Dr. Reşat Sinanoğlu

Dr. Reşat SinanoğluDr. Reşat Sinanoğlu - Yönetim Danışmanı

28 Mart 2020

COVID-19’UN EKONOMİYE ETKİSİ

COVID-19’ un ekonomiye etkisini analiz etmek,  çıkarımları açısından yanılma payı yüksek ve değişken bir varsayımın peşinde olmak demektir.

Yönetim bilimci olarak, çözüm üretmeden önce sorunun tanımlanması gerektiğini anlatırız ki sorunun nedenleri ile kendisi karışmasın.

Sorunu tanımlama sürecine başlamadan önce, büyük resmi tasvir etmek ve dar çevre etkilerini anlamaya çalışmak ön şarttır.

Bu vakada öncelikle, sağlık sektörünün COVID-19’a ait uzmanlık alanımız dışında kalan ama alanımızı doğrudan etkileyen çözüm üretme süreçlerini, yetkinliklerini, kapasitelerini ve ihtiyaçlarını doğru anlamamız ve değerlendirmemiz gerekir.

Bu sayede, içinde insanın yer aldığı sosyal bir sorunla ilgilenen iki ayrı bilim dalında (tıp ve ekonomi) aynı amaca yönelik farklı ödevler için örgütlenme ihtiyaçları ve diğer disiplinlerin de işbirliği gerekleri belirlenebilecektir.

Yazılı ve görsel basından ve makalelerden elde edilen verilere göre COVID-19; benzersiz bir yayılım yeteneğine sahip ve doğrudan hedeflenerek üretilmiş aşısı veya ilacı olmayan “yeni tip, kolayca yayılan ve bulaşan” tehlikeli bir virüstür.

DSÖ (Dünya Sağlık Örgütü)’nün, etkisini bir bölge ya da kıtadan çok fazlasına yayan bir salgın anlamına gelen “Pandemic” ilanıyla, COVID-19; öldürücü etki yaratabilen Küresel bir bulaşıcı hastalık olarak da tescillenmiştir.

Bundan böyle, 1943 yılında Abraham MASLOW tarafından ortaya atılmış en güçlü insan psikolojisi teorisinde yer alan 5 hiyerarşik kategorinin birincisi “temel yaşamsal ihtiyaçlar” küresel ölçekte tehdit altındadır. Bu demektir ki hiyerarşinin diğer kategorileri zaten ateş altındadır.

Kısaca, insanların fizyolojik ihtiyaçlar (canlı kalma) önceliğiyle başlayan yaşamsal taleplerinin karşılanmasında, küresel medeniyet seviyesi zamana karşı sınav verecektir.

Tıbbi açıdan: “Sorun: küresel ölçekte insanın fiziksel yaşamı istisnasız tehdit altındadır; Sorunun Nedeni: Hastalığı tanımlayacak, yayılmasını önleyecek ve tedavi edecek araçlar (aşı, ilaç, tanı kitleri, solunum destek ürünleri ve sıhhi donanım) nicelik ve nitelik açısından yeterli değildir; Sorunun Kaynağı: COVID-19 salgınıdır.

Tıbbi Çözüm:  Tanımlama (Semptomlarını, hastalık süreçlerini, yayılma ve bulaşma yeteneklerini ve koşullarını belirlemek) ve Yöntem Geliştirme (Yayılma ve bulaşmayı önleyici tedbirler almak, hasta tanısını koymak, tedavi etmek ve eşanlı ilaç ve aşı geliştirmek).

Süreklilik arz eden tanımlama safhasında elde edilecek yeni bulguların geri bildirimleri ile yöntem geliştirme aşaması iyileştirilmeye ve yenileştirilmeye devam edecektir.

İlk bulgularda; COVID-19’un bağışıklığı kuvvetli olanlarda öldürücü olmaması, birçok durumda hissedilmeden ya da hafif Semptomlarla atlatılabilmesi ama herkes tarafından da taşınılabildiğinin anlaşılması, geliştirilecek yöntemin kodlarının oluşturulmasına yardımcı olmuştur.

