayan bir konudur. Eleştiriler de her zaman tanıtımın yeterli olmadığında odaklanır. Teorik olarak imaj, kimlik ve kültür ile doğrudan ve birbirini besleyen bir ilişki içerisindedir. Kimliğine stratejik olarak yatırım yapmayan bir kurumun ya da kişinin imajı tesadüflere terk edilmiştir. Ülke imajı da aynı proses içerisinde, ulusal kimliğine yönelik yatırımlardan beslenir ve yerine göre dışarıda etkinizi belirleyen en önemli birinci unsur olur. Kimlik dışarıda yaratılan bir olgu değildir. Ülkenin içerisinde yaratılır, büyür, zamanla oluşur, gelişir ve sürekli bir prosestir. Liderler ve tüm vatandaşlar birlikte etkendir. Ulusal kimliğin ana kaynağı ulusal kültürdür. Proses içerisinde ulusal kültür de değişebilir ve nihayet dinamik bir kimlik, ülke imajı olarak sürekli dışarıya yansır. Ülkeler kimlikleri ile ilgili olumlu ve yararlı, başka bir deyişle rekabet üstünlüğü sağlayacak bir imaj yaratmak istediklerinde, cevaplamaları gereken iki ayrı soru vardır: Birincisi, “Biz neyiz ve ne olmak istiyoruz?” ikincisi, “Çevremiz bizi nasıl algılıyor, biliyor ve tanıyor?” dur. http://www.resatsinanoglu.com/12/ulusal-kimlik-ve-tanitim.html http://www.resatsinanoglu.com/12/ulusal-kimlik-ve-tanitim.html Fri, 21 May 1999 00:35:33 +0300 LİDERLER NASIL YETİŞİR VE DEĞİŞİR YA DA YETİŞMEZ VE DEĞİŞMEZ? Lider ve liderliklerin hem ekonomik, hem de siyasal alanda bilinen ve izlenebilen gerekçelerle belirli aralıklarda el değiştirmesi bireyler adına sağlıklı ve yararlı gelişmelerin yaşandığı anlamına gelir. Lider teorik anlamda bir işbirliği sistemini yönetir. Sistemin üyeleri liderle birlikte hareket etmeleri halinde daha kazançlı olacaklarına inanırlar. İnançları sarsıldığında ya liderlerini değiştirmek ya da sistemi terketmek isterler. Bu sonuç bir anlamda, liderle üyeler arasındaki yazılı olmayan kontratın feshi demektir. Değişim olasılığı ve şekli de sistemin rekabet ve kurumsallaşma düzeyini yansıtır. Önemli olan değişimin rasyonel kriterlerle sürekli olabilmesidir. Ekonomideki rasyonalite “piyasa demokrasi”si, siyasetteki rasyonalite ise “sosyal demokrasi”nin ne ölçüde var olduğuna bağlıdır. Tarih, her ikisinin de birlikte var olabildiğini başka bir deyişle, biri ne kadar varsa, diğerinin de o kadar var olduğunu göstermiştir. Demokrasi, açık toplum yapılanmasıdır. Temel kriteri, bireyin egemenliğidir. Birey egemen açık toplumlarda lider ve liderlikler daha sık değişir. Bireye tanınan özgürlük birey sorumluluğunu da beraberinde getirir. Açık toplumlarda bireyin katkısını maksimize etmek için araçlar geliştirilir ve her bireyin liderlik potansiyeli taşıdığı kabul edilir. Sorumlu ve etkili bireyler yaratıcı bir toplum meydana getirir. Böyle toplumlar ekonomik ve siyasal yaşamda dünya liderleri yetiştirirler. Kısaca, konu açık ve kapalı toplum yapılanması ile doğrudan ilişkilidir. http://www.resatsinanoglu.com/11/liderler-nasil-yetisir-ve-degisir-ya-da-yetismez-ve-degismez.html http://www.resatsinanoglu.com/11/liderler-nasil-yetisir-ve-degisir-ya-da-yetismez-ve-degismez.html Fri, 07 May 1999 01:10:49 +0300 LİBERAL EKONOMİ BİR KURALLAR EKONOMİSİDİR Liberal ekonomi, serbest alışveriş süreçlerini içeren ekonomik yapılanma modelidir. Özellikle