Dr. Reşat Sinanoğlu

Dr. Reşat SinanoğluDr. Reşat Sinanoğlu - Yönetim Danışmanı

05 Ekim 2015

YÜKSEK KATMA DEĞER YARATMAK İÇİN YÜKSEK TEKNOLOJİ GEREKMEZ

Yüksek katma değer ile yüksek teknoloji ilişkisi doğru kurulmadığı için yüksek katma değer yaratamayan gelişen ekonomilerin ileri teknoloji takıntısı bir yanılgıdır. Ürün ve hizmet sektörlerinde yüksek katma değer yaratmak ne demektir? Sorusunun cevabı doğru verilmedikçe, üretim odaklı bakış açısının yarattığı yanılgı devam edecektir.

Ekonomide yüksek katma değer yaratmak demek, ürün ve hizmet sektörlerinde Katkı Marjı daha yüksek fiyatlı ürün ve hizmetler üretmek demektir. Başka bir deyişle, üretilen ürün ve hizmetlerin değişken giderlerine görece daha yüksek fiyatlandırılmaları demektir.

Ürün ve hizmetleri daha yüksek fiyatlandırmak ve bu sayede yatırımı daha verimli kılmak için ileri teknoloji gerektiren ürün veya hizmetleri üretmek gerektiği yanılgısı genellikle bilgisizlikten kaynaklanmaktadır.

Gelişen ya da gelişmekte olan ülkeler, gelişmiş ülkelerin başarılarını kıskanırken, nasıl elde ettiklerinden çok ne yaptıklarıyla ve sonuçlarıyla ilgilenirler. Çoğu kez, aynı sonuçları süratle elde etmek için yapılanları taklit ederek hem zamanlarını, hem paralarını kaybederler.  Çakma silikon vadileri, teknoloji parkları, kısa yol zannedilen teşviklerle sözde desteklenen ve ürettikleri satılmadığı için kapanan ya da ülkeye yük olan yatırımlar gibi sayısız sonuç vermeyen denemelerden de ders almazlar.

Çok azı, gelişmiş ülkelerin başarılarının birer sonuç olduğu bilinciyle, nasıl elde edildiklerini açıklayan öyküleri ile ilgilenirler. Uzun süre öyküleri etüt ederler ve kendi ülke konumları, yetenekleri ve kaynakları ile ilişkilendirilmiş akılcı hedeflere yönelik bir planlama içerisinde sürdürülebilir ilerleme kaydederler.

Gelişen ülkelere ait her yıl açıklanan gelişmişlik sıralamaları ve geçmiş istatistikleri de hangi ülkelerin, hangi kategorilerde, hangi mesafeleri aldıklarını gösterir.

Başarılı sonuçların nasıl elde edildiğine ait öyküleri çalışarak ev ödevlerini doğru yapabilen ülkeler, yapay kısa yollar aramadan ülke içerisindeki reformları adım, adım yaparak ekonomilerinin yarattığı katma değeri sürekli yükseltirler. Açık toplum ve açık ekonomiden yana davranışlarla ülke içerisindeki rekabet ortamını iyileştirerek, evrensel hukuk normlarını ve demokrasi kriterlerini geçerli kılarak, çağdaş eğitim seviyesini her düzeyde var etmeye çalışarak, piyasa ekonomisinin gerektirdiği rolleri doğru algılayan bir devlet yönetimi ile özerk regülasyon kurumlarının verimli çalışacağı ortamları yaratarak ve bilgiye erişim açısından olası hiçbir engele izin vermeyerek ülke kaldıracına (Marka Kaldıracı) yatırım yaparlar. Ve giderek globalleşen tüketicilerin zihinlerinde ürün ve hizmetlerinin daha yüksek fiyatlandırılmasıyla ilgili kredinin açılmasını sağlarlar.

Yukarıda sözünü ettiğimiz ev ödevini doğru yapmayan bir ülkenin yüksek teknolojiye yatırım yapması, ileri teknoloji ile üreteceği ürün veya hizmetlerin yüksek katma değer yaratmasını sağlamaz. Diğer yandan, ev ödevini doğru yapan ülkelerin de yüksek katma değer yaratan bir ekonomiye sahip olmaları için yüksek teknolojiye yatırım yapmaları gerekmez.

Kısaca, yüksek katma değer, ülke markalarının ekonomik büyüklük yaratma gücü ile sınırlıdır. Ekonomik büyüklük yaratma gücü de tüketicilerin zihinlerinde açılan yüksek fiyatlandırma kredisi kadardır. Kaldı ki, tüketicilerin zihinlerinde "yüksek fiyatlandırma ile yeni ürün geliştirme" kredileri birlikte açılır ya da açılmaz.

Markaları için tüketicilerin zihinlerinde yeni ürün geliştirme kredisi açılmayan bir ülkenin tasarım gücü olmaz. Tasarım gücü olmayan bir ülkenin özellikle ileri teknoloji gerektiren ürün ve hizmetleri geliştirmesi ve küresel rekabet ortamlarında yüksek katma değer yaratacak fiyatlarla satması olanaklı değildir.

Teknolojinin şeffaf, ulaşılabilir ve herkes tarafından satın alınabilir olduğu günümüzde, ekonomide yüksek katma değer yaratmak, ileri teknoloji ürünlerinin iç piyasada üretilmesinden beklenen maliyetlerin düşürülmesiyle değil, nihai ürün ve hizmetlerin yüksek fiyatlandırılması ile sağlanır. Yeterince yüksek fiyatlandırılamayan ürün ve hizmetlerin düşük maliyetlerle üretilmeleri, yatırımın sürdürülmesi için gerekli sermayeyi yaratmaya yetmez. Başka bir deyişle, günümüzde yüksek katma değer yaratmak için maliyetleri düşürmek hiçbir üreticinin tekelinde olan kalıcı bir rekabet unsuru değildir. Önemli olan tüketicilerin zihinlerinde "yüksek fiyatlandırma ve yeni ürün geliştirme" kredisi açılmış Markalara sahip olmaktır.

Ev ödevini doğru yapan bir ülkenin yaratabileceği politik, ekonomik, sosyal, teknolojik, kültürel ve hukuki koşullarda, ileri teknoloji gerektiren ya da gerektirmeyen her yatırım herhangi bir yönlendirmeye ihtiyaç duyulmadan yerli ya da yabancı girişimcilerin vereceği doğru kararlar ile doğru zamanlarda yapılır.

İlkesel olarak açık ekonomi ortamında serbest piyasa koşulları içerisinde kalkınmayı tercih etmiş Türkiye gibi gelişen ülkeleri yönetmeye aday birçokları tarafından halen ve ısrarla, merkezi planlama hevesi ile ekonominin istenilen düzeye getirilemeyeceğinin anlaşılamamış olması; mikro ekonomiye özürlü ekonomistlerin maliyet odaklı bakış açılarıyla “az girdi ile çok çıktı” gibi sıradan verimlilik kriterleri ile sınırlı sığ bir geçmişte kalmış olmaları; küreselleşerek küçülen dünyada coğrafi avantajlardan ileri gelen lojistik üstünlükler ile strateji üretme ve rekabet üstünlüğü yaratma hayalleri; içinde bulunduğumuz ekonomik belirsizlik ortamında gelişen ülkelerin gelecek risklerini artırmaktadır.

Kısaca, gelişen ülkelerin yaşadıkları sorununun kaynağı; katma değeri yüksek, rekabetçi insan sermayesine sahip olamamalarıdır. Katma değer yaratamamaları da doğal sonuçtur.