COVID-19’un Agresif yayılma yeteneği toplumun İzolasyon gereğini beraberinde getirince, yaratacağı ekonomik sorunun tanımı, boyutu ve geliştirilecek yöntemin nitelikleri de eş zamanlı belirginleşmeye başlamıştır.

İhtiyaçlar ile erişilebilir “ekonomik kapasite” dikkate alındığında ortaya çıkan “zaman” faktörünün hayati olduğu bilinci küresel uzlaşma zeminini oluşturmuş ve yöntemi sürekli etkileyecek geri bildirim unsuru olarak gündemde yerini almıştır.

Ekonomik açıdan: Sorun: Küresel ölçekte insanın ekonomik yaşamı istisnasız tehdit altındadır; Sorunun Nedeni: Gelir yaratma ve ihtiyaç karşılama olanakları büyük ölçüde ortadan kalkmış veya sürdürülebilir değildir; Sorunun Kaynağı: Üretim ve Tüketim büyük ölçüde durmuş veya duracaktır.

Ekonomik Çözüm: Tıbbi Çözüme ulaştıracak süreçleri fonlamak ve eşanlı izole edilmiş kesim başta olmak üzere ekonomik yaşamı tehdit altında olan tüm bireylere normalleşme sağlanana kadar doğrudan kaynak aktarmaktır.

Kolayca görülebileceği gibi söz konusu ekonomik çözümün (uzun süreler) sürdürülebilirliği yoktur. Bu nedenle, düzeltme ve iyileştirmeler ile her ülke kaynak yaratma kapasitesiyle uyumlu “Optimal” seçeneğini bulmak zorunda kalacaktır.

İşletmelerin çıkar ortaklarının tamamı (Hissedarlar, Çalışanlar, İş Ortakları, Kreditörler, Devlet ve Sosyal Çevre) süresi belirsiz farklı ekonomik zorluklar yaşayacaklardır.

Tüketiciler yaşamsal bir sorunla mücadele ederken temel ihtiyaçları dışında kalanlara ilgisiz kalacak ve sayısız sektörde şirketlerin kapatılması, işten çıkarmalar, aşırı hisse düşüşleri, kredi ve borç ödeme zorlukları çarpan etkisiyle büyüyecek ve giderek iş yaşamı tutsak edilecektir.

Bu nedenle, ekonomiyi adeta felç eden İzolasyonların kalkacağı sürenin olabildiğince kısaltılması her ülkenin peşinde olacağı küresel bir hedeftir. İzolasyonlar da aslında söz konusu süreyi kısaltacak ve ortadan kaldıracak çabaların kalitesini ve verimliliğini artırmak için yapılmaktadır.

Zaman ile yarışmanın küresel bir hedef olmasının başlıca nedeni, süre uzadıkça yaygınlaşacak İzolasyonların büyüteceği ekonomik sorunların, COVID-19’dan daha büyük zararlara neden olma potansiyeline sahip olmasıdır.

Küreselleşmenin daha iyi bir dünya yaratamadığı gerçeğine karşın, bu vakada küresel dayanışma iyi bir sınav verirse, doğru dersler çıkarılabilirse, son yıllarda parlatılan ben merkezli yaklaşımlardan uzaklaşılır ve aynı gemide olduğumuz gerçeği ile süregelen anlaşmazlıkların önüne geçilebilirse COVID-19 sonrası öncesinden daha iyi olabilir.

Güçlü ekonomilere ve bilimsel ARGE alt yapılarına sahip ülkelerin paylaşımcı liderliklerine ihtiyaç duyulacak bir süreç yaşanacağı da ayrı bir gerçekliktir.

Zamanla yarışırken, fiziksel ve ekonomik yaşamı tehdit altında olan her bireyin ihtiyaçlarının karşılanması için kamu kaynaklarının seferber edilmesi beklenendir ve her ülkenin refleksi de böyle olmuştur.