karşıtları ya da anlamayanları tarafından her fırsatta kuralsız ve sosyal yanı zayıf  olmakla itham edilerek tartışılan bir model olmaktadır. Bugünlerde de bir bahane ileri sürülerek yeniden tartışmaya açılmak istenmektedir. Referans noktası, uzun yıllar liberal ekonominin rekabetçi yapısına yaklaşarak başarı elde eden ve diğer ülkeleri de söz konusu yapılanmaya özendiren ABD’nin Hazine Bakanlığına kısmen tutucu bir ekonomistin atanmış olmasıdır. Bu gelişme, bazı çevreler tarafından ABD’nin ekonomide eskisine oranla daha devletçi bir anlayış sergileyeceği şeklinde algılanmaktadır. Kanımca beklenen, Hazine Bakanlığı Türkiye’de olduğu gibi ekonomiye makro düzeyde müdahalelerde bulunarak zenginden alıp fakire vermeye çalışacak, gümrüklerle yerli üretimini koruyacak, gözden kaçan eyaletlerinde yatırımı özendirecek. Bu sayede ABD’nin gelir dağılımı düzeltilecek, ekonomisi daha sağlamlaşacak ve liberal ekonominin kuralsız ve acımasız yapısı sosyalleştirilerek kurallara kavuşturulacaktır. http://www.resatsinanoglu.com/51/liberal-ekonomi-bir-kurallar-ekonomisidir.html http://www.resatsinanoglu.com/51/liberal-ekonomi-bir-kurallar-ekonomisidir.html Mon, 26 Apr 1999 18:16:11 +0300 PAZARLAMAYLA YARATILAN KİMLİK Pazar; değişen, yenilenen, etkilenen satın alma kararlarının yansıdığı alışveriş arenalarıdır. Kararlar tüketicilerin beyinlerinde oluşur. Tüketiciler günlük, haftalık, aylık, yıllık alışveriş listelerini hazırlarken kendisine sunulduğunu bildiği ürün ve hizmetleri yazarlar. Alışveriş esnasında listede yer alanları ve/veya gördükleri diğer seçenekleri satın alırlar. Ön koşul, ürün veya hizmetlerden haberdar olmalarıdır. Tüketiciler haberdar olmadıkları ya da görmedikleri ürün ya da hizmeti talep edemezler. Örneğin, hiç kimse üzüm pilavı istemez, çünkü üretilmemiştir. Ancak, kendisine sunulduğunda almayı düşünür ve beğenirse sürekli talep eder. Yeni ürün, yeni ihtiyaç alanı yaratmamışsa kesinlikle diğer bir ürün yerine satın alınmaz. Yeni ürün kararları, ne olduğunu bilmeyen tüketiciler üzerinde yapılacak araştırmalarla belirlenemez. Yaratıcının konumu ve kimliği ile doğrudan ilişkili olup nitelikli birçok aşamayı içeren süreçlerin sonunda alınan kararlardır. http://www.resatsinanoglu.com/50/pazarlamayla-yaratilan-kimlik.html http://www.resatsinanoglu.com/50/pazarlamayla-yaratilan-kimlik.html Fri, 02 Apr 1999 00:11:21 +0300 1999’A GİRERKEN TÜRKİYE EKONOMİSİNİN ÖZGÜRLÜK KARNESİ Kanada’daki Fraser Enstitüsü ile ABD’deki Cato Enstitüsü’nün önderlik ettiği, 80 ülkedeki  Liberal Enstitülerin işbirliği ile 25 değişken kullanılarak hazırlanan Dünya Ekonomik Özgürlük Endeksinin açıklanan 1997 sonuçlarına (*) göre Türkiye, 120 ülke arasında, ekonomik özgürlükte 60. Sırada yer aldı. Endekste, Hong Kong ekonomik olarak en özgür yer oldu. Hong Kong’u Singapur, Yeni Zelanda, ABD ve İngiltere takip etti. Ekonomik özgürlük açısından çarpıcı düşüşler Endonezya, Malezya ve Venezuela’da gözlendi. 1990 yılı sonuçlarına göre ortalama 10 üzerinden 5.1 puan ile 55.’inci olan Türkiye, 1997’de 6.3 puan almasına karşın 60.’ıncı sıraya geriledi. Türkiye, endeksdeki en iyi sıralamayı 34.’