Dr. Reşat Sinanoğlu

Dr. Reşat SinanoğluDr. Reşat Sinanoğlu - Yönetim Danışmanı

05 Ocak 2020

BEŞERİ SERMAYE

Beşeri sermaye kavramından, Gary Becker 1950’lerde teorisini geliştirene ve aynı isimde çok satan bir kitap yazana kadar kimsenin haberi yoktu(1). Becker, insanların okul ve mesleki eğitimlerine yapılan yatırımların nasıl geri döndüğünü ele almaya karar verdi. Beşeri sermaye “bir insanın yaşamına katkı sağlayan bildiği her şeyin toplamı” olarak Literatüre girdi.

Daha iyi bir eğitim ve daha yüksek beceriler kazandırmak için insanın bilgisine yapılan yatırımın maddi sermaye gibi bir varlık olduğu ilk kez kabul görmüş oldu. Maddi sermaye yaratmak için beşeri sermayenin temel kaynak olduğu anlayışı da daha sonra geliştirildi.

1969 yılında ilk defa J. K. Galbraith tarafından dile getirilen entelektüel sermaye kavramı, Thomas A. Stewart’ın 1991 yılında yazdığı “beyin gücü” isimli makalesinde “işletmeye piyasada rekabet avantajı sağlayan, iş görenlerin bildiği her şeyin toplamı” olarak tanımlanmıştır.  Bir diğer genel tanım ise 1996’da Annie Brooking tarafından yapılmıştır. Brooking’ e göre “entelektüel sermaye, işletmenin faaliyetini sürdürmesini sağlayan maddi olmayan varlıkların tümüdür”.

Yine Steward 1997 yılında yayınlanan “Entelektüel Sermaye: Örgütlerin Yeni Zenginliği” isimli kitabında, entelektüel sermayeyi “zenginlik yaratmak üzere kullanıma sokulabilen entelektüel varlıklar” olarak en genel şekilde tanımlamakta ve örgütün süreçlerini, teknolojilerini, patentlerini, çalışanların becerileri ile müşteriler, tedarikçiler ve diğer ilişkili taraflar hakkındaki bilgileri içerdiğini belirtmektedir.

Konunun diğer önderlerinden Leif Edvinsson ise entelektüel sermayeyi “değere dönüştürülebilen bilgi” olarak tanımlamaktadır. Edvinsson, işletmelerin insan (beşeri) sermayesi ve örgüt sermayesi olmak üzere iki temel görünmeyen varlığı olduğunu ve entelektüel sermayenin her ikisinin toplamını ifade ettiğini belirtmiştir. Kavram olarak 1960’lı yıllarda incelenmeye başlanan entelektüel sermaye, 1990’lı yıllarda önem kazanmaya başlamıştır.

İsviçreli düşünür Karl-Erik Sveiby, entelektüel sermayeye insan sermayesi temelinden yaklaşmış ve şirket değerlemesi yaparken, çalışanların yeteneklerinin ve birikimlerinin (know-how)  etkili olduğunu ortaya çıkararak konuya farklı bir boyut kazandırmış ve fiziksel olmayan varlıklara uygun muhasebe metotları geliştirmeye öncülük etmiştir. Sveiby, 1989’da yaptığı tüm çalışmaları “Görünmeyen Bilanço” kitabında toplamış ve entelektüel sermayenin ölçülmesi açısından yıllık raporlarda yer alan ilk standart uygulamanın teorisini geliştirmiştir.

Ancak, “Performans= Fiziksel Varlıklar + Finansal Varlıklar + Fiziksel Olmayan Varlıklar” denkleminin gerçekliğine karşın, bilinen muhasebe modelleri “fiziksel ve finansal varlıklarla” ilgili bilgileri sunmak için geliştirilmiş sistemlerdir. Entelektüel sermayeye konu olan “fiziksel olmayan varlıkların” nasıl ölçümleneceği ise henüz standarda kavuşturulabilmiş değildir. Başka bir deyişle, geleneksel rasyolar fiziksel olmayan varlıkları kapsamadığı için işletmelerin gerçek performansları hakkında bilgi vermekten uzaktırlar.

Ne var ki, entelektüel sermayenin değeri ile ilgili bu belirsizlik finansal sermayenin oyun sahası için bulunmaz bir fırsat yaratmıştır. Gerçekliğine itiraz edilemeyecek bir varlık olan “entelektüel sermaye” şirket değerlemelerinde(2) “şirketin geleceği yaratma gücü olarak” kabul edilmiş ve işletmeler maddi defter değerlerinin çok üzerinde fiyatlanabilmiştir.

1978 yılında Margaret Blair’in Brooking Enstitüsünün veri tabanında yer alan tüm firmalar için yaptığı araştırmada şirket değerlerinin %80’nini fiziksel varlıklar oluştururken, 1998’de bu oranın %30’a kadar düştüğü gözlenmiştir.

Yeni ekonomide işletmeler piyasada defter değerlerinin çok üzerinde değerlenmektedirler. 1998 Fortune 500 listesinin ilk sırasında yer alan Microsoft’un 492,4 Milyar ABD doları olan piyasa değeri ile 45 Milyar ABD doları olan defter değeri arasındaki fark %90’lar civarındadır. Microsoft’un maddi varlıkları ile açıklanamayan değerinin kaynağı entelektüel sermayesidir(3).

