Dr. Reşat Sinanoğlu

Dr. Reşat SinanoğluDr. Reşat Sinanoğlu - Yönetim Danışmanı

21 Ekim 2020

YEREL PARA BİRİMLERİ

Yerel para birimleri; ülkelerin Merkez Bankalarının çoğaltma (para basma) yetkisi olduğu resmi para birimleridir. Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankasının çoğaltma (para basma) yetkisi olduğu Türk Lirası gibi.

Rezerv para birimleri; Merkez Bankalarının küresel ticareti sürdürmek için bulundurmak (rezerv etmek) zorunda oldukları paralardır.

Küresel dolaşımda en yaygın rezerv para birimleri; Amerikan Doları (yaklaşık %60), Euro (yaklaşık %27), İngiliz Sterlini, Japon Yeni ve İsviçre Frangıdır.

Rezerv para birimlerini diğerlerinden ayıran özellik; küresel ticaretin hâkim para birimleri olarak, ülkelerin rezerv etmeye (saklamaya) ihtiyaç duydukları ağırlıklı bir öneme sahip olmalarıdır.

Rezerv para birimlerini çoğaltma yetkisi olan ülkeleri diğerlerinden ayıran özellik; küresel ölçekte her ülke vatandaşının erişmek isteyecekleri üstün standartlardaki ürün ve hizmetlerin marka değerlerine sahip olmaları ve bu sayede küresel ticarette baskın (majör) rol oynamalarıdır.

Küresel ölçekte satın alma yeteneği olmayan yerel para birimlerini, sahibi olmayan ülkeler ellerinde tutmak için bir neden görmezler.

Yerel para biriminin değeri (kurlar), başka bir ülkenin para birimi cinsinden karşılığı olarak tanımlanır ve genel olarak rezerv para birimleri ile kıyaslanarak takip edilir. Para birimlerinin serbest piyasa koşullarında el değiştirdiği ortamlarda oluşan “arz ve talep” değerlemede belirleyici olur.

Etkisi Marjinal olan Spekülatif hareketleri konumuz dışında tutarsak, döviz arz ve talepleri ülkelerin ekonomi politikalarına ve küresel ticarette taşıdıkları risklere bağlı olarak değişir. Döviz cinsinin dış ticarette hâkim para birimi olması, tasarruf aracı olarak yatırım değeri taşıması ve güvenli liman olarak algılanması başlıca etkili unsurlardır.

Ülkelerdeki politik ve ekonomik istikrar, yerli ve yabancı yatırımcıların güvenecekleri başat Kriterdir.  Yabancı fonların tercihi her zaman risklerin ve belirsizliklerin düşük, kurumsal yetkinlik kapasitelerinin yüksek olduğu ülkelerden yanadır. Söz konusu ülkelere, yabancı para girişleri artar ve ülkelerin yerel para birimleri dövize karşı değer kazanır.

Kısaca, para önemli bir ölçüm aracıdır ve yerel para biriminin değeri “iyi ekonominin ve iyi yönetimin” göstergesidir.

Değersiz para biriminin, ülkenin rekabet gücünü artıracağı iddiaları ise küresel markalara fason üretim yapan ülkelerin sarıldığı temelsiz bir yanılgıdır.

Marka sahipleri, talep coğrafyalarını sınır ötesine genişlettiklerinde üründen soyut değer ürettiklerini fark etmişler ve stratejilerini değer üretmeyi (yeni tasarımlar, yeni teknolojiler) geliştirmek, ürün üretmeyi ise değer üretemeyen ülkelere bırakmak üzerine inşa etmişlerdir.

Giderek,  değer üretmeye daha fazla kaynak aktararak arayı açmışlar, son (nihai ürün) fiyatlandırma avantajıyla elde ettikleri katma değeri yükseltmişler ve ürün üretmenin yüklediği fiziksel yatırım maliyetlerini de düşürmüşlerdir.

Marka sahipleri, sipariş almak için yarışan fason üreticiler arasında rekabet ortamı oluşturarak, hem satın alma maliyetlerini düşürmüşler, hem de yeni tasarımlarla fason üreticilerin yeni teknoloji gereksinimlerini canlı tutmuşlardır.

Doğrudan amaçları; neyin, nasıl üretileceğini öğrettikleri fason üretici sayılarını çoğaltarak üretici bağımlılıklarını azaltmak ve üstün kaliteyi sürekli daha ucuza elde etmektir.

Dolaylı amaçları ise; fason üreticilerin kaynak yaratma fırsatlarını daraltmak ve marka sahiplerine muhtaç bırakmaktır.

Fason üretim, küresel ticarette gelişmiş ülke orijinli Global Marka sahipleri ile gelişen ülke üreticileri arasında gerçekleştirilen ve her iki taraf için de kazanç yaratan bir uzlaşmadır. Uzlaşmanın terazisinde daha çok kazanan taraf; marka sahipleri, daha az kazanan taraf; fason üreticilerdir.

Rekabet unsuru olarak ileri sürülen değersiz para politikasıyla rahatsız edilen rakiplerin kolaylıkla yerel para birimlerini devalüe etmeleriyle aşağı yönlü bir döngünün tuzağına düşen fasoncu ülkeler, ihracatla hayal ettikleri zenginleşmeyi sağlamak bir yana sürdürmek için kamu kaynaklarını kullanmak zorunda kalmışlardır.