üncülükle alternatif para birikimlerini kullanma özgürlüğü alanında elde etti. Para politikası ve fiyat istikrarı sahasında 115.’incilikle Türkiye çok kötü bir performans sergilerken, ekonominin yapısı ve piyasaların kullanımı sahasında 50.’inci, sermaye ve mali piyasalarda mübadele serbestliği alanında da 60.’ıncı sırada yer aldı. İsviçre, ekonomik özgürlükler sıralamasında ilk beş’teki yerini kaybederken, genelde Latin Amerika ülkeleri 1997’de 1990 yılına göre gelişme kaydettiler. En büyük artışlar ise Dominik Cumhuriyeti, Macaristan, İrlanda, Panama, Filipinler, Polonya, Portekiz, Çek ve Slovak Cumhuriyetleri’nde gözlendi. http://www.resatsinanoglu.com/3/1999a-girerken-turkiye-ekonomisinin-ozgurluk-karnesi.html http://www.resatsinanoglu.com/3/1999a-girerken-turkiye-ekonomisinin-ozgurluk-karnesi.html Tue, 22 Dec 1998 00:47:04 +0200 GLOBAL MANÜPLASYON Dünyada liderlik ve güç ilişkisi, sürekli değişen güç kaynakları ve sahipliği ile son derece dinamik bir resim vermektedir. Özellikle, son yıllarda tüm dünyayı etkisi altına alan küreselleşme olgusu, geçerli güç kaynaklarına sahip olanların manüplasyon sınırlarını da genişletmiştir. Dar anlamda güç, bir kişi veya grubun diğerlerinin kararlarını ve davranışlarını etkilemek ve denetlemek yeteneğidir. Sahip olduğu gücü, diğerlerinin üzerinde bağımlılık yaratan bir kaynaktan alır ve kaynağa olan bağımlılığın süresi ve derecesine bağlı olarak korur. Tarihsel olarak ülke bazında güç kaynaklarının geçirdiği evrim incelenecek olursa, 20. yüzyıla kadar en önemli güç kaynağı olarak gözüken stratejik tehdit unsurlarının giderek yerini ekonomik, politik, hukuksal kaynaklara ve günümüzde bilgiye devrettiği gözlenmektedir. Başka bir deyişle, bilgi sermayesi güçlü olan ülkelerin diğer güç kaynaklarına sahip olabilmesi ve bilginin paylaşılabilirliği bağımlılığı bu yönde geliştirmekte ve evrensel rekabet her sahada bilgi odaklı olarak gelişmektedir. Çağımız iletişim olanaklarının bilgi transferine getirdiği sürat ve yaygınlık, bilgi sahibi ülkelerin etki alanlarını genişletmektedir. http://www.resatsinanoglu.com/10/global-manuplasyon.html http://www.resatsinanoglu.com/10/global-manuplasyon.html Thu, 22 Oct 1998 00:46:41 +0300 YAPIŞKAN ENFLASYON Türkiye’nin yetmişli yıllardan itibaren en önemli sendromu enflasyondur. Türkiye kalkınmasını yüksek enflasyon altında gerçekleştiren ve bu yönüyle de yabancı girişimcilerin kaygıyla yaklaştığı bir ülkedir. Bu yazımda kamuoyunu yakından ilgilendiren ve istendiğinde hemen tüm kötülüklerin nedeni olarak sunulabilen enflasyonu irdeleyerek bir anlamda kamu görevi yapmak istiyorum. Enflasyon bugüne kadar genellikle makro ekonomik bir olgu olarak ele alındı ve denetimi para ve mali politikalarla sağlanmaya çalışıldı. Ben enflasyonu mikro ekonomik bir olgu olarak ele almak ve piyasa yapısı açısından konuya yaklaşmak istiyorum. Gerçekte de piyasa yapısından kaynaklanan bir olgu olduğunu da göstermek istiyorum. http://www.resatsinanoglu.com/49/yapiskan-enflasyon.html http://www.resatsinanoglu.com/49/yapiskan-enflasyon.html Fri, 07 Aug 1998 23:14:05 +0300 PİYASA DEMOKRASİSİ Piyasa demokrasisinde egemenlik kayıtsız şartsız tüketicinindir. Tüketici egemenliği de, çağdaş hizmet seviyelerine sahip olabileceği