1998’de Microsoft’un yaklaşık 10 çarpan ile hesaplanan piyasa değeri, 2018 yılında yaklaşık 17 çarpan ile 753 Milyar ABD Dolarına (2018 EBITDA: 45.319 Milyar ABD Doları) yükselmiştir. Görüleceği gibi maddi defter değerinde 10 yıl sonra herhangi bir artış yoktur ama piyasa değeri yükselmiştir.

2019 yılında 1 Trilyon ABD Doları piyasa değerini yakalayan Microsoft ile benzer seviyelere ulaşan Amazon, Apple gibi birçok küresel teknoloji şirketi için aynı tespitler kolayca yapabilir.

Finansal sermayenin oyun sahasında, geleneksel metotlarla ölçülemeyen entelektüel sermayenin kaldıraç etkisi, şirketlerin piyasa (hisse) değerlerinin başlıca belirleyicisi olmuştur. Spekülatörler için bulunmaz bir nimet olan bu durum için bir şirketin kâr’ ı veya defter değeri ile piyasa değeri arasında “nasıl bu kadar büyük fark” olabiliyor diye sorulduğunda, şirketin entelektüel sermayesi yüksek fiyatlandırılmış denilerek, hisse senedi piyasalarında oluşan balonlara adeta teorik destek sağlanmaktadır.

Bilgi çağında, değişen ekonomik çevrenin etkisiyle, işletmelerin maddi olmayan varlıkları giderek maddi varlıklarından daha fazla önem kazanmaya başlamıştır. 21.Yüzyılda işletmelerin piyasa değerleri, sahip oldukları entelektüel sermayenin yaratacağı kaldıraç etkisine bağlıdır. İşletmelerin yarattığı ve yaratabileceği piyasa değerlerinin arkasında yer alan entelektüel sermaye en akılcı yatırım alanıdır.

20.Yüzyılın son çeyreğine kadar, işletmelerin üzerinde bulundukları arazilerden daha az değerli oldukları günler geride kalmıştır.

Ekonomide bir şey değişince, genellikle her şey değişir ve hemen her alanda öngörülmeyen sonuçlar ortaya çıkar. Bu nedenle, ekonomide hiçbir değişim sadece kötü ya da iyi sonuçlar yaratmaz. Bu nedenle, elde edilen sonuçlara ait süreçler her zaman düzeltilmeye, iyileştirilmeye ve yenileştirilmeye muhtaçtır.

Piyasa değerlerinde yaşanılan entelektüel sermaye odaklı fiyatlandırmalar, yarattığı yüksek kazanç olanakları nedeniyle, küresel ölçekte dolaşan finansal sermayeyi onlarca kat büyütmüş ve reel sermayeye dönüşebildiği ölçüde şirketlerin fiziksel ve finansal varlıklarının büyümesine de katkı sağlamış ve şirket ortaklıkları ile satın almaları teşvik etmek yanında yeni girişimlerin de finansmanını özendirmiştir.

Ne var ki, eş zamanlı olarak varlık değerlerini aşırı büyüterek, ekonomik kriz riskini artıran balonların da oluşmasına neden olmuştur. Küresel ölçekte aşırı kazanç peşinde koşan finansal sermayenin kaldıraçlı yatırımları, gelir dağılımını daha fazla bozmuş ve olumsuz sosyal sonuçların da dolaylı nedenlerinden biri olmuştur.

Günümüzün zorlu küresel rekabet koşullarında tutunmak ve kurumsal hedeflerle verim odaklı realist davranışları ortaklaştıracak rekabetçi stratejiler geliştirmek, entelektüel sermayenin kapasitesi ile doğrudan ilişkilidir.

Entelektüel sermayenin kapasitesi de beşeri sermayenin kalitesi ile doğrudan ilişkilidir. Beşeri sermayenin kalitesi de eğitim seviyesiyle ilgilidir.

Kısaca, 21.Yüzyılda, birey, kurum ve ülkelerin kendilerine avantaj sağlayacak verimli (katma değeri yüksek) ekonomik sonuçlar yaratabilmeleri ve sürdürebilmeleri için en kıymetli hazine beşeri sermayedir.

---------------------------------------------------------------------------------
(1) Becker G. “Human Capital”, 3.Ed. University of Chicago Press, 2009, USA, Aktaran; Thornton P. "Büyük Ekonomistler", İş Bankası Kültür Yayınları, 1. Basım, Ekim 2017, İstanbul, Sayfa:188 
(2) Sinanoğlu R. “Şirket Değerleme”, www.resatsinanoglu.com/164/sirket-degerleme-html
(3) Erol Ü., Sinanoğlu R. “21.Yüzyıl Kapitalizmi; Global Finans Krizinin Kuramsal Ekonomi ve İşletme Yönetimi Açısından Yapısal Analizi”, Beta Yayıncılık A.Ş. 1. Basım, Ekim 2011, İstanbul, Sayfa: 423-429: “Bilginin Stratejik Değeri ve Entelektüel Sermaye”.