Bu nedenle, fason üretim gelişen ülkeler için kalıcı olmak yerine, nihai ürünleri üretebilecek aşamaya geçmek için yararlanılacak eğitim süreçlerinden biri olarak görülmektedir.

Fason ihracat, küresel ticaret serüvenine amatör ligden başlamak demektir. Sonraki politikalar hangi ligde yer almak istendiğiyle ilgilidir. Küresel markalara sahip olmak iddiası birinci lig projesidir.

Ancak, küresel markalara sahip olmak için gereken “yeni ürün geliştirme ve yüksek fiyatlandırma” kredilerini tüketicilerin zihinlerinde açmak, üretimden bağımsız uzun ve nitelikli bir çaba gerektirmektedir.

Öncelikle, iç pazarın serbest piyasa ortamında Global Markalarla rekabet etmeyi öğrenen yerel markaların küreselleşme iddiaları güçlendirilmeli ve toplumun yaşam standartlarını çağdaşlaştıran sosyoekonomik yatırımlarla ülkelerin marka kaldıraçları eşanlı yükseltilmelidir.

Kısaca, küresel ticarette daha çok kazanan tarafta olmak için gelişmiş ve iyi yönetilen bir ekonomiye sahip olmak gerekir ve değersiz para birimi ile iyi ekonomi yan yana durmaz.

Covid-19 döneminde, gelişmiş ülkeler küresel ekonomiyi işler halde tutmak için 2008 Global Finans Krizinde olduğu gibi yöntemin gelir dağılımına yönelik olası risklerini göz ardı ederek parasal genişlemeye (QE) başvurmuşlardır.

Beklendiği gibi yatırımcılara güven veren gelişen ülkelere yabancı para girişleri artmış ve söz konusu gelişen ülke ekonomilerinin iç pazara yönelik parasal genişleme desteklerinin, yerel para değerleri üzerindeki baskısı sınırlı kalabilmiştir.

Yeterince dolaylı yatırım alamayan ve/veya yabancı para çıkışı olan ülkeler ise kaçınılmaz olarak uygulanan Covid-19 dönemi politikaların yerel para değerleri üzerindeki baskısını güçlü hissetmişlerdir.

Diğer yandan, beklendiği gibi küresel ölçekte Covid-19 etkisinde değişen tüketim alışkanlıklarına uyum sağlayan şirketlerin piyasa değerleri aşırı yükselmiş ve var olan sorunlu gelir dağılımı açmazı büyümüştür. Başka bir deyişle, reel ekonomiler küçülürken finansal varlıklar büyümeye devam etmiştir.

Covid-19, dünya ekonomisinin en güçlü belirleyicisi olmaya devam ediyor. Ekonomilerin açılmasıyla artan vakalar ve aşı zamanlamalarına ait olumlu ya da olumsuz veriler yatırımcıların risk algısını besliyor ve güvenli limanlar tercih edildiğinde, ülkelerin CDS (Kredi Temerrüt Takası) sigorta risk primi göstergeleri yukarı yönlü etkilenerek gelişen ülkeler için kaynak yaratma alanları daralıyor ve borçlanma maliyetleri yükseliyor.

İktisatçı olmanın kamu sorumluluğu olması gerektiğine inananlardan ve kamu sorumluluğunun göstergesinin de iktisat ilminden ayrılmamak olduğunu düşünenlerdenim.

Ekim 2011’de Ümit Erol ile birlikte yazdığımız “21. Yüzyıl Kapitalizmi; Global Finans Krizinin Kuramsal Ekonomi ve İşletme Yönetimi Açısından Yapısal Analizi”(*) isimli kitabımızda “Kuramlar Yeterli mi? Global Finans Krizi Neden Öngörülemedi? Neden Tanımlanamıyor? Neden Tekrarlanacak” sorularının cevaplarını aradığımızda; özellikle egemen iktisadi görüşün (Neo-Klasik Kuram) matematik alt yapısının, krize giden süreçte yetersiz kaldığını görünen ipuçlarıyla açıklamaya çalışarak, bilimsel platformda daha derin tartışılma gereğini paylaşmıştık.

Yerel para birimleri penceresinden bakıldığında dahi ortaya çıkan etkileşimli konulara ait sayısız ekonomik parametrelerle ilgili açıklamalara ve bütüne yönelik yeniden tanımlamalara ihtiyaç olduğunu görebiliyoruz.

2008 Global Finans Krizinden yaklaşık 10 yıl sonra Covid-19 un da etkisiyle dünya tahmin edilenden daha karmaşık bir ortamda yolunu ararken, ekonomi bilimi halen bazı yazarların (iktisatçı ya da değil) temelsiz yaklaşımlarıyla hak etmediği bir kolaycılığa maruz kalmaya devam etmektedir.

Disiplinli bir çalışmanın ürünü olmayan görüşler ve öneriler, beşeri sermayesi güçlü gelişmiş ülkelerde kolay elenirken ne yazık ki, gelişen ülkelerde zemin bulabilmekte ve var olan sorunların maliyetlerini büyütmektedir.

___________________________________________________________
(*) Erol Ü., Sinanoğlu R. “21.Yüzyıl Kapitalizmi; Global Finans Krizinin Kuramsal Ekonomi ve İşletme Yönetimi Açısından Yapısal Analizi” Beta Yayıncılık, İstanbul, Ekim 2011