olanakların kendisine ne ölçüde tanındığı ile ölçülür. Bir ülke insanının herhangi bir ürün ya da hizmetten haberdar olup olmaması ile başlayan ve elde edebilme koşullarına kadar uzanan farklı mesafeler egemenliğin görece ölçütleridir. Örneğin, bir ülke insanının herhangi bir ürünü elde etmek için ödediği bedel, bir başka ülke insanının aynı ürüne ödediği bedelden yüksek ise, söz konusu ülkenin tüketicisi tutsaktır ve ekonomisi insanına diğeri kadar hizmet etmiyordur. Türk tüketicisi örnekte olduğu gibi, henüz parasının karşılığını alabilen bir dünya tüketicisi olmamakla beraber, 80’li yıllardan itibaren ekonomide yaşanan değişimin de mimarıdır. Devletin çağdaş ülke olma adına imzalayıp uygulamaktan kaçındığı “piyasa demokrasisi” ni uygulatacağı da açıktır. http://www.resatsinanoglu.com/48/piyasa-demokrasisi.html http://www.resatsinanoglu.com/48/piyasa-demokrasisi.html Fri, 24 Jul 1998 00:11:00 +0300 KÜRESELLEŞME OLGUSU KARŞISINDA TÜRK İŞLETMELERİNİN SORUNLARI VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ* Giriş Türkiye, üretici egemen bir pazardan giderek tüketici egemen bir pazara geçişin çatışma sürecini yaşamaktadır. Kapalı ekonomi içerisinde tüketiciyi temsil eden devletle pazarlık etmeye ve aldığı vize ile tüketici ihtiyaçlarının karşılanma düzeyini belirlemeye alışmış olan üreticiler bugün zor durumdadırlar. Tüketicinin kendisini temsil etme yetkisini her geçen gün biraz daha devletten geri aldığı günümüzde, üretici pazarlığı doğrudan tüketici ile yapmak zorundadır. Tüketici ile anlaşmanın yolu ise ulaşılabilecek en iyi hizmeti en iyi koşullarda sunmaktır. Ticari sınırların giderek ortadan kalkması ile tüketicinin ulaşabileceği hizmet seviyesi yükselmekte ve rekabet düzeyi de aynı oranda üreticileri zorlamaktadır. http://www.resatsinanoglu.com/47/kuresellesme-olgusu-karsisinda-turk-isletmelerinin-sorunlari-ve-cozum-onerileri.html http://www.resatsinanoglu.com/47/kuresellesme-olgusu-karsisinda-turk-isletmelerinin-sorunlari-ve-cozum-onerileri.html Thu, 05 Mar 1998 00:44:57 +0200 DÜNYADA LİDERLİK VE GÜÇ İLİŞKİSİ* Giriş Lider ya da liderlik olgusunun varlığından söz edebilmek için önce sistem içerisinde geliştirilmiş düzenli bir işbirliğinin varlığını aramak gerekir. Konumuz dünya liderliği olduğunda da, çalışmamıza tüm ülkelerin üyesi oldukları düzenli bir işbirliği sisteminin varlığını araştırarak başlamakta yarar vardır. Dünya üzerinde sayısız işbirliği oluşumları görülmekle beraber tüm ülkeleri kapsayan tek bir düzenli işbirliği sistemi, başka bir deyişle bütünleşme yaptığımız araştırmalarda bulunamamıştır. En geniş tabanlı olanları dahi (BM gibi) üyeleri ve konuları sınırlı bütünleşmeler olarak görülmektedirler. Buna karşın dünya liderliği konuşulabilen ve amaçlandığı gözlenen bir hedef olduğuna göre, nasıl’ını cevaplayabilmek için giderek küçülen ve küreselleşen dünyamızın gerçeklerini bu yönde gözden geçirmek gerekmektedir. Dünya üzerinde, ülkelerin ekonomik, sosyal ve/veya siyasal konularda ortak amaçlar için biraraya gelmeleri sonucu yarattıkları ve bir sistem içerisinde çalışan çok sayıda düzenli işbirlikleri vardır. Üye olmayan ülkelerin, sözkonusu sınırlı bütünleşmelerden olumsuz etkilenmeleri