Dr. Reşat Sinanoğlu

Dr. Reşat SinanoğluDr. Reşat Sinanoğlu - Yönetim Danışmanı

01 Ocak 2012

MARKA ÜZERİNE BİR SÖYLEŞİ

Marka nedir? Marka nasıl yaratılır?

Marka, pazarlama disiplinin sahip çıktığı ve farklı bakış açılarıyla, farklı tanımlanan bir kavram. Elle tutulan ve formüle edilebilen matematik bir alt yapısı olduğu söylenemez ama birçoğunun ileri sürdüğü gibi duygusal bir birikimin ifadesi olarak da tanımlanamaz. Bir tanım yapmak yerine taşıdığı unsurlara başka bir deyişle, baktığınız zaman size hissettirdiklerine dikkat çekmek daha yerinde olur. Marka; ürün veya hizmetle ilgili deneyiminizi, sağladığı faydayı, güveni ve sahip olmanın kimliğinize ne katacağını bir arada düşündüren, üründen soyut ama ürün ile var olan bir değerdir. Günümüzde ölçülebilir bir piyasa değerine ulaşmış, yeni ürün üretme potansiyelinin ve özgüveninin arkasındaki en önemli “güç” tür.

01 Nisan 2008

ÇEVRECİLİĞİN PAZARLAMA FAALİYETLERİ İÇERİSİNDEKİ YERİ

ÇEVRECİLİĞİN ALGILANMASINDA  DÜNDEN BUGÜNE NELER DEĞİŞTİ, BUGÜN NASIL ALGILANIYOR?

Ne yazık ki, çevrecilik uzun süre elit kesimin uğraş alanı olarak benimsendi. Toplumun diğer kesimlerinin günlük sorunları içerisinde lüks kabul edilen bir yere konumlandı. Henüz sanayileşme sürecini tamamlayamamış ülkelerdeki tesis sahipleri, çevreyi gözetmenin maliyetlerini üstlenmek bir yana, gelişmiş ülkelerin kirlettiği dünyayı biraz da biz kirletelim gibi sözde haklı direnişlerde bulundular. Küresel ısınma teması ve olası sonuçları bilim kurgu duyarsızlığında ele alındı. Kyoto Anlaşması da, sanki aynı dünyada, aynı havayı solumuyormuşuz da kısa dönemli ülke çıkarlarına çevre bir süre daha feda edilebilirmiş  gibi aymazlıklar nedeniyle çok uzun süre askıda kaldı. Doğal olarak da hem kurumlarda, hem bireylerde etkili sonuçlar doğuracak bir çevre bilinci oluşturulamadı. Söz konusu süreç 2007 yılına kadar çevrecilik lehine kazanılmış küçük ama yetersiz çabalarla devam etti.

Buzulların çözülmesini, yeşil alanların çölleşmesini  sıradan belgesel filmler gibi izleyenler, mevsimlerin değişmesini, iklim değişikliklerini, barajların kurumasını, toprak erozyonunu, selleri, yeni nesil hastalıkları, susuzluğu  günlük yaşamlarında yanıbaşlarında bulunca çevrecilik algısı süratli ve radikal bir değişime uğradı. Bireylerin çevrecilik bilincinde yaşanan olumlu değişim tüketici baskısını da beraberinde getirdi. Kyoto Anlaşması için nazlananlar kalmadı, akıl dışı argümanlar yerini rasyonel taleplere bıraktı. Kurumlar için çevrecilik geri dönüşü sorgulanan bir yatırım maliyeti olmaktan çıktı, olmazsa olmaz piyasa talebi haline dönüştü. 2007’den itibaren hemen her kurumun ben daha çevreciyim demesi arkasındaki zorlayıcı güç tüketicinin oluşturduğu piyasa baskısıdır. Türkiye’de de hemen her firmanın en azından işlemlerini elektronik ortama taşıyarak çevreci olma pastasından pay almaya çalıştığını, önde gelen bir çok kuruluşun ise sosyal etkinlik bütçelerinin tamamını ya da aslan payını çevre faaliyetlerine ayırdığını kolaylıkla tespit edebilirsiniz.

Görünen gelişme çevreciliğin elit kesimden toplumun tüm kesimlerine geçmesi ve bireyin çevre bilincinin yükselmesi sonucu elde edilmiştir. Bugün “çevrecilik”  ülke ayırmaksının  bireylerin zihinlerinde, üzerine düşenleri çok iyi bilmemekle beraber,  geleceği için kaygılandığı, titizlendiği ortak bir algı düzeyine ulaşmıştır.