Dr. Reşat Sinanoğlu

Dr. Reşat SinanoğluDr. Reşat Sinanoğlu - Yönetim Danışmanı

01 Aralık 2004

ŞİRKET YÖNETMEK

Şirketlerde yönetim paylaşılır. Organizasyonlar, rol dağılımlarını ve yetki alanlarını belirleyen esnek yapılanmalardır. Hedefler, organizasyonlar, yöntemler birbirlerine bağlı olarak sürekli değişirler. En önemli değişim ise zihinlerde yaşanır. Kurum içi eğitimler, bilgilerin güncellenmesine, yeni yaklaşımların öğrenilmesine, çalışanların kendilerini geliştirmesine kısaca, şirket olarak adlandırdığımız canlı organizmanın yenilenmesine yardımcı olur. Şirket yönetiminde “yenilenmek” anahtardır. Yenilenmenin başarı ölçüsü ise daha “verimli” olmaktır.

Şirketlerin sürekli daha verimli olma yönünde yenilenme yetenekleri, hangi rekabet ortamlarında oldukları ile doğrudan ilişkilidir. Rekabet, daha verimli olma gereğini doğurur. Mevcut yapıları, zihinleri,  yetenek sınırlarını ve hedefleri zorlar. Hedefler, şirketlerin motorlarıdır. Yüksek hedefler, daha kaliteli yapılanmaları ve daha verimli sonuçları beraberinde getirir.

01 Aralık 2004

AVRUPALI GİBİ OLMAKTAN AVRUPALI OLMAYA GEÇİŞ

17 Aralık 2004 ülkemiz için tarihi bir dönemeç olmuştur. Avrupa Birliği, 06 Ekim 2004 İlerleme Raporu uyarınca, 03 Ekim 2005’i Türkiye’ye müzakere tarihi olarak vermiştir. Türkiye, ucu açık ama tam üyelik hedefli müzakere sürecine 2005 yılının ikinci yarısında başlayacaktır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin, 100 km olarak varsayacağamız batıyla bütünleşme projesinin 80 km’sini, ilk 10 yılda Ulu Önder Atatürk tamamlamıştır. Ne yazık ki, diğer liderler zaman zaman durarak, hatta geriye giderek, Ulu Önder’den aldıkları bayrakla kalan 20 km’yi 70 yıldır koşmaya devam etmektedirler. Söylendiği gibi, başta TBMM’sinin, muhalefetin, devlet kurumlarının, STK’ların ve en önemlisi Türk İnsanının katkılarıyla AKP hükümeti, önemli bir mesafeyi son iki yılda koşmuştur.

01 Ekim 2004

YARATICILIK ve İLETİŞİM

Üniversitelerde, yurt içinde ya da dışında bulunduğum konferanslarda ortak bir gözlemim oldu. İletişim öğrencilerinin hemen tamamı yaratıcı olmanın peşindeler. Ancak, Türkiye’deki öğrencilerin hemen tamamı ise yaratıcı olmanın ekonomik değerinin farkında değiller.

Anglo-sakson  eğitim veren (ABD, İngiltere gibi) ülkelerde tanınmış Business School’larda; seminer, work-shop ve prezantasyonlarla dersler desteklenmektedir. Öğrenciler; uluslaraşırı (transnational) sektör liderlerinin marka ve kurum kimliklerinin arkasındaki felsefelerini, davranış kalıplarını, yeni ürün geliştirme, rekabet üstünlüğü ve fiyatlandırma politikalarını, iletişim stratejilerini ve bütünleşik pazarlama modellerini kaynağından dinleyebilmekle ve doğrudan bilgilenmektedirler. Bu sayede yaratıcılığın ne olması gerektiğini ve ekonomik değere dönüşme zorunluluğunu daha iyi kavrayabilmektedirler.

01 Eylül 2004

AĞAM GEL İMAJINI PARLATALIM

Bir logo yapalım namın yürüsün. Çek bir marka moderen olsun. İtina ile üç günde marka yaratılır. Yanlış okumadınız, yakında marka tezgahlarda satılacak. Bulduğunu zannedenler de alacaklar. Hele bir de guru cinsinden çığırtkan buldunuz mu: Bir marka alana bir adet de bedava.

Türkiye’de bir şeyin eksikliği görülmesin. Herkes uzmanı kesilir. Bu işte para da varsa yandınız! Uzmanları atlı polisle kovalasanız ardı arkası kesilmez. Şimdiler de ülkemizde en çok marka uzmanı var. Markası olmayan ülkenin marka uzmanları. Meğer kelin melhemi varmış da başkalarına sürmek için saklarmış.

Böyle bir ortamın guruları da olmazsa olmaz. Yurt dışından gelen guruların haddi hesabı yok. Çoğunu ülkelerinde tanıyan yok. Buradaki adları: Guru. Pazarlama Gurusu, Halkla İlişkiler Gurusu, Yönetim Gurusu, Marka Gurusu, Guruların Gurusu, En Guru, Az Guru, Çok Guru,  gırla. Çocuklara büyüyünce ne olacaksın diye sorduğunuzda cevap: Guru. Dünyanın tek Guru yetiştiren okulunu da biz kurduk (!)

01 Eylül 2004

TÜKETİMİ KISITLAMAK (!)

Türkiye, üretim odaklı piyasa geçmişi olan ve ne üretirse onu satmaya alışmış bir özel sektöre sahiptir. 1980 yılından sonra sınırları ticarete açılan ülkemizde, yukarıda sözünü ettiğim alışkanlıklarını devam ettirmek isteyenler engellediği için piyasa ekonomisi ve kültürü gelişememiştir. Dönüşümün gerektirdiği yeniden yapılanmaya, aynı kültüre sahip ve gücünü devlet oligarşisinden alan siyasiler de, bürokratlar da çok gönüllü olmamışlardır.

Piyasa ekonomisi; üreticilerin egemenliklerini tüketicilere devrettikleri ve devletin üretici egemenliğinin oluşmasında ve korunmasında paydaş olma olanağının bulunmadığı bir düzendir. Bu düzende egemenlik tüketicinindir. Tüketici en iyi ürün ve hizmeti talep etme hakkına sahiptir. Günümüzde tüketicilerin dünya ölçeğinde sahip oldukları seçme haklarını şu veya bu şekilde kısıtlamak, düşük rekabet düzeyinde yaşam standartlarını da düşürmek demektir. Bu nedenle, günümüzün sihirli sözü sadece “üretmek” değil, “dünya ölçeğinde tüketilebilecek olanı üretmek”tir. Yabancı ürün ve hizmetlerin, ÖTV’lerle, yüksek KDV’lerle, fonlarla tüketiminin caydırıldığı değil, aksine kısıtlanmadığı bir pazarda rekabet üstünlüğü sağlayacak ürün ve hizmetleri üretmek demektir.