halinde, başka bir karşıt bütünleşme ile ya da bireysel olarak dünya denen kıt kaynaklar küresini kendi amaçları için değerlendirmek isteğiyle rekabet ettikleri açıktır. Bu gözlemlenebilen davranışlar giderek bütünleşmeler arası doğrudan veya dolaylı pazarlıkların arttığı dünyamızı, düzenli olmamakla beraber, kendi içerisinde dengeli bir işbirliği sistemi olarak algılamamıza yardımcı olmaktadır. http://www.resatsinanoglu.com/9/dunyada-liderlik-ve-guc-iliskisi.html http://www.resatsinanoglu.com/9/dunyada-liderlik-ve-guc-iliskisi.html Thu, 01 Jan 1998 00:30:17 +0200 1998’E GİRERKEN TÜRKİYE Dünya, ülkelerin doğrudan üyesi oldukları ve/veya dolaylı olarak etkilendikleri bütünleşmelerin yer aldığı en geniş işbirliği sistemi olarak algılanabilir. Söz konusu bütünleşmelerden herbiri, kıt kaynakları lehine kullanarak, eksik rekabet yaratmak arzusuyla üyelerine ayrıcalıklar sağlamaya ve üyesi olmayan ülkeler üzerinde de etkili olmaya çalışan güç birlikleridir. NATO ve benzeri savunma paktları, AB, NAFTA, Pasifik Anlaşması ve benzeri ekonomik ve siyasal antlaşmalar, konsorsiyumlar ile bunların karşıtları ve burada sayamayacağımız sayıda diğerleri aynı inançla oluşturulmuş işbirliği sistemleri ya da bütünleşmelerdir. Bu yönüyle incelendiğinde dünyanın bilinen coğrafi haritası yanında, son derece dinamik ve çıkarlar doğrultusunda değişen bir güç haritasına da sahip olduğu gözlemlenebilir. Ülkeler için birinci kriter, hangi bütünleşme içerisinde yer alıp almamanın yaratacağı çıkar farkı, ikinci kriter ise yer alacağı bütünleşmeden elde edeceği maksimum faydadır. Burada dikkat edilmesi gereken, göreceli olarak yükselen bir trendi yakalayabilmektir. http://www.resatsinanoglu.com/2/1998e-girerken-turkiye.html http://www.resatsinanoglu.com/2/1998e-girerken-turkiye.html Mon, 01 Dec 1997 00:46:20 +0200 1995 NASIL OLACAK? 1995’i lehimize çevirebilir miyiz?.. Medyada yer alan ekonomik yorumların hemen tamamı 1995’de devletin ekonomik kararlarının neler olabileceğine aittir. başka bir deyişle, her kesim kaderini hükümetin iki dudağının arasında arıyor. Kamu açıkları sıcak para ihtiyacını çağrıştırıyor. Faizlerin yükselme eğilimi, dövizin bastırılması, tüketimin düşmesi, tasarrufun özendirilmesi ve bankaların devlete çalışması 1995’in devlet güdümlü piyasa beklentileri olarak ortaya çıkıyor. Kısacası, devletin ülke ekonomisini yönetmek adına ekonominin türevleri üzerinden yürütegeldiği para operasyonlarıyla kendi açıklarını kapatmaya çalışacağı ve reel ekonominin yeniden daralma sürecine gireceği ihtimalleri ağır basıyor. http://www.resatsinanoglu.com/1/1995-nasil-olacak.html http://www.resatsinanoglu.com/1/1995-nasil-olacak.html Fri, 27 Jan 1995 00:46:03 +0200 KAMUOYU OLUŞUMUNDA ETKİ YA DA BASKI GRUPLARININ ÖNEMİ Dünyada sürekli yaşanılan değişimin doğruları, aynı anda yanlışları olarak algılanabilir. Özellikle sosyal bilimlerde olguların doğrusu ve yanlışı, uygulama alanı ararken herkesin üzerinde mutabakata varacağı iki ayrı gruba kolaylıkla ayrıştırılamaz. Başka bir deyişle, kimilerince doğru kabul edilenler kimilerince yanlış kabul edilebilirler. Üstelik dinamik toplum gereği, her iki kesimin doğruları da yanlışları da kalıcı