Parasal genişleme (gevşeme), faiz indiriminde gidecek yer kalmadığı zamanlarda Merkez Bankalarının özel bankaların Portföylerinde yer alan finansal varlıkları (başlıca tahvilleri) satın alarak dolaşımdaki para miktarını artırmayı hedeflemek için başvurduğu politikalardan biridir. Amaç, bankaların likidite hacmini artırmak ve daha uygun faizlerle kredi vermelerini sağlayarak reel ekonomiyi canlandırmaktır.

Ancak, bugün yaşanan durum farklıdır ve bankalar aracılığıyla reel piyasaların canlandırılması öncelik değildir. Hemen tüm alacakların ve borçların ertelendiği, iş yapma ya da çalışma olanağının kalmadığı bir ortamda, herhangi bir kurumun ya da bireyin beklentisi, daha elverişli bir kredi değildir.

Diğer yandan, söz konusu destekler, normalleşme sonrasında çok değerli olacağı için mevcut dönemde bankaların kaynaklarının korunmasına özen gösterilmesi de ayrıca önemlidir.

İzolasyon koşullarında toplumun beklentisi, geri ödeme kaygısı yaşamayacağı nakit destektir. Söz konusu tanıma uygun özel bir teminat sigortası piyasada olmadığı için tek başvuru kaynağı Devlet olacaktır. Devletler doğrudan bireylere yapacakları nakit ödemelerle, ücretsiz izin veren işverenlere de dolaylı destek vermiş olacaklardır.

Ülkeler, çözüm üretme yaklaşımları ve kaynak yaratma kapasiteleriyle uyumlu olarak sahip oldukları ihtiyat fonlarını kullanarak ve/veya yeni fonlar yaratarak ya da borçlanarak bu ihtiyaca cevap vermektedirler.

Ancak, dünyanın vergi temelli bir ekonomi üzerinde varlığını sürdürdüğünü unutmamalıyız. Dolayısıyla, kamu kaynakları sınırsız olmadığı için fatura dönem sonrasında her durumda milletin önüne gelecektir. Bugün için önemli olan, yaşanan olağanüstü dönemi en az kayıpla atlatmaktır.

Parasal ekonomide, karşılıksız para basmak çare olmayacağı için iktisatçıların ajandalarında yer almaz. Buna karşın, daha büyük bir bedeli önlemek için başvurulduğu zamanlar olduğu ve piyasalar normalleştiğinde süratle geri çekilmesi gerektiği de bilinir. Böyle durumların var olduğu kararı ve yönetimi Merkez Bankalarına aittir.

Kısaca, ülkelerin Merkez Bankalarına verilmiş olan yetkiyle kendi paralarını basmalarının önünde bir engel yoktur. Ancak, bir nedenle karşılıksız basılan para doğru sürede piyasadan geri çekilmezse, enflasyon artışı kaçınılmazdır.

Zamana karşı yarışılan ve her gün yeniden tanımlanması gereken değişken bir sürecin hatasız yönetilmesini beklemek gerçekçi olmaz. Kaldı ki normal zamanlarda dahi mutabık kalınan her doğru, en iyi ihtimalle ikinci doğrudur. Hata her zaman olacaktır, önemli olan sonrasında ne yapıldığıdır.

Ekonomik maliyeti çok yüksek olan İzolasyonların giderek yaygınlaşacağının anlaşılmasıyla, tıbbi çözüm aşamalarını hızlandırmak için vakaya özgün protokollerle Pragmatik yollara başvurulduğu da gözlenmektedir

Ortak dileğimiz başarılı olunması ve sürecin olabilecek en kısa sürede ve en az kayıpla tamamlanarak, çok değerli olduğunu anladığımız yaşam koşullarına geri dönmemizdir.

Dönem, dayanışma, fedakarlık ve kontrol alanlarında herkesin kurallara uyma dönemidir.