değildir. Zaman içerisinde doğru veya yanlış bildikleri, yerlerini yeni doğru ve yanlışlara bırakabilir ya da değiştirebilir. Sayısal çoğunluğun kararını gerektiren durumlarda da kesimlerin kendi doğrularını diğerlerine kabul ettirmesi gereği vardır. Demokrasilerde bugünkü iletişim olanakları ile sıkça yaşanabilen referandumlar, siyah veya beyaz olarak çoğunluğun doğrusunu arayan en tipik örneklerdir. Çoğunluğun doğrusu olan referandum sonuçları  da azınlık için daima yanlıştır. http://www.resatsinanoglu.com/8/kamuoyu-olusumunda-etki-ya-da-baski-gruplarinin--onemi.html http://www.resatsinanoglu.com/8/kamuoyu-olusumunda-etki-ya-da-baski-gruplarinin--onemi.html Wed, 30 Nov 1994 00:45:42 +0200 VERGİ KARA, KAR DA VERİMLİLİĞE BAĞLI BİR SONUÇTUR Kar ve Verimlilik Biz işletmeciler uzun yıllar “kar” amacı gütmeyen kurumların işletme olamayacağını, daha sonra da işletmeler için “kar”ın amaç değil sonuç olduğunu anlatmaya çalıştık. İkincisini biraz da dikkatleri verimliliğe çekmek için yaptık. İşletmelerin rakipleriyle göreceli olarak elde edebilecekleri verimlilik ölçüsünde pazarda yer alabileceklerini, bu yere bağlı olarak da “kar ya da zarar” edeceklerini anlattık. İşletme yöneticileri, bu gerçeği rekabet arttıkça daha iyi anladılar. Üretileni satma devrinden satılabileceği üretme devrine geçmeleri, tüketicinin varolan egemenliğini farketmeleriyle oldu. Daha sonra da tüketici istekleri ile ihtiyaçları arasındaki farkı farkettiler ve “kar”ın tüketici ihtiyaçlarına yönelik ürün ya da hizmetlere karşı rekabet üstünlüğü sağlanabildikçe devamlı olabilen bir sonuç olduğunu kavradılar (pazarda etkili olabilen bir verimlilik). “Amaç”, bir yandan pazara sunulan hizmetlerin daha iyisini sürekli daha az maliyetle elde etmek, diğer yandan henüz pazara yansımamış tüketici ihtiyaçlarını da yaratmaktır. Kısaca “verimlilik”, sadece üretilenin daha iyisini elde ederken maliyetleri düşürmek değil, henüz karşılanmayan ihtiyaçları da gözeterek yeni pazarlar yaratmaktır. “Kar”, ancak bu verimlilik arayışının sonucunda devamlı olabilecektir. Son yıllarda üretilen telefaks ve cep telefonu yaratılan ihtiyaçlara çarpıcı birer örnektir. Bugün tüketicilerin ülkemizde üretilemiyor diyerek teleks ve masa üstü telefonlarla yetinerek işlerini yürütmeleri mümkün değildir. Bu gerçek, tüketicilerin ihtiyaçlarının karşılanma düzeyinin belirli ürün ve hizmetlerin sağlayacakları faydalarla sınırlanamayacağını gösterir. Diğer gerçek de, sanayinin gelişme seviyesinin rekabete zorlandığı ürün ve hizmetlere bağlı olarak değiştiğidir. Bu iki gerçek, kapalı ekonomi devrini kapatmıştır. Artık kapalı ekonomilerde elde edilen sonuçların, daha geniş ve serbest ekonomik ortamlarda elde edilenlere göre göreceli olarak yetersiz olduğu bilinmektedir. http://www.resatsinanoglu.com/46/vergi-kara-kar-da-verimlilige-bagli-bir-sonuctur.html http://www.resatsinanoglu.com/46/vergi-kara-kar-da-verimlilige-bagli-bir-sonuctur.html Sat, 29 Oct 1994 18:06:52 +0200 TÜRKİYE EKONOMİSİNDE AMAÇ EDİNİLEN “ARAÇLAR” Araçların amaç edinilmesi, birer çatışma süreci olan hazırlık dönemlerini ortaya çıkarıyor. Ekonomik olmayan bu dönemlerde de değişime karşı olanların hedef saptırması sonucu, sapla saman birbirine karışıyor ve esas amaçtan giderek uzaklaşılıyor. Bugün, Gümrük Birliği ve özelleştirme için Türkiye’de yaşanan durum aynıdır. http://www.resatsinanoglu.com/45/turkiye-ekonomisinde-amac-edinilen-araclar.html http://www.resatsinanoglu.com/45/turkiye-ekonomisinde-amac-edinilen-araclar.html Wed, 19 Oct 1994 00:10:15 +0200 EKONOMİDE GEÇİŞ YA DA HAZIRLIK DÖNEMİ BİR “ÇATIŞMA SÜRECİ”DİR Ekonomide geçiş ya da hazırlık dönemi olmaz. Ancak, her değişim öncesi yaşanıldığı gözlenen bu dönem, savunulması zora düşen mevcut ekonomik sistemin varolma süresinin bir çatışma sürecinde uzamasıdır. Çatışma, mevcut sistemin güç uygulayıcıları ile değişimden yana olan kesimi arasındadır. Taraflar istekleri doğrultusunda karar vericilerin davranışlarını etkilemeye çalışırlar. Sistemin güç uygulayıcıları, öncelikle mevcut yapının devamından, daha sonra da sahip oldukları rollerinin yeni yapılanma içerisinde korunmasından yanadırlar. Değişimi isteyen kesim ise bir an önce yaşam düzeyini yükselteceğine inandığı yeni yapılanmadan yanadır. Demokratik ülkelerde bu süreç, toplumun çoğunluğunun değişimi desteklediği noktaya kadar sürer. Toplumun çoğunluğunun değişimi desteklemesi süresi de değişime aday ülkenin mevcut ekonomik kültürünün seviyesine, değişimden beklenenleri algılama süratine ve bireylerinin davranış biçimlerine bağlıdır. Bu noktada, karar vericiler mevcut statükolarını, değişimi engellemekten değil uygulamaktan yana olmaları halinde koruyabileceklerini anlarlar ve geçiş ya da hazırlık dönemi biter. Çatışma sürecinin sona ermesi, karar vericinin değişim isteği ve uygulama gücünün birarada oluştuğu ve/veya tarafların değişim ve uygulama şekli üzerinde uzlaşma sağladığı, başka bir deyişle, çatışma sonrası güç dengelerinin yeniden oluştuğu zamandır şeklinde de yorumlanabilir. Bugün, “Gümrük Birliği” ne girme aşamasında olan Türkiye’de yaşanan hazırlık dönemi de inceleme konusu yapılabilecek örnek bir “çatışma süreci” dir. http://www.resatsinanoglu.com/44/ekonomide-gecis-ya-da-hazirlik-donemi-bir-catisma-surecidir.html http://www.resatsinanoglu.com/44/ekonomide-gecis-ya-da-hazirlik-donemi-bir-catisma-surecidir.html Tue, 30 Aug 1994 00:10:03 +0300 BİR ÇOK EKONOMİSTİN HALEN ÖĞRENEMEDİĞİ GERÇEK: “EKONOMİ YÖNETİLMEZ” Bugün, dünya üzerinde ekonomiyi yönetmeye çalışarak başarı elde edebilmiş tek bir ülke yoktur. Aksine, ekonomiyi yönetmeye çalışmak yerine, tabanda tüketicinin sürekli gelişen ihtiyaçlarının güdümüne bırakmaya çalışarak başarıya yaklaşmış çok ülke vardır. Ekonomideki oluşumları etkileyen kararları verenler, tüketici ihtiyaçlarını gözeten işletme yöneticileridir. Makro seviyede yapılan düzenlemelerle işletme yöneticilerine yön vermeye çalışanların gerçekte yaptıkları, tüketicilerin ihtiyaçlarını yerli ürünlerin sağlayacağı faydayla sınırlamaktır. Bu davranış, ülke dışında üretilen daha kaliteli mal ve hizmetlerin sağladığı yeni faydalardan haberdar olan tüketici istekleri altında ezilmiştir. Serbest bırakılan tüketici ihtiyaçları ise gelişen ekonomilerin motoru olmuştur. http://www.resatsinanoglu.com/43/bir-cok-ekonomistin-halen-ogrenemedigi-gercek-ekonomi-yonetilmez.html http://www.resatsinanoglu.com/43/bir-cok-ekonomistin-halen-ogrenemedigi-gercek-ekonomi-yonetilmez.html Fri, 22 Jul 1994 00:09:55 +0300 GELİŞMİŞLİK, DEĞİŞİM VE SERBEST PİYASA EKONOMİSİ Amaç gelişmiş bir ülke olmak ise, önce gelişmiş ülke tanımını yapmak gerekir. Bu, başka bir deyişle, hedefin belirlenmesi ve tarif edilmesidir. Sonra, yerinde durmayan bu hedefe nasıl ulaşılabileceğinin tespit edilmesi gerekir. Prensip olarak, her zaman farklı yöntemler ve araçlar vardır. Bunlardan doğru olanlarının seçimi ise, seçenekleri mevcut birikiminle nasıl algılayabildiğine bağlıdır. Doğru yöntem ve araçları seçememiş isen, sonuç sürekli gelişmekte ya da az gelişmiş bir ülke olarak kalmaktır. Doğru yöntem ve araçları seçebilmiş ancak uygulayamamışsan, sonuç yine aynıdır. Bunun başlıca nedeni, hedefin daha doğru seçim yapan ve uygulayanların elinde sürekli değişmesidir. Bu nedenle, gelişmişlik sürekli değişen ve göreceli bakılması gereken bir olgudur. Gelişmişliğin azlığı-çokluğu toplumların ihtiyaçlarının karşılanma düzeyine göre belli olur. Büyük önder Atatürk de “Çağdaş medeniyet seviyesi” tanımıyla, gelişmişliğin toplumların ihtiyaçlarının karşılanma düzeyi ile ilgili olduğunu ve bu düzeyde yaşanan sürekli değişimi yıllarca önce ifade etmiştir. http://www.resatsinanoglu.com/42/gelismislik-degisim-ve-serbest-piyasa-ekonomisi.html http://www.resatsinanoglu.com/42/gelismislik-degisim-ve-serbest-piyasa-ekonomisi.html Mon, 13 Jun 1994 00:09:46 +0300 “GÜMRÜK BİRLİĞİ” GEÇ KALINMAMASI GEREKEN BİR BAŞLANGIÇTIR Dünya bugün uygulama içerisinde olgunlaşırken, artık geçiş dönemi adı altında zaman ve güç kaybeden uygulama özürlü bir değişimi pazarlamaktan vazgeçelim. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra komşuna karşın kalkınma modellerinin sakıncaları ve rekabetçi bir büyümeye nasıl gem vurduğu anlatılırken (ki GATT bu görüşün o zamanki ürünüdür) biz dünyada yoktuk. Bugün orta yaşlı kuşaktan olduk, halen dünyaya açılmanın yararlarını anlamakla övünenleri, tabii hala anlamayıp tartışanları izliyoruz. Türkiye’yi yönetenlerin bildiğini, öğrendiğini, anladığını söylediklerini artık zaman kaybetmeden uygulaması gerekiyor. Bugün işbirliği adı altında yardım istediğimiz gelişmiş ülkelerin karşısına “sizi anlıyoruz, bakın artık biz de sizinle aynı dili konuşuyoruz, dünya ile bütünleşmenin önemini, yararlarını algıladık, rekabet boyutlarını ve uluslararası standartlara ulaşmadaki güdümünü kavradık, zaten bunun için GATT’a üyeyiz ve Gümrük Birliği’ne de hazırlanıyoruz” ları geride bırakıp yaptık, başladık, uyguluyoruz demeliyiz. Burada herkesin bilmesi gereken gerçek, bir sanayinin Gümrük Birliği’ne hazırlanamayacağıdır. Daha geniş anlamlısı, korunan bir sanayinin daha az korunan ya da serbest bir piyasa ortamına hazırlanamayacağıdır. Sanayii hangi gelişme ortamında ise o ortamın dinamiklerine bağlı olarak gelişir. Sanayinin gelişmesinin motoru  hedefidir. Kapalı ekonomide yer alırsan, bu ortamın güdük hedefleri söz konusu gelişmenin motoru olur. http://www.resatsinanoglu.com/41/gumruk-birligi-gec-kalinmamasi-gereken-bir-baslangictir.html http://www.resatsinanoglu.com/41/gumruk-birligi-gec-kalinmamasi-gereken-bir-baslangictir.html Wed, 16 Mar 1994 00:45:20 +0200